Egoist okur

Fotoğrafta mana yetersizse teknik neye yarar?

“Fotoğraf, tıp fotoğrafıdır, endüstri fotoğrafıdır, röportajdır, hatıra fotoğrafıdır. Şiirselliği olduğu sürece. Ama örneğin kedi resmi çekilmekteyse o, benim kedim, şunun kedisi değil de, tüm kedilerin kediliğini içermeli o mesajı vermesi için. İçindeki mana yeterli değilse, ışık ve kompozisyon ne kadar mükemmel olsa da çekmem” diyen Yıldız Moran’ı Emine Çaykara anlattı.

Zamansız Fotoğraflar: Yıldız Moran Sergisi, 19 Ocak’a kadar Pera Müzesi’nde sürecek.

istanbul hikayeleri egoistokur yilriz moran

Samimiyetin, sahiciliğin fotoğrafları

Belki, 50, belki 100 belki de 500 yıl öncesindeyim. İki ağacın arasındaki o bankta oturuyorum. Öylece. Karşımda Boğaz’ı kesen Rumelihisarı’na kilitlenmiş; İstanbul tarihçisi Tursun Bey ne demişti? ‘Akdeniz’le Karadeniz arasında kuş uçmaması için yapılmış, astronomlar ve mühendislerin yerine karar verdiği kale.’

İki yaka da Osmanlı’nın ama henüz surlarla korunan Konstantinopolis fethedilmemiş. Bir koşu soldaki kuleye, tepelere doğru çıkıyorum. Derdim; ağaçların, ormanlık alanların arasından İstanbul’u seçmek. Surların içinde bir mücevher gibi. Duruyorum. Bir daha bakıyorum; şehir çoktan alınmış, hemen yanındaki Aşiyan Mezarlığı’nı hayal ederken arkadan yalı çocuklarının sesi geliyor. Ders mi çalışıyorlar acaba?

Biraz ilerliyorum.

Haliç Köprüsünün üzerinde öylece duran o iki çocuk… Puslu Süleymaniye’ye hayran Eminönü’ne doğru yürürken yanımdan mı geçmişlerdi? Nasıl da koşturuyordu biri, elinde gazete kağıdına sarılı ekmeklerle. O samimi ve sahici ve de belki acımasız şiirselliğin içinde tatlı tatlı gülümsüyorum.

Az ötede suyun, Haliç’e vuran güneşin ışıltısı altında balıkçılar… Sanki öndeki kayıkta oturuyorum ama görünmezim. Kürekle yaklaşanların ‘rastgele’ dediğini duyuyorum. Hafif bir uğultu var ama suyun huzuru her şeyi unutturuyor. Beyazıd Kulesi ve Süleymaniye’den uzaklaşasım, kayığın içinden çıkasım gelmiyor.

Ben de çocuklar gibi gözümü fotoğrafçı amcadan alamıyorum. O el o makinedeki kumaşın içinde ama daha ayarlar yapılacak, bana da öğretse diye meraklanıyorum ama sabırsızım. Fotoğrafçı amcaysa çok neşeli, sona yaklaşıyor olmanın ve güzel bir kare yakalamanın mutluluğu belki?

Birbirinden ilginç, hepsi sizi mutlaka o anlara götüren, samimiyetin, sahiciliğin fotoğrafları bunlar. Kimse poz vermemiş, yaşam bütün şiirselliği, merakı içinde akarken Yıldız Moran ruhunu katarak o anları kaydetmiş. İyi ki de…

Deklanşöre basarken ve fotoğra çekerkenki duygularını şöyle anlatıyor: “Fotoğraf, tıp fotoğrafıdır, endüstri fotoğrafıdır, röportajdır, hatıra fotoğrafıdır. Şiirselliği olduğu sürece. Ama örneğin kedi resmi çekilmekteyse o, benim kedim, şunun kedisi değil de, tüm kedilerin kediliğini içermeli o mesajı vermesi için. İçindeki mana yeterli değilse, ışık ve kompozisyon ne kadar mükemmel olsa da çekmem.”

Mananın peşinde olan insanın sahici olmaması, işine samimiyeti katmaması mümkün mü?

istanbul hikayeleri egoistokur yilriz moran 2

1998’de yazdığım bir yazı vesilesiyle fotoğraflarıyla tanıştığım Yıldız Moran hep kalbime en yakın yerlerde duran kişilerden oldu.

1932’de İstanbul’da doğmuş, dayısı, sanat tarihçisi Mazhar Fuat İpşiroğlu’nun yönlendirmesiyle resim terine fotoğrafa kaymıştı. Cambridge’te bir gün süren ilk sergisini açtığında henüz 21 yaşındaydı ve 25 fotoğrafı bir gün içinde satılıvermişti. 1950’lerde bir başına Anadolu’ya, kimsenin gitmediği yerlere gitmişti. Cumhuriyet döneminin ilk kadın fotoğrafçısıydı. Ama esas önemlisi, neredeyse hemen her karesine samimiyeti, sahiciliği ve şiirselliği katan bir ruhtu. İnternet ortamında ya da fotoğraflar aracılığıyla bir sanatçının dünyasını tanıyabilir ve onun hayranı olabilirsiniz ama hiçbiri bir sergide onuna buluşmanın etkisini vermez. O yüzden 1970’de son sergisini açan, 1995’te vefat eden Yıldız Moran’ın Zamansız Fotoğraflar sergisine koşarak gittim. Bir kez daha çektiği karelerle, sahneler/zamanlar arasında kendimi kaybetmiş ve büyümüş olarak döndüm.

Emine Çaykara

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment