Egoist okur

“Geceleri hikaye anlatan adamlar” bize neyi gösteriyor?

Size okuduğumda nefesimi kesen bir şey anlatacağım… Avusturyalı tarihçi, diplomat ve Doğu bilimleri uzmanı Baron von Hammer-Purgstall, bir metninde doğu masallarında geçen “confabulatores nocturne”, yani “geceleri hikâye anlatan adamlar”dan bahseder. Eski bir Pers elyazmasına göre, uykusuzluktan mustarip Büyük İskender, etrafına bu tür insanları toplarmış, geceleri sıkıntıdan patlamamak için… Okuduğumda nefesimin kesildiğini hissettim, birkaç yüzyıl sonrasında tarihlenen “1001 Gece Masalları”nın kökenine dair kesin bir işaretti bu.

Üstelik orada dikkat çekici bir şey daha var: “1001 Gece Masalları” değişik şekillerde de olsa sonra da devam etti aslında. Hem de çok yakın tarihlerde bile. Hatta hâlâ.

Gülenay Börekçi

“Geceleri hikaye anlatan adamlar” bize neyi gösteriyor?

Avusturyalı tarihçi, diplomat ve Doğu bilimleri uzmanı Baron von Hammer-Purgstall, bir metninde doğu masallarında geçen “confabulatores nocturne”, yani “geceleri hikâye anlatan adamlar”dan bahseder. Eski bir Pers elyazmasına göre, uykusuzluktan mustarip Büyük İskender, etrafına bu tür insanları toplarmış, geceleri sıkıntıdan patlamamak için… Okuduğumda nefesimin kesildiğini hissettim, birkaç yüzyıl sonrasında tarihlenen “1001 Gece Masalları”nın kökenine dair kesin bir işaretti bu.

10 yüzyıldır hayatımızda olan “1001 Gece Masalları”nın ana çatısını hatırlayalım: Ruhu amansız bir ihanet korkusu ve kadın nefretiyle kavrulan Sultan Şehriyar her gece yeni bir kızla evlenir, her sabah da karısının idam emrini verir. Derken karşısına Şehrazat çıkar. Düğün gecesi sultana bir masal anlatmaya başlar ama sabah olduğunda masalı en heyecanlı yerinde keser. Finali fena halde merak eden sultan, onun hayatını bir gecelik bağışlayacaktır. Bu böyle sürer gider ve 1001’inci gecenin sonunda Şehriyar, Şehrazat’ı – belki de masallarını- “sonsuza dek” istediğini fark ederek idam kararından vazgeçer.

Hikaye kendi başına zaten büyüleyici güzellikte. Hem bir kadının sağ kalma mücadelesini okuyoruz hem de anlattığı masallardaki karakterlerin maceralarını… Ve zalimin bile hikayelerle şifa bulup iyileşmesini. Fakat bence bir önemi daha var “geceleri hikâye anlatan adamlar”la Şehrazat’ın: “Hikâyeni en heyecanlı yerinde kes, devamını ertesi güne bırak” usulüyle sağ kalan akıllı Şehrazat bir bakıma roman sanatının, dolaylı olarak da günümüz televizyon dizilerinin, daha doğrusu onların özünü oluşturan anlatım biçiminin de yaratıcısı. Anlatayım…

Batıda roman sanatı tefrikalarla başlamıştı. 18’inci yüzyıl sonu ve 19’uncu yüzyılın neredeyse tamamında yazılan romanlar çoğunlukla aylık fasiküller halinde yayımlanıyordu. Tefrika romanın bir çılgınlık halini almasıysa, İngiliz yazar Charles Dickens’ın göz kamaştırıcı bir satış başarısı kazanan “Mister Pickwick’in Serüvenleri” kitabıyla birlikte olmuştu. O güne kadar kitapların hazırlanışı, basılması, ciltlenmesi yayıncıya çok ama çok pahalıya patlıyor, bu da haliyle fiyatlara yansıyordu. Tefrika romanlarsa parça parça ve çok sayıda basılıp satıldığı için okurun cebini yormuyor, yayıncının da sürümden kâr etmesini sağlıyordu.

Şehrazat yöntemi tam da burada devreye giriyor işte: Onlarca farklı kitap arasında öne çıkmak isteyen yazarların türlü çeşit numaralar yaratması gerekiyordu. Mesela her bölümü delice merak uyandıran bir soruyla bitirmeliydiler, yoksa kimse romanınızın sonunu beklemezdi. “Tefrika romanın kralı” Charles Dickens’ın büyük başarısı buydu. Günümüzün TV dizisi senaristlerinin yaptığı da bu aslında. İlerleyen bölümlerde ne olacağını seyirci tepkilerine göre belirliyor, ustaca hamlelerle onların merakını, heyecanını hep diri tutmaya çalışıyorlar. “Acaba bir sonraki bölümde ne olacak?” duygusuyla bekliyor herkes. Az şey değil, kabul edelim.

Gülenay Börekçi

20’inci yüzyılda tefrika

+ Tom Wolfe’un Rolling Stone dergisinde 27 bölüm halinde yayınlanan muhteşem romanı “The Bonfire of the Vanities”

+ Pulitzer Ödüllü Michael Chabon’un 2007’de The New York Times’da yayımlanan romanı “Gentlemen of the Road”

+ Michael Faber’ın Guardian’da yayımlanan “Günahkâr Kırmızı Masum Beyaz” romanı

+ Stephen King’in Philtrum Press tarafından yayımlanan ama ilgi görmediği için yarım bırakılan “The Plant”i

Türk edebiyatında tefrika

Bizim tefrika roman geçmişimizi merak edenlere “Türk Edebiyatında Tefrika Roman Tarihi” adlı projenin internet sitesini tavsiye ederim. TÜBİTAK’ın desteklediği ve Özyeğin Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen proje kapsamında, 1928 öncesinin 150 dergi ve gazetesi tüm nüshalarıyla taranmış ve tespit edilen tefrika romanlar dijital ortama aktarılmış. tefrikaroman.ozyegin.edu.tr

Aşkımı Öldürdüm

Posta kutumda Belkıs Sami Boyar’ın “Aşkımı Öldürdüm” romanını bulmak benim için güzel bir sürprizdi. Adını ilk kez duyduğum bu yazar, meğer Halide Edib Adıvar’ın kardeşiymiş. Araları bir hayli şeker renk olduğu için Halide Edib ondan pek söz etmezmiş, Belkıs Hanım’ı bu yüzden tanımıyormuşuz. 1922’de ressam Osman Hamdi Bey’in öğrencisiyken Türk parasını ilk resimleyen kişi olan Ali Sami Boyar’la evlenmiş, 1926’da da “Aşkımı Öldürdüm”ü kaleme almış. Son Saat Gazetesi’nde tefrika edilen bu tutkulu aşk hikayesi zamanla unutulup gitmiş. Ta ki araştırmacı, çevirmen Sultan Toprak tarafından günışığına çıkarılana ve günümüz Türkçesine aktarılana dek. Ferhunde adlı genç bir kadının evlilik dışı ilişkisini yargılayıcı olmadan anlatan kitap 1920’lerin İstanbul’unun entelektüel kesimlerinin bu denli açık bir özgürlük ilanına ne kadar hazırlıksız olduğunu da gösteriyor.

Orta Malı

Eski Türkçe tefrika eserleri günümüz Türkçesiyle yeniden yayınlamayı hedefleyen yayınevi, Belkıs Sami Boyar imzalı “Aşkımı Öldürdüm”ü de, Selahattin Enis imzalı “Orta Malı”nı da hem kitap olarak hem de bir zamanlar tefrika edildiği biçimde, fasikül fasikül basmış. Bu iki format özel bir kutu içinde birarada satılıyor. Dilerseniz kitabı, dilerseniz de sıradan çekip çantanıa attığınız iki fasikülü okuyorsunuz. Kafede, parkta ya da metroda… Bence mükemmel.

“Zaniyeler” ve “Bataklık Çiçeği” adlı eserleriyle tanıdığımız Selahattin Enis’in “Orta Malı” romanı, kenar mahalle güzeli Fikriye’nin nasıl kibar fahişe Şadan’a dönüştüğünü anlatıyor. Arka planda imparatorlukla cumhuriyet arasında sıkışmış araftaki bir İstanbul var. Türk edebiyatında dekadansı, düşüşü, kaybedişin gizli görkemi en güzel anlatan yazarlardan biriyle tanışmak için iyi bir fırsat.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment