Egoist okur

Gölgesine bakıp güneşi sevenlerin romanı: KÖTÜLÜKÇÜ

Arkadaşım olmasının yanı sıra yayın dünyamızın en uzun isimli şahsiyeti… Gazeteci, yazar, editör Kevser Aycan Aşkım Saroğlu’ndan bahsediyorum; tam 33 yıldır en yakın arkadaşlarımdan biri olan kişiden. (Ben bize söylemediği bir adı daha olduğundan şüpheleniyorum.)

Geçmişte Egoist Okur’a yazdığı yazılardan tanıyorsunuz ama biraz anlatayım yine de… Biraz tatlı biraz tuzludur Aycan; hem hırçın hem kuzu, hem güçlü hem kırılgandır… Enteresan biridir ayrıca, aramızda en iyi fal bakan, en iyi yüzen, en iyi bisiklete binen, ne bileyim en matrak esprileri yapan, en çok gülen, en sık ağlayan hep odur. Ezoterik bir kadındır, oldum olası karanlık konulara merakı vardır. Tekinsiz sulara dalmaktan çekinmez ve sonra muhakkak döner gelir kıyıya. Gölgesine bakıp güneşi sevenlerdendir. Hem zaten karanlığa da yakın olmak için değil, önlemini alıp elinden geldiğince uzak durabilmek için bakar.

Aycan’la arkadaş olmamızın sebeplerinden biri sadece birbirimizi anlamamız, zor anlarda destek olmamız değil bence. O da ben de her insanın içinde bir miktar iyilik, bir miktar da kötülük olduğunun farkındayız. Ruhumuzda sürekli olarak varlığını sürdüren güç savaşının bizi nasıl hırpaladığının, küçücük bir hatanın, savrulmanın hayatımızı altüst edebildiğinin… Hele âşık olduğumuzda… Birbirimizle bu konuları konuşmayı seviyoruz da.

Aşağıda okuyacağınız Ekin Türkantos imzalı röportajda, “İnsan aşkın kızgın lavıyla kavrulurken çaresizlik duygusu gelip çattığında ya o çaresizliğe teslim olarak kendini bir çeşit yok eder ya da o çaresizliği ona yükleyeni yok etmeye kalkışır, yani intikama meyleder. ‘Kötülükçülük’ işte o zaman başlar” diyor.

Dünyanın en tatlı kahkahalarının sahibi olan sevgili arkadaşım Ekin’in Aycan’la röportaj yapmasının sebebini de söyleyeyim artık.

Birincisi, Aycan’ın “Kötülükçü” adlı novella’sı Doğan Novus’tan çıktı hatta şimdiden  baskıya bile girdi. İkincisi, Ekin, Habertürk için bu röportajı yapmayı çok istedi. Aydınlıkla karanlık arasındaki gölgeli alanda gerçekleştirilmiş hissi uyandıran sohbetleri de çok güzel oldu. Önce bunu okuyun, sonra Aycan’ın kitabını… Cabbar ve Muhteşem’in şahsında bir “kötülükçü” neler yapabilir, öğrenmek için…

Gülenay Börekçi

aycan-saroglu-egoistokur-ekin-turkantos-kotulukcu

Kevser Aycan Aşkım Saroğlu

“Suç ve Ceza’nın aşk versiyonunu yazmayı hedefledim”

“Kötülükçü” nasıl yazıldı?

7 yıl öncesinde, Murat Gülsoy’dan yaratıcı yazma dersi alıyordum. “Diyalogla başlayan bir öykü yazın” dedi. Bilinçaltımdan bu fışkırdı. Elbette daha sonra defalarca yeniden yazdım, değiştirdim. Demek yıllarca içimde, ruhumda birikmiş. “Yaşanmış mı?” diye soranlara cevabım; bazı duygular yaşanmış, olaylar yaşanmamıştır.

“İnsan kötüye doğru mu değişir, hevesler eskidikçe mi başkalaşır?” diyor romanın kahramanı. Hayal kırıklıkları, acılar ve heveslerin kırılması mı bizi bu noktaya getiriyor?

Getiriyor ama… Ama’sı var. İlk canın yandığında öfkeleniyorsun, ağlıyorsun, deliriyorsun ama hemen gözün korkmuyor. Gidip bir daha değdiriyorsun sobaya elini. Defalarca canın acırsa; bir seferde bütün kulelerin devrilir, bütün gemilerin yanarsa o zaman da yoğurdu üfleyerek değil artık kaynatarak yemeye başlıyorsun. Heveslerin eskiyor, inancın azalıyor… Bu noktada yeniden ayağa kalkmak gerekiyor, çünkü her gün kendi şartlarıyla gelir ve sen her gün yeniden başlamak için kendini dönüştürebilirsin.

Kadınlar aşk acısı yüzünden intikam almak, kötülük etmek istese de aslında sihirli lambadan bir cin çıkıp “Dile benden ne dilersen, onu süründüreyim mi?” dese, kıyamazlar… Romanın kahramanı Berrak da âşık olduğu ve onu terk eden adama kıyamıyor. Hangi yaş, meslek grubu ve sosyal statüde olursa olsun kadınların aşka bakışı değişmiyor sanki…

Doğru, kıyamazlar. Ben de kıyamam. Ama herkes canı yandığında kıymayı düşünebilir. Bir kadın isterse en kötü intikam planını da yapar. Uygulamaz, o ayrı ama içinden geçer. Bu gerçek. İçinde iyi ile kötü intikamcı ile sevecen durmaksızın kavga eder. Duygular birbiriyle boğuşur. Sonunda biri kazanır. Beni bir yazar olarak insan ruhunun güneşe çıkmak için karanlıkla giriştiği bu mücadele ilgilendiriyor. Ayrıca içimizdeki bu savaştan ötürü üretiyor, dönüşüyoruz… İnsanın iç dünyasındaki o derinlik, o dehlizler bana muhteşem geliyor. Kim kazanacak; şeytan mı, melek mi? Ben hep bu sorunun cevabıyla meşgulüm.

Aşktaki o büyük hayal kırıklığının ardından yaşanan değişimi çok güzel vermişsin. Şunu sorayım ben de: Kötülükçülük yapmaya ne zaman başlıyoruz?

Aşk insana her şeyi yaptırabilir. Öyle kuvvetli bir duygudur ki imparatorlukları bile yıkar. Truvalı Helen bunun en güzel örneği. VIII. Henry de aşk uğruna Katolik İngiltere’yi Protestanlığa geçirdi. “İnsan aşkın kızgın lavıyla kavrulurken çaresizlik duygusu gelip çattığında ya o çaresizliğe teslim olarak bir tür kendini yok eder ya da o çaresizliği ona yükleyeni yok etmeye girişir, yani intikam almak ister. ‘Kötülükçülük’ işte o zaman başlar” Bir de üçüncü yol daha vardır ve bence o en güzelidir. İkisine de pas vermeden kendini aşmak, dönüştürmek ve acının içinden geçip mutluluğa güçlenerek ilerlemek. Eskilerin feraha çıkmak dedikleri şey bu…

“Kötülüğün bir kılığı yoktur. Bir kılığı olsa, en çok iyilik kılığına girmeyi sever” cümlesi aslında her şeyi özetliyor. Ying-Yang dengesi gibi geldi bana…

Romanın kilit cümlesi. Doğrusu ben de çok seviyorum. Daha saf ve kendine güvensiz olduğum zamanlarda başıma gelen şeydi, ‘iyi’ maskesi takmış kötülerle karşılaşmak… En sinsi ve gerçek kötü budur; tam şeytan işidir. Seni en saf yerinden yakalayıp karanlığa atar. Ona karşı güven dolu ve hazırlıksız olduğun, kalkanlarını kuşanmadığın için de aldığın yara ölümcül olur.

Kötülük üzerine düşünmeye nasıl başladın?

Kendimi bildim bileli karanlık beni ilgilendirdi. Yakın olmak için değil, tersine uzak olmak için önce orada ne olup bittiğini anlamam gerekiyordu. Kendi karanlığımı, gölgelerimi ancak onlara bakarak güneşe çıkarabilirdim. Herkesin bir karanlığı vardır, bu insanın temelidir aslında. Çocukluğumdan beri mafya filmlerini, oradaki güç savaşını izlemeyi severim. Bence insanın bitmek bilmeyen güç savaşı, hayattaki iyilik ve kötülüğün de özünü oluşturuyor. Ben de bu kitapta aşk üzerinden iyilik ve kötülüğü incelemeye çalıştım. Biraz iddialı gelecek ama Dostoyevski’nin ‘Suç ve Ceza’sının aşk versiyonunu yazmayı hedefledim.

“Âşıksan kum tanesinden bile ne anlamlar çıkarırsın”

Astroloji de kitabın önemli bir parçası, zaten seni tanıyanlar aksini beklemezlerdi… Aşk ve astroloji sanki birbirine çok yakışıyor, ne dersin?

Âşıksan, yere düşen kum tanesinden bile ne anlamlar çıkarırsın. Hele aşk senin için tereyağından kıl çeker gibi akıp gitmiyorsa… Araştırmaya başlarsın, her şeyini bilmeye çalışırsın çünkü edindiğin bilgeler sana güç kazandıracaktır. Adam Koç burcuysa, ‘Mızmızlanırsan çekip gider’ bilgisi işine yarayabilir. Boğa burcu erkeğini ev yapımı reçelle tavlayabilirsin. Astroloji devasa bir bilgi pınarı; hayatın sisteminde şaşmaz bir saat gibi işliyor. Bana ise kainatla birlik içinde olduğum, başıma gelen hiçbir şeyin tesadüfi sayılamayacağı hissiyatı veriyor.

Kitabın son bölümü sürpriz içeriyor; tek bir son yok. Böyle bir kurguya nasıl karar verdin?

Yıllar önce Luis Bunuel’in “Gündüz Güzeli” filmini izlemiştim. Filmin sonuna geldik, jenerik akmaya başladı, ışıklar yanacakken ayağa kalktım, jenerik bitti ama film devam ediyordu. Oturduk ve alternatif bir son izledik. O zaman çok etkilenmiştim, burada da kullandım.

Üzerinde çalıştığın başka projeler var mı?

Evet, kadim zamanlardan beri ruh eşi olan iki kişiyi anlatan bir masal yazıyorum; modern bir aşk hikâyesi. Bir de yine her bedelin muhakkak ödendiğini anlatan ve elbette yine biraz karanlığı olan bir hikâye.

Ekin Türkantos, Habertürk Kitap Eki

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment