Egoist okur

HAYAL KIZ’ın yaratıcısı Leyla Ruhan Okyay anlatıyor

Leyla Ruhan Okyay, kent koruma projelerinde çalışmış bir mimar. Çocukluk anılarını “Yeşilköy: Bizim Köyden Trenler Geçer” adıyla kaleme almıştı. “Hayal Kız” ise Okyay’ın minikler için yazdığı ve Günışığı Kitaplığı’ndan çıkan yeni kitabı.

Okurken aklıma hep şu geldi: Acaba İstanbul’un hızla yeşillikten yoksun dev bir metropole dönüşmesi en önemli zenginliğimiz olan hayallerimizi, daha da önemlisi çocukların hayallerini köreltiyor muydu? İşte anlattıkları…

Gülenay Börekçi

leyla ruhan okyay egoistokur gunisigi kitapligi

“İnsan yetişkin olunca hayalleri de değişiyor” 

“Hayal Kız”ın kahramanı Mavi, hayal gücü çok güçlü bir çocuk. Nasıl oluyor da çocukların o renkli, zengin hayal güçleri zamanla köreliyor ve biz yetişkin olmaya adım adım ilerledikçe daha az hayal kuran insanlar haline geliyoruz?

Öyle çok etken var ki hangisinden başlayacağımı bilemedim. En başta aldığımız eğitim, kurallar, sınırlar, yaşam kaygıları, doğa ve insan katliamlarının getirdiği umutsuzluklar, mutsuzluklar ilk aklıma gelenler… Dünden bugüne süregelen eğitimde verileni aynen kabul edip ezberlemek esas alındı. Bu sistem giderek daha sertleşiyor. Çocuklarımız bir yandan okulda verilen eğitim, bir yandan toplumsal kurallar çerçevesinde şekilleniyor. Analizi, sentezi, sorgulamayı neredeyse yasaklamış bir sistemde yetişiyorlar. Oysa batıda uygulanan eğitimin temeli analiz ve senteze dayalı. Bu da sorgulama, araştırma, düş gücünü kullanmayı gerektiriyor. Soru sorma, araştırma, hayal dünyalarını geliştirerek keşfetme destekleniyor. Dünyada uygulanan, en popüler eğitim sistemlerinden ‘Montessori Eğitimi’ öğrencilerin doğrudan eğitim yerine kendi araştırma ve deneyleri sonucu doğruya ulaşma yöntemini esas almış, araştırma ve deneyi oyunla harmanlamış bir sistem. Dolayısıyla eğlenerek, deneyimleyerek sonuca ulaşıp ‘bilgi’nin kalıcılığı sağlanıyor. Elbette hayal güçlerinin de alabildiğine gelişmesine olanak sağlıyor. Bu da çocuğun kendiyle barışık bir birey olarak dik durmasına, mutlu ve başarılı olmasına olanak sağlıyor.

Kahramanınıza sınırsızca hayal kurma özgürlüğü tanımışsınız. Bir çocuk için bu ne demektir?

Özgürlük, mutluluk, sevinç ve kişisel gelişiminin yolunu açmak, kendiyle, çevresiyle barışık, sevgi dolu, donanımlı bir birey olmasına yardımcı olmaktır.

Bir yetişkin olarak siz de hayal kurmayı sürdürüyor olmalısınız ki öyküler, romanlar yazıyorsunuz. Yazarlığın hayallerle ilişkisini anlatır mısınız?

Yazma uğraşı elbette düş gücü gerektiriyor. Ama onun yanı sıra öncelikle ‘insan’ı iyi tanımayı, gözlemlemeyi, çok iyi bir okur olmayı, dile hâkimiyeti de gerektiriyor. Yazma uğraşı karmaşık bir bilmece bence. Düş gücü, hayal kurma bunun tamamlayıcısı, olmazsa olmazı belki… Bazen bir öykü ya da romana kendi yaşadıklarınız, gözlemlerinizden yola çıkıyorsunuz ama düş gücünüzle bambaşka karakterler ve hikâyeyle yola devam ediyorsunuz. Herkes hayal kurar, ya da bilinen bir hikâyeyi, olayı, herkes farklı anlatır. Burada anlatılanı ‘yapıt’a dönüştüren, kullanılan üslup, kurgu ve anlatım dilidir. Yazarın hüneri gözlemlerinden, yaşanmış bir olaydan, bir sözcük ya da bir ‘an’dan yola çıkarak dilin kendisine verdiği olanaklardan, yeteneğinden yararlanarak kendine özgü üslubuyla ve elbette düş gücünün yardımıyla bazen kendisinin bile şaşırdığı bir metine ulaşması. Belki sıradan bir hikâyeyi ‘edebi bir ürün’ niteliğine kavuşturması…

Bildiğim kadarıyla bu, küçük çocuklar için yazdığınız ilk resimli kitap. Kiminle ve nasıl çalıştınız?

Evet, küçük yaş grubu için yazdığım ilk kitap. Bu kitabın ortaya çıkma sürecinde editörüm sevgili Müren Beykan’ın katkısı yadsınamaz. Çocuk edebiyatını ve çocukları iyi tanıyan, bilen, yol gösteren, uzman bir ekiple çalışmak büyük bir ayrıcalıkmış. Kitabın taslağını hazırladığımda, Müren Beykan ve Hande Demirtaş’la taslak üzerinde konuştuk. Bu toplantının Mavi’nin hikâyesinde yeni kapılar açtığını, zenginleştirdiğini söyleyebilirim. Yazım aşamasının tamamlanmasından sonra, Özge Ekmekçioğlu çizgileriyle öykümüzü başka bir noktaya taşıdı. Çocuklar için daha çekici hale getirdi. Sonunda, Günışığı Kitaplığı’nın tüm çalışanlarının titiz çalışmalarıyla ‘Hayal Kız’ kitaplaştı. Onlara teşekkür borçluyum. Çocuklar ve kendi adıma…

Mimarsınız. İstanbul’un varlığını keşmekeş içinde sürdüren ağacı ve yeşilliği eksilen dev metropole dönüşmesi hayallerimizi köreltiyor mu, yoksa hayaller her şeye rağmen bizi ayakta tutmaya devam mı ediyor?

Elbette köreliyor. Birbirinin aynı, kibrit kutusu gibi yükselen beton yığınları içinde büyüyen, parklar, oyun alanları ellerinden alınan kentli çocukla, her sokağı kendine has farklılıklar barındıran, doğanın içinde büyüyen, ağaçtan meyve yiyen, hayvanları, çiçeği, böceği tanıyan, çocukların hayal dünyası elbette çok farklı olacaktır. Birininki alabildiğine özgür, renkli, diğerinin ki sınırlanmış… Kentli çocuk ancak bilgisayar oyunlarında çiftlikler kurabilir, kokusunu duymadığı sanal çilekler yetiştirebilir, çizgi film kahramanlarıyla özdeşleşip hayaller kurabilir. Bu konuda en büyük yardımcısı internet ve televizyon elbette… Onun özgürleşmesi teknolojinin olanaklarıyla mümkün. Birbirinin aynı, gökdelenlerin ortasında çerçevelenmiş gökyüzü parçalarının altında nasıl uçsuz bucaksız, renkli, ütopik hayaller kurabilirsiniz, sonsuzluğu düşleyebilirsiniz? Bizler çocukluğumuzdan besleniyoruz, ya çocuklarımız?.. Ama insanoğlu gene de hayal kurmaktan vazgeçemez, vazgeçmemelidir. Doğa ve tarihi çevrenin korunabildiği küçük yerlerde yaşayan çocukların yetişkinliklerinde insan, doğa ve mekâna yaklaşımları, hayalleri, daha renkli ve yaratıcı olacaktır. Özellikle bu çevrelerde büyümüş olanlar ne denli şanslı olduklarını yetişkin olduklarında ayrımsarlar, bizler gibi. Ve çocukluğu doğanın içinde geçen sanatçıların yapıtlarında bir ayrıcalık olduğu da yadsınamaz. Bütün dünyada bu böyle. Yakın zamanda kaybettiğimiz usta yazarımız Yaşar Kemal gibi…

En büyük hayaliniz nedir?

İnsan yetişkin olunca hayalleri de biçim değiştiriyor. Mavi gibi uçuk kaçık hayaller kurmak zor! Yaşananlar, gözlemler, kaygılar, isyanlar ele geçiriyor benliğinizi. Elbette din, dil, ırk ayırımı gözetilmeksizin, insanın insana sevgi ve saygıyla yaklaştığı, eşitlikçi bir dünya hayal ediyorum. Doğanın, kültürel değerlerin katledilmediği, savaşların son bulduğu, barış içinde bir dünya ve ülkede yaşamayı hayal ediyorum. Çocukların, eşit koşullarda eğitim gördüğü, yaşadığı, sömürülmediği, sağlıklı, özgür, mutlu, güvenli, oldukları bir dünyanın hayalini kuruyorum. Bu konuda umudumu yitirmek istemiyorum. Belki de bu bir ütopya, ama adı üstünde; hayal işte!

Gülenay Börekçi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment