Egoist okur

“Hayatını değiştiremeyecekse neden âşık olasın ki?”

“Halbuki ben kimseyi üzmek için yazmıyorum; sadece kendimi iyileştirmek için yazmaya başladım. Başka bir hikâyeydi bu üstelik ilk başta; kendi başlarına büyüyen üç çocuğun hikâyesi. Anasız babasız ama sokaklarda da değil; başka bir dünyanın olabileceğine dair bir umut hikâyesi. İnsan yazdıkça kendi içindeki kuyulara çekiliyor bilmeden; kazdıkça, derine indikçe siyahlaşıyor suları o kuyuların da.”

“Sonunda yazdığım her şeyi silip bu hikâyeyi yazmaya başladım. Aslında çok da farklı değil başlarken düşündüğümden; yine üç çocuğun hikâyesi. Yine birbirlerine tutunarak büyüyorlar; ama bu kez anasız babasız değil hiçbiri. Aksine, şimdiki yalnızlıkları onları hep ana babalarıyla olan hikâyelerine çekiyor. Babasının terk ettiği bir evde hayatını kızına adayan annesiyle büyüyen bir çocuk, harcadığı hayatının acısını çocuklarından çıkaran bir babanın izlerini silmeye çalışan bir başkası, kendisi olmasına izin verilmeyen bir diğeri. Ve o gece var bir de.”

Siz onu en çok yazar ajanı olarak tanıyorsunuz. Bir de dikenli, can yakan yazılarından… Edebiyat dünyamızın kendine has şahsiyetlerinden Barbaros Altuğ‘dan söz ediyorum, evet. Barbaros ilk romanıyla okur karşısında. Can Yayınları’ndan çıkan kitabın adı, Biz Burada İyiyiz… Kısmen İstanbul’da, kısmen Berlin’de geçiyor ve Chico Buarque’ın Budapeşte’sinden Truman Capote’nin Tiffany’de Kahvaltı’sına çeşitli edebiyat eserlerinden izler taşıyor. Romanın temas ettiği edebiyatçılar arasında Uwe Timm, Christopher Isherwood da var… Ama tabii en çok Tiffany’de Kahvaltı

Hayata ve edebiyata, aşka ve ölüme, belleğe ve unutuşa dair bu güzel kitabı yeni okudum. Konusunu anlatmak, yukarıdaki alıntıda geçen “o gece”den söz ederek sırrı açık etmek istemiyorum. Hayatımın en kederli zamanlarından birinde gözyaşlarıma ve vicdan azabıma bu küçük novellanın eşlik ettiğini söylemekle yetineyim. Sanki Barbaros içinde bulunduğum hali bilip de yazmış gibi… İyi kitaplar bunu yapar, bilirsiniz.

Aşağıda “Biz Burada İyiyiz”den bir alıntı bulacaksınız. Eğer kitabı 1 Temmuz’a kadar Robinson Crusoe 389’un internet sitesinden sipariş ederseniz, yazardan imzalı olarak gelecek.

Şunu söylemezsem olmayacak: Tiffany’de Kahvaltı’nın hani şu uzaklardaki Holly Golightly ve penceredeki kediyle ilgili olan finalini her seferinde gözyaşlarıyla okurum. İnsana ümit veren, sahiden çok güzel bir finaldir o. Barbaros’un Tiffany’de Kahvaltı’yla “yakın arkadaş” denebilecek romanını da gözyaşları içinde bitirdim. Bunu sükunetin ve huzurun bir gün mutlaka geleceğinin işareti saymak istiyorum.

Hem zaten… “Hayatını değiştirmeyecekse bir kitabı neden okuyasın ki?”

Ama şimdi bunları boşverin, Biz Burada İyiyiz‘i okuyun…

Gülenay Börekçi

Barbaros Altuğ röportajı: İstanbul ve Berlin üzerinde gökyüzü

barbaros altug biz burada iyiyiz egoistokur 1

Hikâye

Belki de yazmaya çalıştığım bu kitabı hiç bitiremeyeceğim. Ya da bitirebilirsem de yayımlatamayacağım. Yayımlatmak istemediğimden ya da kimse yayımlamak istemeyeceğinden değil. Tam tersine, yazdıklarımı herkes okusun istiyorum.

Ama bu kitabın içinde herkesi, tamam, herkesi değil belki ama sevdiğim herkesi incitecek şeyler var. Onları incitmek için yazmıyorum oysa. Bunu onlara anlatmak çok zor, biliyorum. Ne kadar roman yazıyorum, desem de ben bile bunların yaşanmış olduğunu biliyorum. Sadece isimleri değiştiriyorum; belki biraz da dış görünüşleri. Ama işte babam orada duruyor; bu kitabı okuyabilse Halit’in kendisi olduğunu anlamamasına imkân yok. Başkaları anlayacak elbette, o anlayamasa da. Çünkü o en azından ne yaptığını biliyor. Annemi de tanıyacaklar; çünkü onun da ne yapmadığını biliyorlar. Bana elini uzatmadığını, beni öylece, istemediği, yanlışlıkla alınmış ya da hatırası var diye saklanan ama hiç yüzüne bakılmayan bir eşyaymış gibi kenarda tuttuğunu biliyorlar.

Halbuki ben kimseyi üzmek için yazmıyorum; sadece kendimi iyileştirmek için yazmaya başladım. Başka bir hikâyeydi bu üstelik ilk başta; kendi başlarına büyüyen üç çocuğun hikâyesi. Anasız babasız ama sokaklarda da değil; başka bir dünyanın olabileceğine dair bir umut hikâyesi. İnsan yazdıkça kendi içindeki kuyulara çekiliyor bilmeden; kazdıkça, derine indikçe siyahlaşıyor suları o kuyuların da.

Sonunda yazdığım her şeyi silip bu hikâyeyi yazmaya başladım. Aslında çok da farklı değil başlarken düşündüğümden; yine üç çocuğun hikâyesi. Yine birbirlerine tutunarak büyüyorlar; ama bu kez anasız babasız değil hiçbiri. Aksine, şimdiki yalnızlıkları onları hep ana babalarıyla olan hikâyelerine çekiyor. Babasının terk ettiği bir evde hayatını kızına adayan annesiyle büyüyen bir çocuk, harcadığı hayatının acısını çocuklarından çıkaran bir babanın izlerini silmeye çalışan bir başkası, kendisi olmasına izin verilmeyen bir diğeri. Ve o gece var bir de.

Ama Yasemin; o kırılacak. En çok o kırılacak. Çünkü onun bu kitapta anlattığım hikâyesini sadece ben biliyorum. Bu hikâyeyi kitabıma koyduğumu da.

Evet, bu kitap bitse bile yayımlanmamalı. Yasemin bu kitaptaki hikâyeleri okumamalı. Yayımlanırsa ilk o okuyacak. Biliyorum.

Biz Burada İyiyiz, Barbaros Altuğ

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment