Egoist okur

Grady Hendrix: “En korkutucu şey, yoldan çıkıp kaybolmak”

Geçen hafta HT Ekler’den üç arkadaşımla (Ece, Sema ve Mehmet Emin) Yerebatan Sarnıcı’nda bir gece geçirdik, hatırlarsınız. (Okumadıysanız, buradan bakabilirsiniz.) Kimbilir ne sırlar saklanıyor bu mekanın nemli koridorlarında, karanlık sularında diye de düşündük. Bu tarihi mekanın bize korkutucu gelmesi normaldi. Peki, kaldığımız yer modern bir bina, mesela devasa bir mobilya mağazası olsaydı?

Grady Hendrix’in gözalıcı bir IKEA kataloğu gibi tasarladığı romanı “Horrorstör” tam olarak bunu anlatıyor. (Ama tabii IKEA kataloglarının bilmediğimiz birer yüzü olabilir, öyle değil mi?) Zodyak Kitap’tan çıkan ve şu sıralar “The Eternal Sunshine of the Spotless Mind” filminin yaratıcısı Charlie Kaufman tarafından TV dizisi haline getirilmesi planlanan romanda, ORSK mobilya mağazası çalışanları, her sabah kırık Kjerring raflar, paramparça olmuş Glans kadehler ve Liripip gardıroplarla karşılaşmaya başlıyor. Güvenlik kameraları da hiçbir şey kaydedemiyor. Bir süre sonra mağaza yöneticileri panik içinde kalıyor, satışlar düşüşe geçiyor. Ve elemanlardan üç tanesi, esrarı çözmek için gün batımından şafağa dek sürecek 9 saatlik mesaiye gönüllü oluyor. İşte tasarımıyla da, içeriğiyle de göz dolduran kitabın yazarıyla yaptığım röportaj…

Bu arada, aşk, hayaletler ve İtalya üzerine söyledikleri bence röportajımızın en güzel kısmı oldu.

Gülenay Börekçi

horrorstor gulenay borekci grady hendrix egoistokur

HORRORSTÖR: Perili ev değil, perili mağaza

Romanlarınızı niçin “birer yalan” olarak adlandırıyorsunuz?

Eh, bütün hikayeler, romanlar özünde birer yalandır da ondan, hepsini biz uyduruyoruz.

Horrorstör’ü nasıl yarattınız?

Bir hayaletli, yani “ele geçirilmiş” ev romanı yazacaktım ama günümüzde geçmesini de istiyordum. Bir arkadaşım, bütün evlerin bir bakıma ele geçirilmiş olduğunu söyledi, hayaletler tarafından değil ama insanlar tarafından… Sonra şöyle düşündüm: Hayatımızın çok büyük bir bölümünü ofiste geçiriyor, ailemizden daha fazla iş arkadaşlarımızla oluyoruz. Ben de iş hayatı hakkında bir korku romanı yazmaya karar verdim. Ama “Horrorstör”un korku romanı olduğunu söyleyemem. Beni çevreleyen dünyayı kendi bakış açımla yazdım, bu insanlara korkutucu geldiyse bu belki de sözünü ettiğim hayat biçiminin korkutucu olmasıyla alakalıdır.

ORSK’u nasıl yarattınız? Sonuçta söz konusu olan karanlık bir yer değil, gayet aydınlık, kalabalık… Tekinsiz bir yanı pek yok.

Ne tür bir iş yeri olması gerektiğini düşünürken aklıma bu geldi. Hadi isim vereyim: IKEA tazı bir mağaza, romanıma mükemmel fon teşkil edecekti. Bazı korku klasiklerine bakalım… Karakterler “Shining”de karlı bir tepenin üzerindeki Overlook Oteli’nin sonsuzluğunda, “Blair Cadısı”nda ise ormanda kayboluyordu. Antik Yunan mitolojisindeki Minotaur’un labirentinde kaybolan çocuklar gibi… Rotayı şaşırmak, yoldan çıkmak, kaybolmak, bence hepimize en korkutucu gelen şey bu. Sorunuza dönsek; IKEA gezegende içine girenin yolunu şaşırıp kaybolması için özel olarak tasarlanmış tek mağaza, daha korkutucu ne olabilir?

Evinize gelsek, neyle karşılaşırdık. (Korkmayın buzdolabınızda ne sakladığınızı sormayacağım.)

Ne sormak istediğinizi anladım. İtiraf edeyim, IKEA’yı seviyorum. Evimdeki neredeyse bütün dolaplar, çekmeceler, masalar oradan. Korkutucu bulduğum ürünler değil, atmosferi.

Yine de orayı tekinsiz bir yer olarak yazdınız…

Dedim ya; IKEA içeri girene yolunu şaşırtmak için icat edilmiş bir mağaza formu; kaybolmak işten değil. Her yerde dayalı döşeli boş mutfaklar, yemek ve yatak odaları, banyolar var. Üzerinde yemek yenmeyen masalar, boş karyolalar, gardıroplar biraz sinir bozucu. Bir süre sonra orada görünmez insanların yaşadığını hayal etmeye başlıyorum. Birkaç vitrin mankeniyle bir gece aynı odada kalsanız çok huzursuz olursunuzya öyle. IKEA da vitrin mankenleri gibi hem canlı görünüyor, hem cansız… İçinde insanlar yaşıyormuş gibi. Ama kimse yaşamıyor…

grady hendrix horrorstor zodyak kitap gulenay borekci

Aşk diye bir şey var mı, yoksa onu biz mi icat ettik? Peki başka neleri icat ettik?

Sizce hayalet diye bir şey var mı, yoksa biz mi icat ettik?

Aşk diye bir şey var mı, yoksa onu biz mi icat ettik? Evimizdeki hayvanların kendilerine has birer karakteri var mı, yoksa onları çok sevdiğimiz için bize varmış gibi mi geliyor? İtalya diye bir yer var mı, yoksa “sınır” dediğimiz görünmez çizgilerle çevrelediğimiz belirli bir toprak parçasına mı İtalya diyoruz yüzyıllardır? Dünyadaki mühim şeylerin çoğunu biz icat ettik. Hayaletleri de… Şöyle söylesem daha iyi olur belki: Sicilya ne kadar gerçekse hayaletler de o kadar gerçektir.

İyi bir hayalet romanı nasıl olmalı?

Korku türünün güzel tarafı, kuralları olmamasıdır. Büyük hayalet hikayeleri hep kaybettiklerimizi anlatır. Ama çocuk tacizi hakkındaki “The Amityville Horror”a ne diyeceğiz o zaman? Ailesinin kendi hataları yüzünden parça parça dağılmakta olduğunu hisseden bir adamın iç dünyasını anlatan “The Shining”i hangi kategoriye koyacağız? Peki ya delilik hakkındaki “The Turn of the Screw”u ya da aşk hakkındaki “hayalet”i? Ben sürekli olarak bu filmleri seyrediyor, bu kitapları okuyorum; fikirler tükenmiyor.

Charlie Kaufman romanı dizi haline getiriyor

“The Eternal Sunshine of the Spotless Mind” ve “Being John Malkovich” filmlerinin yaratıcısı Charlie Kaufman “Horrorstör”ü bir televizyon dizisi haline getirecekmiş. Bu size ne hissettiriyor?

İlk telefon geldiğinde kulaklarıma inanamamıştım, herhalde birileri benimle dalga geçiyor diye düşündüm. Çok tuhaftı! “Horrostör”u geçen yıl yazdım. Benim için çocuğumun nihayet büyüyüp hayata atıldığını, ne bileyim diyelim ki doktor olduğunu görmek gibi bir şeydi.

Gülenay Börekçi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment