Egoist okur

“Gündüzleri madeni işliyorum, geceleri sözcükleri…”

İkinci romanı “Kestik, Diyor Yönetmen”le okur karşısına çıkan, üstelik Ahmet Ümit ve Selim İleri gibi iki büyük ismin övgülerini kazanan İkbal Bayrak‘ı ben yeni tanıdım. Hakkında bildiklerimden biri aslında takı tasarımcısı olduğu, yani gündüzleri kendi deyişiyle “maden işlediği”… Edebiyata âşık olduğu. Bir de sevdiklerini arka arkaya kaybettikten sonra kansere yakalandığı ama bu amansız hastalıkla mücadelesinden sağ çıktığı.

Türkiye’nin en önemli yayıncılarından Vedat Bayrak’ın eşiymiş, bunu sonradan öğrendim. İkbal Bayrak’a röportajda ilk sorum da haliyle eşiyle ilgili oldu.

Gülenay Börekçi

ikbal bayrak everest yayinlari gulenay borekci 1

“Sahte mutluluklar, eninde sonunda gerçek ıstıraplar yaratır…”

Eşinizin mesleği, yazmakla ilgili olarak hayatınızı kolaylaştırdı mı, yoksa tam tersi mi oldu? 

Her ikisi de diyeyim. Eşimin mesleği romanlarımın yayınevine ulaşmasını kolaylaştırdı elbette. Fakat esere önyargıyla bakılması riskini de getirdi. Öte yandan, ilk romanım “Aç gözlerini Masal Bitti”yi teslim ettiğimde bana herhangi bir ayrıcalık tanınması ne benim isteyeceğim ne de yayınevinin yapacağı bir şeydi.

Vedat Bey eleştirir mi sizi, romanlarınızı? Yoksa eve geldiği anda yayıncılığı kapıda mı bırakır? 

Eleştirir evet. Ben de eleştirmesini ister, sık sık fikrini alırım.

İnsan yaşarken çoğu zaman “Bu benim başıma gelmez” der. Fakat başımıza gelmez sandığımız her şey gelir, bizi yakalar. Siz, “Bu benim başıma gelmez” dediniz mi hiç?

Hayır, demedim. Çünkü hiçbir zaman kendimi insana ve yaşama dair herhangi bir konudan soyutlayacak kadar özel görmedim. Gören de kendini kandırır zaten ve kandığına inanır. Sahte mutluluklar, eninde sonunda gerçek ıstıraplar yaratır…

Bir travmayı atlatıp da sağ kalan insan öncesine göre daha güçlü mü oluyor?

Anneme, yani en sevdiğime kanser yüzünden çaresiz vedamın erken bir yaşta olması hayatımı daha baştan zorlaştırmıştı fakat dediğiniz gibi, öldürmeyen acı güçlendiriyor. Sanırım gerçekten kaybetmenin ne demek olduğunu erken öğrenen insan, sonrasında kaybetmekten korkmuyor.

Bu büyük acıları yaşamasaydınız nasıl biri olurdunuz?

Daha korkak, daha kırılgan olurdum herhalde.

Nelerden korkarsınız?

Kanser olduğumu öğrendiğimde ölümden korkmamıştım. Ölürsem çocuklarımın, yokluğumla nasıl baş edeceklerini düşünerek endişeleniyordum sadece. Hem ölümden korktuğu için her gün kahrolmanın kime ne faydası olabilir ki! Neye katlandığımızdan da mühim olan şey ona nasıl katlandığımızdır. Ben hüzne sığınmayı tercih etmeyip mücadeleyi seçtim. Artık hiçbir şeyden korkmuyorum.

Kitapta adeta açık bir yara gibi her acıyı, kederi yoğun olarak hisseden bir karakter var. Elif’in ne kadarı sizsiniz? 

Kendi yaşadığım olayların bazılarını Elif’e de yaşattım, yine de Elif bambaşka bir karakter. Bir kere benden daha kırılgan. Aklıyla duyguları arasında bocalıyor. Bense daima mantığımla hareket etmeye çalışırım. Kendimi Elif’in yerine koymam bir hayli zor oldu ama edebiyat bir bakıma insanı anlama ve anlatma sanatı değil mi? İnsan, hayat, ölüm, dünya; bunlar kolay anlaşılır şeyler olsaydı, sanat diye bir şey ortaya çıkmazdı belki de.

Takı tasarımcılığını soracağım. İnce ince işlemek, bir şeyi yoktan var etmek… Bu açıdan bakılınca yazmak ve tasarlamak birbirine benzemiyor mu? 

Evet, çok benziyor. Her ikisi de başlangıçta yalnızca hayalde var olanı, elle tutulan gözle görülen eserlere dönüştürüyor. Tek fark malzemeler; gündüzleri madeni işliyorum, geceleri sözcükleri…

Şarkı sözü yazdı, birincilik kazandı

Siyah Gelinlik diye bir şarkı sözünüz var, size Kuşadası Altın Güvercin Şarkı Yarışması’nda birincilik kazandırdı. Hikayesini dinlemek isterim. Niçin “siyahtı” bu gelinlik? Ve sonrasında neler oldu?

“Siyah Gelinlik”, benim ilk yazma deneyimimdi. Daima naif bir edebiyat sevdalısıydım, fakat yazmayı hiç denememiştim. O şiiri de oyuncak bebekle oynama çağında gelinlik giyen bir “çocuk gelin” için yazmıştım. Akşam bülteninde küçücük bir çocuğun töre cinayetine kurban gitmesi haberine içerlemiş, üzülmüş, ağlamış sonra da oturup yazmıştım işte. Bu sebeple adı “Siyah Gelinlik” oldu. Sonra o şiir bestelendi, ödül aldı, ben de gecelerimi yazmaya ayırmaya başladım. Derken sıra romana geldi. Önce “Masal Bitti” çıktı, ardından da “Kestik Diyor Yönetmen”… Aslında “Kestik, Diyor Yönetmen” şarkımın son dizesiydi.

Gülenay Börekçi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment