Egoist okur

Gülümsemek için buz gibi bir dondurma yeter de artar :)

“Sanki, zeytinyağının ilk çıkarıldığı zaman duyduğu heyecana benzer bir ışık dolmuştu içine… Sanki, ilk damlanın verdiği heves, o hevese karşı içinden yükselen o ilk sesti bu… Sanki, sert zeytin yaprağına vuran ilk şefkatli sabah ışığı, güneşin hemen ilk kez, ilk meyvenin üstünde dolaşması, ilk buruşma, ilk renk değiştirmeydi bunun adı.”

Bu haftanın okuma listesinde, arkadaşım Müge İplikçi’nin Günışığı Kitaplığı’ndan çıkan yeni kitabı “Dondurmam Tılsım” var. Ama bu leziz kitabı size ben anlatmayacağım, siz en iyisi Müge’yi dinleyin… İşte röportajımız…

Gülenay Börekçi

dondurmam-tilsim-gunisigi-kitapligi-egoistokur

Dondurmam Tılsım

Müge İplikçi yetişkinler için yazdığı kitapların yanı sıra çocuklar için yazdığı “Saklambaç”, “Kömür Karası Çocuk”, “Acayip Bir Deniz Yolculuğu” gibi tatlı mı tatlı hikâyelerle de tanınıyor. “Dondurmam Tılsım”da okurlarını bu kez yeraltı karanlığından güneşli zeytin bahçelerine çıkaran Müge, zeytinliklerin yok edilmesi ve maden kazaları gibi acıtıcı konulardan da bahsediyor elbette ama bunu yaparken umut ve sevgiyi, yaşamı ve dayanışmayı yüceltmeyi unutmuyor. Onunla yeni kitabını konuştuk…

Müge, “Dondurmam Tılsım”a başlarken kafanda ne vardı?

Zeytinler, madenler, dostluk, dondurma yemenin keyfi… Elbette bunların ötesinde Türkiye’de yaşananlardan kesitler sunmak istedim çocuklara. Güzellikler kadar çirkinliklerin de olduğunu anlatmak arzusundaydım, bir kez daha… Çocuklar, halihazırdaki çelişkilerin farkında zaten ama yine de ben onlara bunu bir kez daha fısıldamaya giriştim. Dahası, dostluğun en değerli maden olduğunu, paylaşmanın tılsımını anlatmaya çalıştım.

O halde şunu sorayım; bir külâh dondurma neden şahane bir lezzet ve kusursuz bir buzları eritme aracıdır?

Dondurma yerken eğlenmeyen ve mutlu olmayanına rastlamadım! Tasalar kaybolur gider; renklerde kaybolursunuz. Çocukken, yazları, arkadaşlarımla her ikindide dondurma yemeğe giderdik. Ve o ikindi zamanlarını nasıl heyecanla beklerdik! O zamanlar dondurmacılar, arabalarıyla gelir ve o yaz ikindilerini esir alırdı. Çocukluğumun en büyülü zamanlarındandı dondurma sefalarım!

Kitabın çocuklara hayatın sert, can acıtıcı bazı hakikatlerinden de söz ediyor. Onlar için yazarken aydınlık-karanlık dengesi nasıl kurulur, sen bunu yaparken neleri gözetiyorsun?

Her zaman umut adına bir şeyler söyleyerek yapmaya çalışıyorum bunu. Dünyada kötülükler var elbette ama aynı zamanda iyilikler de var diyerek… ‘Dünya hâlâ dönebiliyorsa iyi kalpli, vicdanlı insanlar sayesinde dönüyor’ mesajını vermeye çalışıyorum çocuklara.

Kitabın karanlık tarafında zeytinliklerin insan eliyle yok edilmesi, maden kazaları gibi konular var… Aydınlık tarafında neler var?

Dostluk var, hikâyeler var, hayaller var… İyilik de var elbette.

Dersleri, matematiği, coğrafyayı, tarihi öğrenmek tamam da okuldaki dersler dışında zevk için, dünyayı anlamak için okumaya da ihtiyacı var çocukların. Yaptığını bu açıdan da önemli buluyorum. Çocuklarla ilişkini sorsam…

Onlar için kararlılıkla yazmayı sürdürüyorum. Belli bir sorumluluk duyuyorum muhtemelen, çünkü çocukları çok önemsiyorum. Hepsi geleceğin okurları. Bu yaşta edebiyatla buluşurlarsa gelecekte çok farklı bir yaşamları olacak, biraz da bu yüzden yazıyorum. İnancım şu: Edebiyatı gerçekten duyumsayan bir insan kötü olamaz.

Küçük Müge’yi bugünün Müge İplikçi’si yapan kitaplar

En sevdiğin çocuk kitapları hangileri?

Ben “Mutlu Prens”çiyim. Oscar Wilde ile 9-10 yaşlarında karşılaştım. “Alice Harikalar Diyarında” da beni hep büyülemiştir. “Küçük Kara Balık”, bizim kuşağın kitabıdır zaten; “Bir Şeftali Bin Şeftali” de… 14-15 yaşlarında Çehov, Salinger, hatta Truman Capote’yle karşılaştım. Bir de şiirler var elbette. Fazıl Hüsnü Dağlarca 7-8 yaşındayken karşıma çıktı ve bana şiiri sevdirdi. Bir çırpıda aklıma gelenler böyle.

Peki ya çocuk kitapları yazarlarından seçimin kimler olur?

Son yıllarda Zoran Drvenkar’ı çok beğeniyorum. Drvenkar, yetişkinler için de yazıyor ama çocuklar için yazdıkları apayrı bir yaratıcılığa sahip. David Almond’u da takip ediyor ve çok seviyorum. Bir de Christine Nöstlinger son derece ilginç geliyor bana. Bu yazarların hemen her kitabını okuyorum ve çok heyecanlanıyorum. Ve Brigitte Labbe elbette. Dünya çocuklarına felsefeyi sevdiren kadın!

Gülenay Börekçi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment