Egoist okur

Hıristiyanlık tarihinin resim defteri

“Binbir çeşit kıyafetle dolaşan dervişlerin, manastırlara kapanmış keşişlerin ve dahi pek çok aşkın ve meczup karakterin yaşadığı bu şehirde üç dilek tutmam istense biri kesinlikle zamanda yolculuk yapabilme gücü olurdu. Kısa süreliğine de olsa kimseler beni görmeden ben onları görsem, tepelerinden süzülsem, bu şehrin tüm zamanlarında vakit geçirsem. Alaaddin’in sihirli lambasına dokunsam… Kariye’de duraklasam, Theodoros Metokhites’i uzaktan izlesem, Mucizeler Meryemi’nin Galata’ya taşınmasına tanıklık etsem… Silkinip kendime geliyorum. Kariye’deyim.”

Emine Çaykara

kariye muzesi egoistokur emine caykara

Binbir çeşit kıyafetle dolaşan dervişlerin, manastırlara kapanmış keşişlerin ve dahi pek çok aşkın ve meczup karakterin yaşadığı bu şehirde üç dilek tutmam istense birisi kesinlikle zamanda yolculuk yapabilme gücü olurdu. Kısa süreliğine de olsa kimseler beni görmeden ben onları görsem, tepelerinden süzülsem, sadece Osmanlı dönemi değil bu şehrin tüm zamanlarında vakit geçirsem. Alaaddin (Amerikan çekimi filmindeki ‘call me Al’ diyen Aladdin değil ama) karşıma çıksa ve sihirli lambasına dokunsam. Kıyıda köşede kalmış, uzakta, kendini göstermek, öne çıkmak için hiç bir çaba göstermeyen Kariye’de duraklasam, Theodoros Metokhites’i uzaktan izlesem, Mucizeler Meryemi’nin Galata’ya taşınmasına tanıklık etsem…

Silkinip kendime geliyorum.

Kariye’deyim.

Kariye Müzesi’nde, hafif sola dönmüş intibaı veren etkileyici bakışıyla “İsa Pantakrator”, gelenleri karşılıyor. Her şeyi, ama özellikle de gücü simgeliyor. Sağ eliyle tuttuğu İncil’de işaret parmağını diğerlerinden ayırması Pantakrator’luğunun, kainata hakimliğinin simgesi. Öbür eliyle de insanları kutsuyor. Diğer Pantakrator İsa figürlerinden farkı yumuşak yüzüne oturan insancıl ifade. Giriş kapısının içinde hemen, solda Aziz Pavlus, sağda Aziz Piyer her zaman olduğu gibi onu yalnız bırakmamışlar.

İçeride ilerliyorum. Sağda, bu defa değerli taşlarla süslü bir tahtın üzerine oturmuş. Sağ eliyle yine kutsama işareti yapıyor, sol elinde yine İncil var, bu defa Pantakratorluğunu simgelemeyen bir tutuşla, düz bir şekilde kavramış kutsal kitabı. Kocaman, uzun bir kavuğa benzer ilginç şapkasıyla önünde diz çökmüş, ondan cevap bekler yüz ifadesi olan adama bakıyor. Elinde maket tutan kişiye. Rengârenk giysileri var uzun saçlı, sakallı, elindekini Hz. İsa’ya gösteren Teodoros Metokhites’in; Bizans İmparatorluğu’nun son dönemindeki hazine sorumlusu, daha da önemlisi kilisenin yapılmasını sağlayan kişi o. Onay bekler halde elinde tuttuğu maketse Kariye’nin, eski adıyla Khora’nın küçük bir kopyası. Chora, Yunanca köy, kırsal yer, Latince rahim demek. Burası da esasında Ortodoks İstanbul’un Theotokos’una, Tanrı Anası’na adanmış bir yer. Giriş kapısı üzerinde Meryem mozayiği var. Başka yerde pek görülmeyen bir şekilde onun hayatını anlatan sahneler burada kronolojik bir sırayla gösterilmiş; Hazreti Meryem’in annesine onun doğumunun müjdelenmesi, Meryem’in doğumu. Küçük Meryem’in birkaç aylıkken attığı ilk yedi adım, tapınağa tanıtımı, eşi olacak Yusuf’a emanet edilişi, Yusuf’un Meryem’i eşek üzerinde evine getirişi, kuyu başında Meryem’e kutsallığının bildirilmesi. Yusuf’un rüyası, Betlehem’e yolculuk, İsa’nın doğumu. Zalimliğiyle ünlü kral Herodes ve üç büyücüsü, masum insanların katledilmesi, ölen çocukları için yas tutan anneler. Kutal ailenin Mısır’dan gidişi, Hz. İsa’nın ekmek ve şarapları çoğaltma, cüzzamlı ve iki körün gözlerinin açılma mucizesi… Birbirinden görkemli sahnelerle sinematografik bir şekilde herşey anlatılıyor.

(270) Çünkü bu kent her konuda daima sana bağlıydı ve hem iyi, hem kötü günlerde sımsıkı sana tutunur, koruyucusu, önderi ve kurtarıcısı sensin, Ey Soylu Hanım! Bu büyük Kent’in tamamı kiliselerle dolu ve çoğuna senin adın verilmiş, Ey değerli İsa’nın Annesi, sen hiç el değmemiş, bakire, tam saf olan! Bu emperyal kentte baştanbaşa, aralıklı dizili muhafızlar gibi, sağı solu donatıyorlar, hatta bunun kentlerin savunmasında efendilerince düşmanlara karşı kullanılan bir gelenek olduğunu gözlemliyoruz: Her gün için biri gizli ve biri açık savunma, böylelikle orda yaşayan herkes korkusuz, sıkıntısız, hiçbir dertleri olmaksızın yaşayabilir ve her biri işine gücüne bakabilir. Her kent, güvenliğini bu kabile reislerine emanet eder ve savaşın ağır işlerini savuşturacak görevli garnizonlar onların komutaları altındadır. Sen dahi, adeta Kent’in sağında solunda kurulu garnizonlar gibi, bu kiliseler yoluyla yurttaşların güvenliğini sağlıyorsun. Bu nedenle onları vahşi savaştan korumak ve bütün dertleri kovmak için başka herhangi birine gereksinimleri yok. Böylece sen onlar için ulusun reisisin, garnizon komutanı, bu Kent’in en dinç yorulmak bilmez, her daim ayık yöneticisisin, sen, tam saf Soylu Hanım! Senin bu kiliselerin her yerde, tüm dertlerin karşısında sarsılmaz, yorulmaz savunucular olarak inşa edildi; üstelik bunlar, ne zaman şiddetli bir fırtına kopsa koşulabilecek ve hem açık tehlikeden, hem daha sonra gizli biçimde gelenden kaçmaya izin veren limanlar. Sonra, bu büyük Kent’te diğerlerinden sayıca üstün olan en güzel kiliselerin arasında senin bu ünlü manastırını diktim ve en parlak biçimde süsledim, ayrıca onu sarsılmaz bir sağlamlıkta, dayanıklı inşa edilmiş, son derece güvenli ve her yönden iyi oranlı olarak kurdum.

kariye muzesi istanbul hikayeleri egoistokur 1

Konstantinopolis’in ustalarından hatıra!

Bir an durun ve sadece meraklıların ilgisini çeken bir değer düşünün. Yanına vardığınızda büyülenmiş halde onu dinlemekten kendinizi alamayacağınız bir insan da olabilir bu, elinizden bırakmak istemeyeceğiniz bir kitap da… İçinde çok güzel resimlerin olduğu bir defter de… Burası hepsini kapsıyor. Ama birilsiniz ki bazı binalar kadersizdir, ne kadar güzel, ne kadar özel olurlarsa olsunlar, ilgi görmez, merak edilmezler. Kariye, yabancıların İstanbul’a geldiklerinde mutlaka gördükleri – hele Hıristiyanlığın izini sürüyorlarsa- , İstanbul’da yaşayanlarınsa pek bilmediği bir müze. Edirnekapı’da, Haliç’e inen surların dışında, bir kısmı kısmen restore edilmiş epeski ve kaderine terk edilmiş sokakların ucunda öylece duruyor. Kariye Müzesi’nin içi Hıristiyanlık tarihinin resim defteri gibi, bakmaya doyamayacağınız sanatsal kalitede sahneler akıyor. Kafanızı yere indirmeden izliyorsunuz; Hz. Meryem’in doğumundan Hz. İsa’nınkine, mucizelerine, göğe yükselişine, neredeyse tüm Hıristiyanlık tarihi gözünüzün önünde canlanıyor. Mozaiklerde altın, gümüş, metal yapraklar da kullanılmış, lapis lazuli de, yapım tekniği oldukça zahmetli. Burada çalışan sanatçılar Konstantinopolis’in en ustaları. Kompozisyonlarda üç boyutluluğa özen gösterilmiş, figürlerde insancıl ifade ön planda, düz bir anlatım yok. O sahnelerde siz de dolaşıyor, yaşıyor gibi hissetmeniz bu yüzden.

Kariye Manastırı, 6. yüzyıla ait bir yapıyken 726-842 yılları arasında yaşanan ve Hz. İsa ile Hz. Meryem figürlerinin yasaklandığı ikonoklazma döneminden nasibini alıyor, bazı olaylara sahne olduktan sonra 200 yıla yakın süre sessizliğe gömülüyor.

11. yy sonlarında Bizans imparatoru, Komnenos sülalesinden Aleksios Komnenos’un kayınvalidesi, kaderine terkedilen bu manastır kompleksini yeniden ve birtakım mimari değişikliklerle yaptırıyor. Aleksios’un küçük oğlu İsaakios Komnenos, nedeni bugün bilinmeyen bir sebeple kısa bir süre sonra anneannesinin restore ettirdiği kiliseyi yeniden yaptırıyor. Kendisine de narteks, yani giriş kısmında muhteşem bir mezar yeri hazırlatıyor. Ama sonra vazgeçerek mezarını Trakya’da başka bir manastıra taşıtıyor. Kilisede bugün narteksin sağındaki mezar kasnak yerinin duvarında, Hz. İsa’yı tasvir eden büyük mozaik panonun dibinde İsaakios’un mozaik panosunun durmasının nedeni de bu. Sağındaki kişinin rahibe Melanie olduğu sanılıyor. Bir diğer ihtimal Moğolların Meryemi denilen Maria olduğu. Hani, Fener’in tepesinde adına kilisesi olan.

Konstantinopolis’in Haçlılar tarafından talan edildiği dönemde Kariye’yeye de uğramış olmalı Latinler. Akın akın Doğu’nun zenginliklerini ele geçirmeye gelen ve bu amaçla Konstantinopolis’te taş taş üstünde bırakmayan aynı dinden bu kişiler, 1204’de geldikleri şehirden 1261’de gittiler. O süreçte başkentin sanatçıları –böyle bir üslup var o zaman ve adına başkent sanatı deniyor– Balkanlar’a, Rusya’ya kaçıyor. İşgal bittiğinde geri gelenlerse o elli yıl önceki sanatçılar değil. Sırbistan’dan, İznik’ten Konstantinopolis’e geliyorlar, en büyük farkları öncekilerden daha bireysel yanlarının olması. Bu da yeni bir sanatın ortaya çıkmasını sağlıyor, eski geleneksel kompozisyonlar yerini yenilikçi arayışlara bırakıyor.

Kariye demek bir bakıma Theodoros Metokhites demek, çünkü yazdığı eserlerde, şiirlerinde imparatorlardan bile öne çıkarak yer buluyor. Metokhites, 1270’de Konstantinopolis’te doğmuş aristorat bir ailenin oğlu. Babası Papalık elçisi ama heterodoksi eğilimleri yüzünden tepki çekiyor. Sürgünde büyüyen Metokhites bu süreçte iyi bir eğitim alıyor ve yirmi yaşında İmparator II. Andronikos’un maiyetine girerek devlet bürokrasisi içinde yükseliyor, kızını da imparatorun yeğeniyle evlendirerek akrabalık ilişkileriyle yerini sağlamlaştırıyor. O dönemde Haliç’in sonunda Kariye’ye yakın Blahernai Sarayı’na taşınmış İmparatorluk Sarayı ve bu manastır bu yüzden de ayrıca önem taşıyor. Khora Manastırı’nı restore etmesi için bani olarak atanıyor. Onarımı karşılaması için bazı imparatorluk arazileri ona timar olarak veriliyor.

(1283) Hükümdarbu mülkleri manastıra benim arpalığım olarak bağışladı; bana hem benim zamanımda, hem de benden önce sadık hizmetkârları olan birçoklarına bahşettiklerini aşan başka pek çok mülk ihsan etmişti, ama bu olanların hepsinden üstündü. Böylece, bana bu büyük arpalığı bağışlayarak, manastıra da birtakım toprakların büyük gelirlerini bağladı imparator; bunların çoğu manastırın yakınında, ama bazısı daha uzaktaydı, tüm çağlar boyunca bol kaynak demekti bu: Hatta imparatorların yapması gelenek olduğu gibi her şeyin ciddiyetle ve değiştirilemez bir tarzda onaylandığı ve bağışlandığı, sonsuza değin değişmez, sağlam bir armağan.

Kariyenin onarımı ve bugünkü haline kavuşması 17 yıl sürüyor. Burada bir de muhteşem bir kütüphane kurduğu şiir ve mektuplarında kayıtlı. Bugün yerinde olmayan bu kütüphane Paleologoslar devrinin en önemli eserlerindendi.

(1206) Bu soylu ve yararlı kitap hazinelerini manastırda böyle bir niyetle biriktirdim; bunlardan –bol miktarda olan- bazıları Tanrı’nın Kilisesi’ndeki şarkıcılar için çok faydalı oldu; bazılarının da, tasvir ettiğim tarzda, manastırın dışındaki bir takım kişilere ve aynı zamanda doğrudan doğruya keşişlere son derce yararı dokundu.

(1212) Keşişlere gelince, onları değişik yerlerden topladım. Senin hizmetkârların olarak son derece saf bir hayat yürütmede gösterdikleri liyakate göre büyük bir kalabalığı bir araya getirdim (…)

Bizans Rönesansı

Metokhites, ekonomik, siyasal ve kültürel açıdan can çekişen son Bizans döneminin aydınlarından biri ve zaten o dönemde Konstantinopolis Bizans rönesansı denilen, her anlamda yenilenme, dirilme yaşıyor. 1328’te imparator değişince Metokhites gözden düşüyor ve 2 yıl Batı Trakya’ya, Dimetoka’ya sürgüne yollanıyor. Belli ki sonradan para pul ve dünyevi ihtirasları nedeniyle pişmanlık duyuyor:. ‘Ah keşke bu dünyada servet aramak yerine keşişlerle birlikte Khora’da kalsaydım!’

Konstantinopolis’e geri dönüş izni üzerine gelip Khora Manastırı’na çekiliyor ve keşiş oluyor. Sığındığı bu manastırda da ölünceye kadar kalıyor. 13 Mart 1332’de de buraya gömülüyor.

Kilisenin güneyine, ona bitişik tek nefli eklenen şapele Parakklesion deniyor; ince uzun bir mekân bu ve altında aynı planda bir mahzeni var. Parakklesion aslında bir mezar şapeli, Metokhites de burada gömülü. Ana mekânın aksine Parakklesion freskolarla süslü. Adem ve Havva tasvirlerinin olduğu Hz. İsa’nın Göğe Yükseliş, cennet ve cehennem tasvirlerinin olduğu Son Yargılama sahneleri en ilgi çekenlerinden… Anahtarlar, mezarlar, ateşler, havariler, melekler…

1453’te Osmanlı döneminde, yani fetihten sonra kilise boşalıyor. Kuşatma sırasında o zamana kadar Sarayburnu’ndaki Hodegetria Kilisesi’nde duran, şehrin koruyucusu ünlü Meryem ikonası surlara en yakın yer diye buraya, Kariye’ye getiriliyor. Ama sonra akıbeti meçhul. Mucizeler Meryemi diye bilinen bu ikona 13. Yüzyıldan itibaren İstanbul’da. Meryem Ana ile çocuk İsa’yı bir arada gösteren bu ikona Kırım’dan İstanbul’a getiriliyor, Kefe’deki veba salgınını önlediğine inanıldığı için de Mucizeler Meryemi diye tanınıyor.

Acaba Dominikenlerin kilisesi Aziz Pavlus ve Piyer Kilisesi’ndeki yeniden yorumlanmış, üzeri yangın islerinden kararmış Hodegetria ikonası buradan mı gitti? Galata’daki küçük ve güzel kilisenin en önemli eserlerinden biri, Yol Gösteren Meryem, Hodegetria ikonası. Galata’ya geliş tarihi 17. Yüzyıl, kayıtlı. Dominikenlerin bu ikonayı nasıl aldıkları ve bu kiliseye yerleştirdikleri de bilinmiyor, bilinen tek şey bu ikonanın Cenevizlilerle Venediklileri birbirine düşürdüğü. Kafamdaki binbir soru birbirini kovalarken Hodegetria ikonasına bakıyorum, eteklerinin altında Dominiken rahipleri tutuyor. Biraz değiştirilmiş, yeni yerinde yeni anlam mı kazanmı? Ama artık buralı, gözlerimi gözlerine dikiyorum, derin derin ta içime kadar işliyor.

Gülümseyip Kariye’nin Osmanlı dönemine dönüyorum. Çünkü gerçeği ancak o biliyor, çözmem imkansız.

Kariye, II. Beyazıd döneminde sadrazam Atik Ali Paşa tarafından camiye çevriliyor ve vakfediliyor. Osmanlı döneminde hemen tüm dini yapılarda olduğu gibi Kariye’de tahrip edilmiyor. Evliya Çelebi’nin aktardığına göre Kariye, camii olarak kullanılırken mozayiklerin üstü tahta kepenklerle kapatılıyor. Ki Evliya Çelebi’nin benzeri anlatımlarına başka seyahatnamelerde de rastlanıyor. Tahrip olmamış, neredeyse mükemmel durumdaki mozaik ve freskler de bunun kanıtı.

Zaman içinde, 19. yüzyıla atlıyoruz. 1876’da İstanbullu Rum mimar Kuppas, burada restorasyona başlıyor. Büyüleyici güzellik ortaya çıkıyor ve ilk olarak da tahmin edileceği üzere bunu haber alan yabancılar görmeye geliyor. Sultan Abdülhamid, İstanbul’u ziyarete gelen misafiri Kaiser Wilhelm’e burayı gezdiriyor, ki kimbilir ne kıskanmıştır. Cumhuriyet döneminde müzeye çevrilen Kariye’nin son temizlik ve onarımını Amerikan Bizans Enstitüsü, 1948-1959 arası yapıyor. Müjde! Yıllar sonra tekrardan bakımda. Ana mekânı göremeseniz de bugün köylüğü ve kırsallığının –malum Khora Yunanca bu anlama geliyor- yerini kırık dökük ve sanki yıkılsa da kurtulsak diye bakılan surlar, yoğun hüzünle karışık sefalet almış bu bölgeye gidin, herşeye rağmen bir tatlı huzur sizi bekliyor.

(296) Bu nedenle, söylediğim gibi, bana sonuna kadar şükran borçlusunuz ve adil olduğunuz sürece umarım hiçbir zaman aklımdan çıkmazsınız. Ve bana borçlu olduğunuz birçok şey için, en sevdiğim bu eserlerimi ölümümden sonra bile korumaktan daha büyük bir teşekkürü asla sunamazsınız. Onları sonsuza dek zarar ziyandan koruyun.

(Yazıdaki Metokhites alıntılarını merak edenler için: J. M. Featherstone’un Paris Milli Kütüphane’de bulunan Metokhides’in bir tür yaşamöyküsü niteliğindeki elyazmalarından hazırladığı ‘Metochites’s Poems and the Chora’ kitabı.)

Emine Çaykara

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment