Egoist okur

Geoff Dyer: “Pişmanlıklarınız olsun. Ateşleyici etkileri vardır; arzuya dönüşürler”

Bizde “Zona”, “İçimdeki Yağmur”, “Bir Hışımla”, “Venedik’te Aşk Varanasi’de Ölüm” adlı kitapları yayınlanan Geoff Dyer’a “İngiliz edebiyatının yaşayan en orijinal yazarı” deniyor. Açıkçası “en”lerle pek ilgilenmiyorum ama Dyer’ın yazdıklarının şahane buluyorum.

Kendisi 2012’de bir dönem, bir ara uzun uzun anlatmak istediğim Iowa Üniversitesi Yaratıcı Yazarlık Okulu’nda konuk öğretmen olarak ders vermiş. Burada ondan yazarlık dersi alamayız ama birkaç tavsiye isteyebiliriz. İşte Geoff Dyer’dan alışılmadık birkaç yaratıcı yazarlık tavsiyesi…

Gülenay Börekçi

Geoff Dyer: “Stalker; her seyredişte bana harikulâde gelen film…”

geoff dyer everest yayınları egoistokur yazma dersleri

“İşte Nabokov’u iliklerine kadar emip sömüren yazarlardan biri daha” etiketiyle damgalanmaktan korkmayın”

Elinizdeki tasarı her neyse onunla ilgili ticari ihtimallere kafa yormayın. Bu meseleyle uğraşmak menajerinizin ve editörlerinizin işidir -ya da belki onun bile değildir. Amerikalı yayıncımla aramda geçen diyalogu örnek vereyim. Ben: “Ticari cazibeden yoksun ve son derece sıkıcı bir kitap yazıyorum, bunu bastığınız takdirde işinizden olabilirsiniz.” Yayıncı: “Bana işimde kalmayı isteten tek şey o ama.”

Kamuya açık mekânlarda yazmayın. 90’ların başında, bir süre Paris’te yaşadım, bildiğiniz şu yazarlık arzularıyla… O yıllarda İngiltere’de bir pub’da oturup yazdığınızı görseler, kafanızı uçururlardı. Paris’teyse, bir ‘dans les cafés’ durumu vardı. Ama bende ters etki yaptı, kamuya açık yerlerde yazma konusunda bir tiksinti geliştirdim. Bugün yazmanın sadece yalnızken yapılacak bir iş olduğunu düşünüyorum, tıpkı diğer tuvalet aktiviteleri gibi.

“İşte Nabokov’u iliklerine kadar emip sömüren yazarlardan biri daha” etiketiyle damgalanmaktan korkmayın.

Bilgisayar kullanıyorsanız, yazma programınızın imla ayarlarını sürekli olarak düzeltip yenilemeyi ihmal etmeyin. Kahrolası bilgisayarıma tahmin edemeyeceğiniz kadar sadık olmamın tek sebebi, onun imla düzeltme konusunda inanılmaz hünerlerini keşfetmemdir. Kusursuzca biçimlendirilmiş düzgün kelimeler bilgisayarda birkaç tuşa bastığınız anda oluşuyorlar. Ben “Niet” yazıyorum, klavye onu “Nietzsche” yapıyor, “fot” yazıyorum, “fotoğraf” haline geliyor. Dahice!

Bir günlük tutun. Yazı hayatımdaki en büyük pişmanlığım, asla günlük tutmamış olmamdır.

Pişmanlıklarınız olsun. Ateşleyici etkileri vardır; kâğıt üstünde arzuya dönüşürler.

Her zaman birden fazla fikriniz olsun. Şahsen bir kitap yazmakla hiçbir şey yazmamak arasında seçim yapacaksam, mutlaka ikincisini seçerim. “Şu kitabı mı yazayım, yoksa bu kitabı mı?” cümlesi bundan biraz daha iyi bir seçenek sunar. Hele benim gibi ne olursa olsun kaytarmaya eğilimli bir tip için…

Klişelere hazırlıklı ve uyanık olun. Sadece Martin Amis’in savaştığı türden klişeleri kastetmiyorum. Dildeki klişelerin yanında tepkilerdeki klişeler vardır. Hatta gözleme  veya düşünceye dair klişeler hatta algıdaki klişeler de… Birçok roman, pek az birkaç iyi romanı da dahil ediyorum, umut klişelerine mükemmelen uyan biçimsel klişelerle oluşmuştur.

Her gün yazın. Gözlemlerinizi kelimelere dökme işini elinizden geldiği kadar sık yapın, sonunda içgüdüsel hale gelsin. Altın kural budur ama eh, doğal olarak ben bu kurala da uymuyorum.

Bisikletinizin frenlerini serbest bırakmayın. Bir şey size çok zor geldiyse, sürdürmeyip başka bir şeye geçin. Yazmak sebat işidir; vazgeçmeyin. Otuzlarımdayken, spor salonuna gider ama bundan nefret ederdim. Spor salonuna gitme sebebim bir gün gitmeyeceğim günü elimden geldiğince ertelemekti. Yazmak da böyle; artık bu işi yapmayacağım günü mümkün olduğunca ertelemek için yazıyorum ben aslında. Bir gün dibine kadar kopkoyu bir depresyona batacağım ve bu, kusursuz mutluluğa benzer bir şey olacak.

Geoff Dyer

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment