Egoist okur

Galeano: “Yazarlar dürüst olmalı, politik olmaları gerekmez”

Bir süre önce kaybettiğimiz Uruguaylı yazar Eduardo Galeano’nun “Ve Günler Yürümeye Başladı” adlı kitabı takvim formatında yazılmış. 1 Ocak’tan 31 Aralık’a her gün için yakın tarihte ya da eski çağlarda o gün yaşanan bir hikâye anlatılıyor. Kadın, erkek, iktidar, yerliler, ırkçılık, emperyalizm, kültürler… Daldan dala atlıyor Galeano ve değinilmedik konu, ulaşılmadık coğrafya, çoğaltılmadık ses bırakmıyor. Okudukça ona hayatı boyunca neden “dünyanın vicdanı” dendiğini daha iyi anlıyoruz.

Önce eski bir röportajından şu küçük bölümü okuyun, sonra herhangi bir kitabıyla, mesela Sel’den yeni basılan “Hikaye Avcısı” ile başlayın. Zira hepsi çok güzel.

Gülenay Börekçi

“Borges, ‘sadece kafası çalışan’ bir entelektüeldi; kalbi, cinsiyeti, midesi yoktu. Neruda ise berbat işlerine rağmen dünyayla hep ilişkideydi”

Niçin Yazıyorum’da George Orwell “Yazmak için beni ateşleyen şey, bir adaletsizlik duygusu hissetmektir” demiş. Sizi ne ateşler?

Olağanüstü müzik yapan bir Kübalı davulcu bana “Ben yalnızca elim kaşındığı zaman çalarım” demişti. Bunu ödünç alarak söylüyorum, ben bilincim öyle istediği için değil, yalnızca yazma ihtiyacı hissettiğim zaman yazarım. Adaletsizlik duygusu yazmaya yönelmek için yeterli değil. Yazmak hayatı yüceltmektir, harikulâde bir biçimde korkutucu da olabilir, korkutucu bir biçimde harikulâde de.

Politik bir yazar kendini, propaganda tuzağına düşmeden sanatsal bir biçimde nasıl ifade edebilir?

Kendimi politik bir yazar olarak görmüyorum. Hayatın gizemlerini, toplumun sırlarını, gizli alanlarını yazıyorum. Çünkü gerçek daima maskelenmiştir, propaganda ise anlıktır, yetersizdir. Ama sanat başka bir şey. Bazı işler, propaganda amacıyla yaratılır, gene de zamana dayanır ve kalıcı olmayı başarır. Tıpkı aslında propaganda amacıyla çekilmiş olan “Casablanca” filmi ya da Eisenstein’ın filmleri gibi. Güzel hatta muhteşemdirler.

O halde yazarların toplumsal sorumlulukları olduğunu söyleyen Sartre haksız mı?

Yazarların politik olmaları gerektiğine inanmıyorum. Ama dürüst olmalılar. Satın alınma durumunu kabullenmemeliler. Kendilerine saygıları olmalı. Hem insan olarak hem yazar olarak. Sözleri kalplerinden gelmeli, yoksa o sözler ne işe yarar ki?

Bugüne kadar yazdığınız kitaplarda, Gabriel GarciaMárquez, César Vallejo ve Pablo Neruda üzerine çok şey söylediniz, ama Jorge Luis Borges’in adını sadece bir kez andınız.

Neruda Komünist Parti üyesiydi ve bu yüzden zaman zaman hakikaten berbat şiirler yazdı. En iyi şiirleriyse Latin Amerikalı olmanın yaşattığı korku ve sevinçlere, neşe ve pisliğe dair olanlar. Borges’inse bende hiçbir zaman özel bir yeri olmadı. Ustalığına diyeceğim yok ama elektriğini hissedemedim. ‘Sadece kafası çalışan’ bir entelektüeldi o; kalbi, cinsiyeti, midesi yoktu. Üstün zekâlı bir beyinden ibaretti. Ayrıca seçkinci ve ırkçıydı. Pinochet ve Videla’ya bağlılığını gizlemiyordu. Neruda ise bir dönem yaptığı berbat işlere rağmen dünyayla hep ilişkideydi, bu yüzden dünyayı, hayatı, meyveleri, denizi, aşkı anlatan şiirler yazdı.

Büyük Latin Amerikalı yazarlar artık ya yaşlandı ya da öldüler. Márquez, Saramago, Fuentes, Llosa, Montalbán ve diğerleri… Gelecek kuşak size nasıl olacak gibi görünüyor? Özellikle de politik açıdan.

Geleceği tahmin etmek konusunda fazlasıyla yeteneksizim. Ben ne desem, hep tersi olur. Profesyonel falcı filân olsaydım, kilise önünde dilenmeye çoktan başlamıştım. Geleceği bilemem ama görünen o ki, tarih akışkan bir ruha sahip, yani her an her şey değişebilir. Gençler söz konusu olduğundaysa kimse hiçbir şeyi tahmin edemez.

Derleyen: Gülenay Börekçi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment