Egoist okur

Gece senin, rüya senin, masal senin, sabah senin…

Sevginin büyüyle ve mucizeyle ilgisi yoktur. Gökten elma düşmeyecek bize. Sevmediğimiz bir markete gidip tek tek seçmek zorunda kalacağız. Kasada sıra beklerken üyelik kartı arayacağız çantamızda. “Perdemiz kadife olmasa bile”, Ikea da güzel olacak sevince. Günün yorgunluğuyla bir film izlemeye çalışırken o elmalar bitmeden uyuyakalacağız. Judith elmanın bir dilimini bu güzel kitap için ona ayırdığımızı bilmese de biz kafamıza takılan her sorunun cevabını bir masalda ararken ona kalpler göndereceğiz.

Gece senin, karanlık senin, rüya senin, masal senin, sabah senin. Kalkma! Hep burada uyu! Kitaplarımızın arasında, sevdiğimiz bir filmin yarısında, iki çay bardağı, bir meyve tabağı ve birkaç çikolata kağıdı olan bir sehpanın kıyısında, burada uyu. Bir masaldan bize kalan ne varsa.

Arzu Akgün

Judith Malika Liberman: “Masal dinlerken hepimiz hafif bir transa giriyoruz…”

arzu akgun judith liberman egoistokur

Masal Terapi

Judith’le TED konuşması sayesinde tanıştım. Henüz ne Masal Terapi kitabını okumuştum ne de masal başlamıştı. Hayatla ve yol’la bağımızı yitirince nasıl da varmak istediğimiz yerden gittikçe uzaklaştığımızı anlatıyordu. O gün mutlaka ondan duymam gereken bir şeyler varmış hissiyle dinledim. Anlatırken bizi masalların içinde gezdiriyor, masal deyip geçtiğimiz her sembolün günlük telaşlarımızın içindeki karşılıklarını gösteriyordu

“Hani bir masal vardır; kralın üç oğlu, sihirli mavi çiçeği bulmak için yola çıkar. İlk iki adam, sadece hedefe kilitlendiği için yolda karşılaştıkları her şeyi kendilerine engel olarak görür. Üçüncü adamın durup yardım ettiği yaşlı kadın ise ona mavi çiçeğe giden yolu gösterir.

Yardım ederken, bunu, ondan bir şey beklediği için yapmamıştır. Yardım etmiştir çünkü kadın yolunun üzerindedir ve ona ihtiyacı vardır. Gerçek kahramanlar, yolları boyunca karşılaştıkları her şeyle etkileşim halinde olurlar. Ve etkileşim halinde olduğunuz her şey bir sonraki adımınızı daha da güzel hale getirir.”

Bu konuşma içimde bir ışık yaktı ama nereyi aydınlatacağını henüz bilmiyordum. Bilgisayarın başından kalktım, hazırlanmaya başladım. Birazdan onu görecektim.

Sakin, ılık bahar akşamı, işte, az ileride beni bekliyor. Yaşlı bir kadını izliyor, henüz beni fark etmedi. Fark edince gülümsüyor. O gülünce bahar gibi bir şey yayılıyor içime. Tam bana doğru yürüyeceğini sandığım anda yaşlı dilenci kadına yöneliyor ve ona para verdikten sonra bana doğru yürümeye başlıyor. O bana doğru yürüyünce bahar gibi bir şeye inanıyorum.

Sevginin büyüyle ve mucizeyle ilgisi yoktur. O bazen yalnızlıktan ve çok beklemekten bazen de tam zamanında kurulan herhangi bir cümleden doğar. Çok yorulduğu için kendini tanıyamadığı da olur.

Sadece bir kadından, bir adamdan ve sonsuza uzanan yeşillikte Şirinlerin mantar evlerinden ibaret olsa aşk, belki her şey çok kolay olurdu. Ama öyle olmaz maalesef. İşten çıkmışsındır yorgunsundur. Trafikten, yürümekten, ruhuna sinen yanlış insanlardan, bir türlü düzlüğe çıkmayan talihsizliklerden kendini unutmuşsundur. Birine yer açacak kadar kalbin sana kalmış mıdır bilmiyorsundur. Aşk, uzun zaman önce gidip de tekrar gelmek üzere söz verdiğin bir şehir gibidir. O kadar uzun zaman olmuştur ki hem neyi özlediğini unutmuşsundur hem de yol gözüne gelir.

Sevginin büyüyle ve mucizeyle alakası yoktur. O çoğu zaman bir tamamlanmışlık hissinden bazen de gerilerde kalmış bir benzerlikten doğar. Yenilgiyi ve yetersizliği de andırır biraz. Her şey değişecekmiş gibi gelir ama hiç değiştiremediğin yanların ayağına dolanır. Hiç peşini bırakmayan büyük bir yanlışlık, unutmak istediğin ne varsa karşına çıkarır sanki.

Bir aşkın masal gibi olması, umduğumuzun aksine kusursuzluk ve sonsuz mutluluk vaadi değildir. Yola çıkmak, aramak, sınavlardan geçmek, sabretmek belki nefsine ve korkularına yenik düşmek ve karşımıza çıkan işaretleri anlamak demektir. Saraylardan, mücevherlerden, tahtlardan, taçlardan önce ruhumuzun karanlık ormanları, geçmişimizin üvey korkuları, hırsımızın, inadımızın ejderhaları vardır.

Bir gün ne kadar istesen de yenik düşersin. Yorulmuşsundur, geçmişin vardır. Kesin boğulacağım dersin suya girmeden. O ilk güldüğü an’ı gördüğünde nasıl mutlu olduğunu unutursun, yaşanabilecek güzel olasılıkları değil, başaramadığın her şeyi düşünürsün.

Yine böyle kendimden de ondan da uzak düştüğüm bir anda bu sefer Judith’in kitabı; Masal Terapi’yle buluştum. Kitaptan fal bakmak, yardım istemek, cevap aramak benim hep yaptığım bir şeydi. Bunu masallarla yapabilmek daha da güzel olmalı diye düşünerek bir sayfa açtım. “Gece İz Sürmek” masalı çıktı karşıma:

Kadın, bütün gün sürüsünü otlattıktan sonra, hava kararınca evine dönmeye karar verir. Birden tuhaf bir soluk sesi duyar ve arkasında bir şeyin varlığını hisseder. Daha da hızlanır ama peşindeki yaratık onu takip etmeye devam etmektedir. Yaratıktan kurtulmak için türlü türlü yollar dener. Köye ulaşıp da karşısına çıkan ilk evin eşiğine vardığında artık gücü kalmadığı için bayılır. Uyandığında başucunda çiçekler vardır ve beyaz çarşaflı bir yatakta yatmaktadır. Üç genç ve yakışıklı adam onun uyanmasını beklemektedir. Önceki geceki koşuşturmayı hatırlayan kadın, onları uyarmak ister ve “Bir yaratık ormandan sizin eve kadar beni kovaladı.” der.

Kardeşlerin en büyüğü yanına yaklaşır: “Yaratık falan yoktu, o bendim. Arkandan koştum çünkü sana âşık oldum ve seni evimize davet etmek istedim. Seni korkutmak istememiştim. Aşktan bu kadar mı korkuyorsun ki beni bir yaratık olarak gördün?” der.

Sevginin büyüyle ve mucizeyle alakası yoktur. Korkudan, vehimden, endişeden, dönüp dönüp kurtulunmayan çocukluktan, bolca hatıranın üstüne yığılıp yeni olan her şeyin bir lanetin devamı gibi algılanmasından oluşur bazen. Masallar ise laneti çözer, korkuların yerine sevgiyi koyar ve yol’da olmanın güzelliğini hatırlatır. Hep varmamız gereken bir yer varmış da, ne yapsak olması gereken daha iyiye ulaşamıyormuşuz gibi gelen bu dünyada, masallar bizi yeniden iyiliğe inandırır.

Bir masalın içinden diğerine geçtim. Uyuyakalmış bir adamın kirpiklerinde, korkularımın geçmesini bekledim.

Sevginin büyüyle ve mucizeyle ilgisi yoktur. Gökten elma düşmeyecek bize. Sevmediğimiz bir markete gidip tek tek seçmek zorunda kalacağız. Kasada sıra beklerken üyelik kartı arayacağız çantamızda. “Perdemiz kadife olmasa bile”, Ikea da güzel olacak sevince. Günün yorgunluğuyla bir film izlemeye çalışırken o elmalar bitmeden uyuyakalacağız. Judith elmanın bir dilimini bu güzel kitap için ona ayırdığımızı bilmese de biz kafamıza takılan her sorunun cevabını bir masalda ararken ona kalpler göndereceğiz.

Gece senin, karanlık senin, rüya senin, masal senin, sabah senin. Kalkma! Hep burada uyu! Kitaplarımızın arasında, sevdiğimiz bir filmin yarısında, iki çay bardağı, bir meyve tabağı ve birkaç çikolata kağıdı olan bir sehpanın kıyısında, burada uyu. Bir masaldan bize kalan ne varsa.

Arzu Akgün

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment