Egoist okur

Gökhan Özoğuz: “Herkes iner, herkes çıkar!”

Athena’nın frontman’i Gökhan Özoğuz, O Ses Türkiye’nin de yeni bombası. Aylardır doğal ve hesapsız tavırları, samimiyetiyle acayip seviliyor, takdir topluyor. Onu farklı biri sanıp bu hallerine şaşıranlar da var.

Bana gelince, doğrusu pek şaşırmadım. Yaptıkları müziği “alaturka punk” diye tarif edebileceğim Athena’yla bugüne dek çeşitli vesilelerle birkaç röportaj yapmıştım. (Bir tanesinden birkaç bölüm aşağıda. Gökhan Özoğuz’un -ve tabii ikizi Hakan’ın- çılgın, hergele, “pis” görüntülerinin altında ne kadar duyarlı adamlar olduğunu hatırlamak istiyorsanız, bir göz atın.)

Ama önce onlarla yaptığım ilk röportajın hikayesini anlatıp size bu iki genç adama dair bir sır vereceğim.

10 sene falan oluyor, genel yayın yönetmeni olduğum edebiyat dergisi Picus’ta bir Athena röportajı yapmak istiyorum. “Kapak röportajıysa, kabul” diyor menajerleri. “Konseptimizi değiştiremeyiz” diye cevap veriyorum, “Kapakta olmak istiyorlarsa bizim için bir edebiyatçıyla röportaj yapmaları gerekir.”

Haftalar süren upuzun bir telefon trafiği başlıyor. Sonunda her iki tarafın onayıyla Athena-Aslı Erdoğan buluşmasına karar veriyoruz. Athena’cılar Aslı Erdoğan’ın hiçbir kitabını okumamış, “Athena’nın soracağı soruları siz hazırlar mısınız?” diyor menajer. Normalde böyle bir şeyi kabul etmem, ama besbelli içime bundan iyi bir şey çıkacağı doğmuş olacak ki bu seferlik “Peki” diyorum. Böylece bir sabah Kuledibi’nde buluşmak üzere randevulaşıyoruz.

Fotoğrafçı arkadaşım Eren Aytuğ, Aslı Erdoğan ve Athena’nın fotoğraflarını çekiyor ilkin. Ardından birer kahve içmek ve röportaja başlamak üzere merdivenli kahveye oturuyoruz. Bizim de, Aslı Erdoğan’ın da keyfi yerinde, bir sorun yok gibi. Athena’nınsa yüzü asık. Hatta bir ara uzaklaşıp fısıl fısıl bir şeyler tartışıyorlar. “Başlayalım artık” diyorum yanımıza geldiklerinde. “Biz vazgeçtik” diyor Gökhan. Nasıl yani, olamaz, neden?

Meğer çekimler sırasıhnda biraz düşünmüş ve konsepti bozmamanın daha doğru olduğuna karar vermişler. “Aslı Erdoğan bizim şarkılarımızı biliyor, o bize rahatça soru sorabilecek ama biz onun kitaplarını okumadık” diyorlar. “Eğer bize bir hafta süre tanırsanız yazdıklarını okur ve röportaja kendi hazırladığımız sorularla geliriz, daha güzel olmaz mı?”

Olmaz olur muydu? Şahsen sevinçten havalara uçtum.

Birincisi, ara sıra bana hâlâ mektuplar yazan, e-postalar atan sevgili Picus okurlarını aldatmış olmayacaktım.

İkincisi, Athena adamlarını boşuna sevmediğimi fark ettiğimden…

İşte böyle. Bir sırrı öğrendiniz. Şimdi sizi Gökhan Özoğuz ve Athena’yla baş başa bırakıyorum.

Gülenay Börekçi

gokhan ozoguz survivor egoistokur athena

“Cehennemde yanarken bile aşıksın…”

“Athena’yı çelişkiler oluşturuyor, güzel yanı bu. Tezatların oluşturduğu bir kıvam var müziğimizde. Tartışmamız, sürtüşmemiz çok olur, ama hiçbiri henüz bizi kopma noktasına getirmedi. Aramızda kuvvetli bir bağ var, bu bazen sürtüşme şeklinde ortaya çıkıyor, bazen büyük bir uyum olarak… Öte yandan ikiz olmasak bizim gibi karakterlerle bu grup çoktan dağılmış olurdu. 

’Ne sen, ne ben, hem sen, hem ben’ hali. Şarkıların karakterlerini belirlerken bazen benim aşırılıklarım Hakan’a adı üstünde, ‘aşırı’ gelebiliyor veya Hakan’ın kurduğu dengeleri ben biraz ‘fazla dengeli’ bulabiliyorum.

Hakan Özoğuz ekliyor… “İkimiz de hislerimize göre hareket ediyoruz. Hislerimiz farklı noktalara doğru ilerliyorsa, bir ortak noktayı bulmak, bulamıyorsak da yaratmak zorunda kalıyoruz. Türkiye gibiyiz. Türkiye müthiş bir mozaik, dünyada eşi benzeri yok. Birbirinden çok farklı kitlelerin bir arada yaşadığı ülke burası. İyi yanı, bu ülkede herkes iç dünyasındaki kaosu, kargaşayı dışarı vurabiliyor. Bir şans bu.”

“Dünyada yeni bir müzik türü çıkmıyor; çıkmayacak da. Yeni bir şair de doğmuyor. Hep eskinin türevleri. Tabii bugünün koşullarıyla mutasyona uğramış olarak…”

“
İnsan ekmek pişirir gibi şarkı yapamıyor. Bazen durması, bazen hızlanması, bazen yaptığı işi unutması ama hepsinden önce ‘yaşaması’ gerekiyor. Bu bir kaide değildir ama bize göre müzisyen dediğin, yaşadığını, yaşadıklarının ruhunda bıraktığı izleri yazar. Kitaptan okuduğunu ya da filmde seyrettiğini değil. Dinleyene tesir eden şarkılar böyledir.”

“Biz de yaşlandık belki. 1998’de ilk albümümüz çıktığında, 21 yaşında, hayata çok başka bakan, müziği başka algılayan, şimdikinden farklı konuşan insanlardık; çocuktuk… Üzerinden 12 sene geçti, bizim de derinliğimiz, perspektifimiz, hayata bakışımız değişti doğal olarak. Çağ değişti. 12 sene önceki dünyada yaşamıyoruz artık. Ağır şeyler geçiriyoruz. İnsan gazete okumayı, televizyon seyretmeyi bile istemiyor bazen. 

Evet, karamsar sayılırız aslında. Ama ‘Niye böyle oldu, keşke başka türlü olsaydı’ falan demiyoruz. Şunu biliyoruz: Dünyada ne oluyorsa, ne yaşanıyorsa, bizim hayatlarımızda da mikro düzeyde o yaşanıyor. Bu yüzden hayatın bir bütün olarak insanlığa sunduğu şeylerden hiçbirimiz birey olarak kaçamayız, herkes payına düşeni alır. Öte yandan ‘Haydi bakalım, mutlu, güzel, neşeli bir albüm yapalım’ veya tam tersi ‘Şimdi karamsar karamsar oturup gidişatı eleştirelim’ gibi tavırlar uymaz bize. Ruhumuz o sırada neyi seçmişse, onu yaparız. 1998’de futbol sevgimiz baskındı mesela, şimdi yerini başka şeyler aldı. Hayatın doğal devinimi. Dengeler hep değişir; herkes iner, herkes çıkar.

”

“En ağır Athena şarkısında bile matrak bir yan bulabilirsiniz. 
Üslubumuz böyle; epeyce sarkastik… Acı çekerken eğleniyormuş gibi duran bir sound belki. Diyelim ki bir duruma, hissettiğimiz bir derinlik ve karanlığa işaret ediyoruz ama bunu yaparken o karanlıkla dalga geçmeyi tercih ediyoruz.”

“Her erkeği dize getiren bir kadın illa ki çıkar günün birinde. Bazen de bir çocuk yapar bunu. Ama hepimizi dize getirecek bir güç vardır muhakkak.

”

“Adı ‘Pis’ olan bir albümün nasıl bir aşkı anlattığını sormuştunuz demin… 
Bazı anlar vardır aşkta; ilişkin bir daha hiç düzelmeyecek, sen artık hiç iyi olmayacakmışsın gibi gelir sana. Cehennem ateşinde yanarsın ve yanarken bile âşıksındır. Tüm ruhunla, vücudundaki tüm hücrelerle… ‘Pis’ albümünde anlattığımız öyle bir aşk.

 ‘Pis’ adlı şarkı mesela bir hikaye anlatıyor. Halden hale geçerek, aşkın güneşli, yağmurlu, karlı buzlu, fırtınalı bütün evrelerini dolaşarak… Bittiğinde en başa dönülmüş oluyor. Her aşkın bir ömrü vardır çünkü, birlikte yaşayacağınız zaman bellidir, aşk o süre içinde yaşanır ve sonra biter. Gerçi kimse bilmez aşkının bir gün biteceğini. Sen de bilmezsin. O an hissettiğin neyse onu yaşarsın. Acı ruhunu delip deşse de buna mecbursun, başka türlü olmaz. Duramazsın.”

Gülenay Börekçi

 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment