Egoist okur

FÜRUZAN: “Sırların ne olabileceğini inanın bilmiyorum…”

Arkadaşım Sibel Ateş Yengin gönderdi bu röportajı. Füruzan’la konuştukları arasında yazar adaylarını ilgilendirebilecek şeyler varmış. O da Egoist Okur’un Yazma Dersleri bölümüne gayet uygun olur diye göndermiş. Sizinle paylaşmak istedim. Füruzan ne söylese, ne yazsa okunur çünkü…

Gülenay Börekçi

Füruzan: “Aşksız hayat boşa yaşanmıştır”

furuzan sibel ates yengin egoistokur

Yazarlığa adım atmanızı sağlayan dürtü ne olmuştu?

Okumayı sürgit çok sevdim. Fakat yazar olmayı hiç düşünmemiş hatta aklıma bile getirmemiştim. Şaka bir yana çok iyi film anlatırdım. Bu ayırıcı bir özellik sayılmasa da… 1960’ların diri, devingen dünyasında olanlar bu zamanı derinlemesine yaşayan beni de sarsıyordu. Martin Luther King’in o güzelim konuşmasını yaparken ‘siyahlar ve beyazların kardeşliği’ni anlatması, Vietnam Savaşı, ülkemizdeki özgürlük ve adalet tartışmaları birikimlerimi yeniden gözden geçirmemi gerektirdi. Yazma kararımı böyle verdim.

Fakat uzun zamandır yazmıyorsunuz, neden? Edebiyat dünyasına bir küskünlüğünüz mü var?

 Edebiyata, yanıtımı daha geniş tutarsam, sanatlara küsmek; işte bu benim asla yapamayacağım bir şey. Hayatımı anlamlı kılan bu kavramları duyumsamadan yapamam. Üstelik bu kendimi kendim olarak ayrımsadığımdan beri böyledir.

Okurun gönlünde en çok yer eden kitabınız belki de “Parasız Yatılı”. Peki ya sizin için hangisi diğerinden daha öncelikli?

Sanırım yazarlar yayımlama kararı verdikleri yapıtlarına bir sınava girme gözüyle bakarlar. Bu açıdan kitaplarımın benim ölçülerimle tamamlanmış olduğunu kabul edersek, ayrı türleri de buna katıyorum. “Yeni Konuklar”, “Ev Sahipleri”, “Balkan Yolcusu”, “Redife’ye Güzelleme” benim için eşit çizgidedir.

Röportaj kitaplarınız da var, bu işin incelikleri üzerine neler söylemek istersiniz?

Röportaj yapmanın birinci koşulu girişilen işte, konuda, yazarken kullanmasanız da, ayrıntılı bilgiler edinmek, vurucu noktayı bulmak. Başka bir ülke ya da sizden uzak bir konuyu seçtinizse ciddi bir ön çalışmaya girişmek, anlatılacakları süsten arındırmak ama aynı zamanda güçlü sözcüklerle aktarabilmek…

Yazmak isteyenlere önerileriniz ne olur?

Olabildiğince okumalarını, türler arası metin bilgilerini bıkmadan geliştirmelerini. Yaşadıkları çağı, öncesini meraklıca öğrenmelerini öneririm.

Yazmanın sırrı var mıdır? Sizin sırrınız nedir?

Birinci adımın etik, estetik donanım olduğunu söyleyebilirim. İçtenlikle belirteyim, yazmakla ilgili sırların ne olabileceğini inanın bilmiyorum.

Öykü yazmada sizin keşfettiğiniz bir formül var mı?

Her yazarın bir formülü var mıdır, bilemem. Benimkini en yalın haliyle anlatmam gerekirse konuyu içselleştirip onunla didişmek, tartışmak… Tabii eğer buna formül denebilirse.

Son olarak… Öykü, romanın karşısında bir gün yok olur mu?

Bu tartışmalar acaba türler arasında rekabet ve heyecan yaratmak amacıyla mı ortaya atılır? 1970’lerde “öykü öldü mü, ölüyor mu” tartışmaları yapılmıştı. Dönüp baktığınızda o yıllardan bu yana nasıl seçkin öykücüler ve öykü kitapları çıktı. Üstelik öykü özellikle doğu coğrafyasında binlerce yıllık bir geleneğe sahiptir. Masallar, söylenceler, anlatılar hep bir hikayenin aktarılmasının ürünüdür ve farklı kültürler arasındaki göbek bağını oluşturur.

Sibel Ateş Yengin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment