Egoist okur

Hepimiz Alper Kamu’yuz!

“Cumartesi, her zamanki yağmurlu cumartesilerden biriydi. Geç bir kahvaltının ardından babam bulmaca üzerine bulmaca çözmeye, annem de çamaşıra girişmişti. Bütün orta sınıf çalışanları gibi iş günlerini hafta sonunu bekleyerek, hafta sonunu da iş günlerini özleyerek geçiriyorlardı. Ömürlerinin son dakikasının nasıl geldiğini anlayamayacaklardı bile. Sistemin zaferi.”

Beş yaşındaki bir çocuğun ağzından çıkabilecek cümleler mi bunlar! Evet, eğer yazar Alper Canıgüz ise bir çocuğun bunları söylemesi anormal derecede normal bir durum! Beş yaşın verdiği dayanılmaz ağırlığın altında ezilmeyen, kendini ısrarla var eden, afacan, ukala, cesur bir çocuk Alper Kamu. Biliyorum, biliyorum: Hepimiz Alper Kamu’yuz. Hepimiz!

Hazel Güney

Alper Canıgüz: “Cehennem aynada başlar”

alper kamu caniguz hazel güney egoistokur april yayincilik

İllüstrason Mert Tugen’e ait ve bu adresten alındı.

Hazel Güney, Alper Canıgüz’ün “Oğullar ve Rencide Ruhlar”ını yazdı

“Cumartesi, her zamanki yağmurlu cumartesilerden biriydi. Geç bir kahvaltının ardından babam bulmaca üzerine bulmaca çözmeye, annem de çamaşıra girişmişti. Bütün orta sınıf çalışanları gibi iş günlerini hafta sonunu bekleyerek, hafta sonunu da iş günlerini özleyerek geçiriyorlardı. Ömürlerinin son dakikasının nasıl geldiğini anlayamayacaklardı bile. Sistemin zaferi.”

Beş yaşındaki bir çocuğun ağzından çıkabilecek cümleler mi bunlar! Evet, eğer yazar Alper Canıgüz ise bir çocuğun bunları söylemesi anormal derecede normal bir durum! Beş yaşın verdiği dayanılmaz ağırlığın altında ezilmeyen, kendini ısrarla var eden, afacan, ukala, cesur bir çocuk Alper Kamu. Biliyorum, biliyorum: Hepimiz Alper Kamu’yuz. Hepimiz!

Öyle bir kitap düşünün ki; polisiye türünün parodisi olan, biraz alaycı, biraz fantastik; gerçekten çok gerçekçi ve aslında bir toplum eleştirisi yapan; her sayfasında çok eğlendiğiniz “Bu kadar da olmaz canım!” dediğiniz bir kitap. Alper öyle bir çocuk ki, yetişkinlerin her gün hızlanarak, bir yerlere bakarak, türlü sesler çıkararak yaşayıp gittikleri dünyasına girmek istemeyen beş yaşında bir birey. Evet, beş yaşında; ama hayatın o engebeli yollarını daha bu yaşta aşmış. Ama hayatın acımasızlığı Alper’i de vurmuş işte! Hızla yaşlanıyor.

Alper Canıgüz’ün 2004’te yazdığı “Oğullar ve Rencide Ruhlar”, aslında hiç büyümeyen ve büyümek istemeyen biz yetişkinlere ilaç niteliğinde. Ne zaman elinize alırsanız alın, Alper Kamu karşınızda size muzip bir gülümsemeyle bakıyor ve cinayeti çözmek için yanı başınızda bekliyor.

Mesela bu macerada âşık olduğu Alev ablasıyla dışarıda sohbet ederken, Hicabi Amca’nın evinin penceresinden sokağa atılan eşyaları gören Alper, hızla oraya gider. Bir de ne görsün, evin içinde Beşiktaş gol attı diye sevinen Deli Ertan eline ne geçtiyse pencereden aşağıya atmaktadır. Hem de boğazı kesilmiş Hicabi Bey ölü bedeninden akan kanlarla bütünleşen koltukta yatarken. Ve işte bu dakikadan sonra, Alper Kamu’nun bu cinayeti çözmesi vatan millet meselesi haline gelir.

Okurken, Alper’le birlikte hem mahalle yaşamına, hem felsefeye, sanata, müziğe; hem de dine, psikolojiye, devlet sistemine, otoriteye itaat edenlere dalıyorsunuz. Alper bazen öyle laflar ediyor ki, kendinizi sorgulamaya başlıyorsunuz. O aslında tabii hayatı sorgulama… İnceden inceye bilinçaltımıza oynuyor yazar. Bu absürt polisiye hikayede düşünmediklerimizi, düşünmek istemediklerimizi, unuttuğumuz geçmişimizi hatırlıyoruz.

Ben mahallede oynadığımız zamanları hatırladım önce, 2000 doğumlu olanlar bilmez bunu. Beton yığınları arasına sıkıştırılan, ödevdi, sınavdı derken oyun nedir bilmeyen bir nesil yetişiyor! Hayalleri bile bu karmaşada yok oluyor belki. Ama Alper öyle mi? Alper bizim iç sesimiz, dış sesimiz… Kaybolmak istemeyen diğer parçamız. Hem de çok entel. Onunla oturup saatlerce Nietzsche’den falan konuşabiliriz yani! Ayrıca yaşıtlarının tersine anaokuluna şiddetle karşı. Sonuçta bütün bu hayat karmaşası ve normlar silsilesi içinde, kendi dünyasını kurabilmeyi başarmış biri.

Üstelik Alper’in düşünceleri sayesinde roman sadece eğlenceli bir polisiye olmaktan çıkıyor. Yazar, ideolojilere ve toplumun bu ideolojilerin etkisiyle çürümesine de göndermeler yapıyor. Kendi menfaatini düşünen Erdoğan Bey, Alper’in babasını komünist olduğu için sürdürmek istiyor. Metin Bilgin adaletin adaletsizliğini gösteren gizemli davranışlarıyla var oluyor. Onur Çalışkan her şeye itaat eden ve korktuğu için kurallara uyan bir polis memuru olarak çıkıyor karşımıza. Okulda verilen saçma sapan ödevlerin bir çocuk için ne kadar gereksiz olduğunu anlatıyor Alper Kamu bize, bu ödevlerin ve işlenen derslerin ne kadar boş geçildiğinin altını çiziyor. Anlayacağınız öyle hadi gülelim, eğlenelim diye okunacak bir roman değil “Oğullar ve Rencide Ruhlar”.

Ayrıca her bölümde; Shakespeare, William Golding, Jules Verne ve Nietzsche’ye atıfta bulunuyor yazar ve bu durum romanı çok kapsamlı bir yere koyuyor. “Beş yaş insanın en olgun çağıdır, ondan sonra çürüme başlar” sözü de tüm ağırlığıyla üzerimize çöküyor.

Burada 3-6 yaşın bir insanın kişiliğinin oluşmasındaki ilk ve en önemli, en kritik evre olduğuna; bu nedenle bu dönemde yaşanacak travmaların ne kadar hayati bir önem taşıdığına da dikkat çekiyor belki yazar. Alper Kamu babasının aslında yanlış bir evlilik yaptığını bile söylüyor. Kim bilir, belki de çocukların üzerine pek gitmemek lazım! Yoksa yataklarının altında kendi dünyalarını kurup deliler gibi felsefeye yönelebilir ve o dakikadan sonra “durdurulamaz” bireyler olabilirler. Fanzager’in süper küçültücüsüyle büyüyüp küçülebilirler bile!

“Öcülerin Öcü” adlı yedinci bölüme özellikle dikkat çekmek istiyorum. Bu bölümde evrenin bize, bizim de evrene karşı bir şey hissetmediğimizi kavrayışımızla başlayan bir boşluk duygusundan yola çıkarak, ilahi işleyişi çözmeye başladığımız anlara giden yolun kapısı açılıyor önümüze. Yazar, daha doğrusu Alper Kamu, Tanrı’nın, içindeki boşluğu doldurmak için dünyayı ve insanları yarattığını, insanın ise kendi içindeki boşluğu dolduracak bir şey bulamadığını söylüyor, bir toz zerreciğinin bünyemizde yarattığı mutlak ıstırabın altında ezildiğimizi anlatıyor. Peki ama toz zerreciğine, bizim ona verdiğimiz rahatsızlığa ne oluyor? Biz evrenin neresindeyiz? Bir toz zerreciği miyiz hepi topu yoksa? Ben toz zerrecikleri de bizim için üzülüyor mudur acaba diye düşünmeden duramıyorum. Çünkü öyle ya; “insan yüreği bir sarkaç gibidir. İstediği noktaya ulaştığı anda tüm hızıyla tam tersi tarafa kaymaya başlar.”

Bir de unutmadan; hakikatte bütün kitaplar sayfaları doldurmak için yazılır. Alper Kamu’dan öğrendim. Ya da o benden öğrendi. Sonuçta hepimiz Alper Kamu’yuz, öyle değil mi?

Hazel Güney

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment