Egoist okur

Hararetle tavsiye: 4 büyük roman

Kendi dilini ve kendi şiddetini yaratan bir kült roman; “Otomatik Portakal”… Bir kedinin gayet ciddi ve çok eğlenceli otobiyografisi; “Kedi Murr’un Dünya Görüşü”… Dünyanın en iyi öykücülerinden birinin bilmediğimiz romanı; “Wapshot Kayıtları”… İngiliz romanında taşraya ve hayata kadın gözünden bakış; “Cranford”…

4-buyuk-roman-egoistokur-gulenay-borekci

Otomatik Portakal, Anthony Burgess, İş Bankası Kültür Yayınları

“Tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek olduğunu bilen insanoğluna sistematik bir baskı uygulayarak onu otomatik işleyen bir makine haline getirenlere kılıç kadar keskin olan kalemimle saldırmaktan başka hiçbir şey yapamıyorum… İngiliz argosunda bir deyiş vardır; ‘Queer as a clockwork orange’ derler… Bu deyiş, olabilecek en yüksek derecede gariplikleri barındıran kişi anlamına gelir. Bu çok sevdiğim lafı, yıllarca bir kitap başlığında kullanmayı düşünmüştüm. Bir de tabii Malezya’da ‘canlı’ anlamına gelen ‘orang’ sözcüğü var. Kitabı yazmaya başladığımda, rengi ve hoş bir kokusu olan bir meyvenin kullanıldığı bu deyişin, tam da benim anlatmak istediğim duruma, Pavlov kanunlarının uygulanmasına dayalı bir hikâyeye çok iyi oturduğunu düşündüm…”

Anthony Burgess ünlü romanı “Otomatik Portakal”ı böyle anlatıyor. Kitapta, karabasan gibi bir gelecek atmosferini ve geceleri sokaklara dehşet saçan, yaşamları şiddet üzerine kurulu gençler anlatılıyor. Sosyal kehanet? Kara mizah? Özgür iradenin irdelenişi? “Otomatik Portakal” aynı anda bunların hepsi. Üstelik şaşırtıcı bir dil deneyi. Çünkü Burgess bu kitap için ‘nadsat’ adını verdiği yepyeni bir argo yaratmış. Grameriyle, kelimeleriyle, küfürleriyle…

Kedi Murr’un Dünya Görüşü, Ernst Theodor Amadeus Hoffmann, İletişim Yayınları

Ernst Theodor Amadeus Hoffmann’ın sadece masallarını okumuştum bugüne kadar ve açıkçası bu kitap geldiğinde beklediğim bu değildi. Bunu olumlu anlamda söylüyorum, çünkü “Kedi Murr’un Dünya Görüşü” alabildiğine orijinal bir kitap. Üstelik içinde şahane orijinal gravürler yer alıyor… Hepsi Carl Friedrich Thiele’nin kitabın 1820’de Berlin’de yapılan ilk baskısının kapağı için Hoffmann’ın eskizlerinden hareketle yaptığı çizimler ve dönemin ruhuna son derece uygun bir kasveti, melankoliyi barındırıyor.

Gerçi kasvetli ve melankolik bir kitap değil bu. Öyleyse bile bu duygular ancak satır aralarında gizli olabilir… Hoffmann, hayatının son yıllarında yazdığı bu eserde Fransız Rabelais ve İngiliz Sterne’ün muzip edebiyatına olan vefa borcunu ortaya koyduğu gibi, Kafka’dan Poe’ya, Bulgakov’dan Marquez’e gerçekliğimizi anlatmak için doğaüstü anlara başvurmuş olan sonraki yazarlara da izleyecekleri bir yol haritası sunuyor. Hastalık hastası, insansevmez besteci Johannes Kreisler’in anılarını yazdığı kâğıtları kendi anıları için müsvedde olarak kullanan sıradan bir kedinin hayat hikâyesini anlatan Hoffmann’ın bu ikili anlatısı öylesine modern ki okurlar onun hicvine ancak 20. yüzyılda yetişebilmiştir desek yeridir. Yayımlandığı yüzyılın en tuhaf kitaplarından olduğunu söyleyenler kesinlikle haklı.

Wapshot Kayıtları, John Cheever, Everest Yayınları

“Yüzücü” adlı kitabıyla tanıdığımız John Cheever’ın New England’da geçen ilkgençliğinden esinlenerek yazdığı “Wapshot Kayıtları”, küçük bir balıkçı kasabası olan St. Botolphs’ta yaşayan Wapshot ailesine odaklanıyor: Kendini ailenin reisi ve denizlerin hâkimi olarak gören muhterem kaptan Leander Wapshot, kararlı eşi Sarah, hovarda büyük oğlu Moses, maceracı küçük kardeş Coverly ve gözüpek, egzantrik halaları Honora…

İnsan ruhundaki ikiliğe; karakterlerin topluma sunduğu personalar ile içten içe çürümüşlükleri arasındaki uyumsuzluğa odaklanan Cheever’ın dünyasında, kaybolan bir geçmişe duyulan özlem ince ve dinmeyen bir sızı gibi. Bu yüzden olsa gerek kimileri onu “Amerikan banliyölerinin Çehov’u” olarak anıyor. Burada John Updike’ın sözünü hatırlatayım: “”Pek çok kişi banliyö üzerine yazdı, fakat sadece Cheever ondan bir arketip yarattı.”

“Wapshot Kayıtları” yazarın ilk romanı. Ama yanmış anlaşılmasın, yayınlandığı 1957’de Cheever çoktan harika öykülerin yazarı olarak nam salmıştı. Kitap, 1958’de Ulusal Kitap Ödülü’nü kazandığında usta bir romancı olduğu da kanıtlanmış oldu. 1979’da Pulitzer’e ve Ulusal Kitap Eleştirmenleri Birliği Ödülü’ne layık görülen Cheever, 20. yüzyılın en önemli öykücülerinden biri sayılıyor.

Cranford, Elizabeth Cleghorn Gaskell, İletişim Yayınları

“Cranford”, 19’uncu yüzyıl İngiliz edebiyatının dev yazarı Elizabeth Gaskell’ın İngiliz taşrasına kadınlar arasındaki dostluklar üzerinden bakan kitabı. Gaskell, bekâr ve orta yaşlı iki kadının, Miss Deborah ve Miss Matty’nin serüvenleri üzerinden taşra yaşamına dair minimalist portreler sunuyor okura. Kadınlar arasındaki arkadaşlıklar ve alışkanlıkların dekoru olan “Cranford”, adab-ı muaşeret ve gelenek üzerine satirik bir anlatı olduğu kadar ironi ve mizah, ölüm ve trajedinin eşzamanlı yürürlükte olduğu bir insanlık sahnesi teşkil ediyor. Elizabeth Gaskell’ın gerek aile yaşamı gerek toplumsal yaşama yönelik keskin gözlem gücünü yansıtan Cranford, Jane Austen’dan sonra 19. yüzyıl İngiliz toplumuna kadınların penceresinden bakmayı sürdüren birinci sınıf bir yazarın elinden çıkma bir başyapıt.

Bir rahiple evlendikten sonra romanlarını artık Mrs. Gaskell olarak yayınlayan bu enteresan edebiyatçı, eşinin işi sayesinde toplumun farklı kesimlerini, özellikle de yoksulları tanıma şansı bulmuştu. Charles Dickens bir keresinde ona şöyle söylemişti: “Sevgili Şehrazad’ım, hikâye anlatma yeteneğinin bir gecede tükenmeyeceğine, en azından bin bir gece süreceğine eminim.”Cranford

 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Comments
5 Responses to “Hararetle tavsiye: 4 büyük roman”
  1. Tesadüfen karşılaştım kitaplar ilgimi çekti. Daha doğrusu başlıkla beraber fotoğrafta ilgimi çekti. Tavsiye için teşekküler

  2. rabia says:

    sağ üstteki fotoğraf hangi yazara mı ait ?

Leave A Comment