Egoist okur

“İnsan âşık olmayagörsün, hayatı bir dakikada değişiyor”

Sizi çok tatlı bir yazarla tanıştıracağım bu hafta. Meriç Mekik, nam-ı diğer “Mericit Jones”un Dex Kitap etiketiyle çıkan romanı “Ahh Kalbim”in kahramanı Aylin, evli, mutlu, üstelik “top gibi” hamileyken kocası tarafından terk ediliyor. Ve kızını, ona hâlâ 13 yaşındaymış gibi davranan anne-babasının yanında büyütmeye başlıyor. Hayatı hiç kolay değil; pazarlamacı olarak çalıştığı işyerinde bir türlü kendini ispat edemiyor, ailesinin gözünde iyi bir anne sayılmıyor… En yakın üç arkadaşı dışında neredeyse hayatındaki herkes; patronu, eski kocası, annesiyle babası hatta asistanı onu eziyor. Ona yaşama kuvveti veren tek şey bebeği, espri gücü, bir de günün birinde yeniden âşık olabileceğine dair umudu…

Hepsini anlatmayayım ama bırakın da şu kadarlık bir ipucu vereyim: İkinci kez evlenen hatta dünyaya bir çocuk daha getiren Meriç Mekik şimdilerde hem büyük yayınevlerinden Doğan Kitap’ta proje koordinasyon müdürü olarak çalışıyor, hem de yeni romanını yazıyor. “Bridget Jones’un Günlüğü”nden ilhamla yazdığı ilk romanı “Ahh Kalbim”in senaryo çalışmaları da son hız sürüyor.

“Ahh Kalbim”le ilgili enteresan kısım ise şu: Günlük hayattaki lakabı “Mericit Jones” olan Meriç kitabında aşktaki hayal kırıklıklarını, iyileşme sürecini ve türlü çeşit saçma sapan flört denemesinden sonra hayatının aşkını bulmasını anlatıyor. Yani hikâye gayet gerçek.

Sadede geleyim; ben iflah olmaz bir Bridget Jones hayranıyım, dolayısıyla ondan ilhamla yazılmış “filancanın günlüğü” tarzındaki bütün romanlara karşı önyargılıyım. Fakat kitabın ilk bölümünde asansörde dudağının kenarındaki çörekotu tanesiyle gördüğümüz kahramanı Aylin’e bayıldım. Meriç iyi ki yazmış bu romanı. Uzun süredir beni bu kadar güldüren, hafifleten bir kitap okumamıştım. “Ahh Kalbim” yalnızca romantik değil aynı zamanda acayip komik, eğlenceli…

Eh, hal böyle olunca benim de yazarıyla tanışmam ve ona aklımdaki soruları sormam şart oldu. İşte Meriç Mekik’in anlattıkları…

Gülenay Börekçi

Aşkla tatlı tatlı dalga geçen Mericit Jones’un günlükleri

meric mekik ahh kalbim gulenay borekci egoistokur

“İntikam için güzel bir yol seçtim; âşık oldum!”

Aylin sen misin?

Nereden anladın, tombul olduğum için değil mi? Şaka bir yana, Aylin benim. Evlenip boşandım mı, evet. Eski eşimin ailesiyle herkesi hayrete düşürecek iyi bir ilişkim var mı, evet. Tam da artık bu işlerden ümidi kesmişken yeniden âşık oldum mu, evet. Âşık olduğum adam çekik gözlü, çok güzel bir spor hocası mı, ona da evet. Tombul ve sakar mıyım? Evet evet evet! Ama tabii hikâye birebir benim hayatım değil; bazı şeyleri çıkardım, bazılarını değiştirdim, bazı şeyler ise tamamen hayali.

Peki şu uluslararası ihanet vakası, yani Japon öğrencisine âşık olup Londra’ya tüyen eski koca gerçek mi?

Uluslararası bir ihanet vakası! Vay canına, kulağa havalı geliyor. Gerçi bizim hikâye sahiden uluslararası. Eski kocam Kanadalı, âşık olduğu kadınsa Fransız. Ama yaşadıklarımı yazınca Kanadalılara karşı bir öfke oluşur, Kanada’dan ithal edilen ürünlere boykot moykot olur diye düşünerek bu kısmı biraz değiştirip ben eski kocamı Türk, sevgilisini de Japon yaptım.

Anlatsana…

Eski kocamla internette tanışıp arkadaş olduk. Ben Türkiye’ye döndükten sonra beni görmeye geldi ve ilişkimiz başladı. 26 yaşındaydım, yani internetten ne arkadaş, ne koca bulunacağını anlamış olmam gerekirdi. Ama işte jeton düşmemiş. Bunlar küçükken balık yağı içmediğim için oluyor belki de. Neyse, evlendik ve ben Kanada’ya yerleştim, evliliğimizin üçüncü yılında da hamile kaldım. Her şey yolunda, nasıl mutluyuz, daha ne istiyoruz, değil mi? Ama bir gün işten geldim, telefon çaldı, adamın biri “Biliyor musunuz, kocanız karımla beraber” dedi. Küt diye. İnsan alıştıra alıştıra söylemez mi? Telefon çaldığında salata yapıyordum, elimde koca bir cam kâse vardı, artık nasıl şoke olduysam, kâse elimden yere düştü, içindekiler etrafa yayıldı, sos üstüme sıçradı. Kâsenin ağır çekimle elimden düştüğü anı öyle net hatırlıyorum ki. Açık renkli bir elbise giymiştim, adam konuştukça konuşuyordu ve benim tek düşünebildiğim o salata lekesinin elbiseden çıkmayacağıydı.

Sonra ayrıldınız mı?

Yok, zaten hamileydim; bebekten ve evliliğimden vazgeçmeye hazır değildim. “Sadece konuşuyorduk” dedi, “Sen hamile kalınca kendimi kapana kıstırılmış hissettim” dedi. Kim âşık bir kadından daha kolay kandırılabilir ki? İnanmaya dünden hazırdım. Fakat kızım henüz 2 aylıkken bir gün bilgisayarını açık unuttu, beni de işte şeytan dürttü. Baktım, kocam Romeo olup Juliet’ini bulmuş, ne muhabbetler, ne muhabbetler… “Eyvallah” dedim, bebeğimi de aldım, çıktım.

meric mekik ahh kalbim gulenay borekci egoistokur 2

“Şimdi o kırgın, çaresiz kadına sıkı sıkı sarılasım geliyor, teselli etmek istiyorum onu”

“Yıkılmadım ayaktayım” duygusunu sana ne verdi?

Telefonda karnımdaki bebeğin babasının beni çatır çatır aldattığını duyduğum o an ayağımın altından halıyı çekmişler, daha doğrusu, beni de o halıyla balkondan silkelemişler gibi hissettim. Her şeyi bırakıp Kanada’ya yerleşmişim, güya her şey yolunda. Yahu daha dün çok mutluyduk, bugün ne oldu da başka birine âşık oldun sen? Üstelik hamileyim. Hayatta hiçbir şeyi, o bebeği doğurup doğurmamayı düşündüğüm kadar düşünmedim. Ama bir karar verene kadar ne aileme, ne etrafa bir şey söylemedim, çünkü bu kararın sorumluluğunu alacak kişi bendim. Ve öyle yalnızdım ki, kendi kendime bir işaret arayıp duruyordum. Şimdi o kırgın, çaresiz kadına sıkı sıkı sarılasım geliyor, teselli etmek istiyorum onu. Neyse, sonunda bebeği doğurmaya karar verdim. İyi ki yapmışım. Kızım doğduktan sonraki aldatmaya gelince, o zaman ilki kadar büyük bir şok yaşamadım. Galiba her ilişkide bir masumiyet var ve bizim ilişkimizin masumiyeti, o ilk seferde bozuldu zaten. Meğer böyle bir şeyin olmasını hep bekliyormuşum…

Ama çok üzüldün…

Çok üzüldüm. Kucağımda 2 aylık bir bebekle taa Kanada’larda yapayalnız kaldığımı hissettim. Birkaç ay sonra da bebeği alıp Türkiye’ye döndüm. Tutkuyla bağlı olduğunuz bir ilişki siz istemeden bittiyse, sanki sevdiğiniz kişi ölmüş gibi çok derin bir yas tutuyorsunuz. Ben o yası dibine kadar tuttum. Ailemin desteğini hiç unutamam. Yine de ayrıldıktan sonra yaklaşık 1,5 sene her sabah ağlayarak uyandım, her gece ağlayarak uyudum. Ancak sonuçta bir bebeğim vardı, yatakta ağla ağla nereye kadar? Ben yasımı, kızımın uyku saatlerine sakladım. Gündüzleri hayatıma devam ettim, işe gittim, işten geldim, bebekle ilgilendim, “Ay senin o hayırsız kocan!” diye bana göstere göstere acıyan tanıdıklarıma tahammül ettim. Bunların hiç biri umurumda değilmiş gibi davrandım, yapabileceğim başka da bir şey yoktu.

Aldatılmanın iyi yanı var mıdır? Demek istediğim kimi zaman insan bazı ilişkilerin kendi isteği dışında bitmesinden ötürü sonradan geriye bakıp mutlu bile olabilir… Yani kendisine kalsa asla ayrılamayacağı ama onu zerrece mutlu etmeyecek bir ilişki içinde ruhsuz ruhsuz yaşamaktansa…

Tamamen katılıyorum sana. Eğer aldatılmamış olsam, hayatımı bütün sevdiklerimden uzakta, vasat bir evliliği sürdürmeye çalışarak geçirecektim. Şimdi diyorum ki, iyi ki olmamış. Hem geri dönüp bakıyorum da eski kocamla evliliğimiz başka biri yüzünden bitmemiş. Bizimki zaten mesafeden beslenen, gözden ırak olunca kafada mükemmelleştirilen bir ilişkiymiş, yani biz birbirimizi tanımıyormuşuz bile.

Boşandıktan sonra ne oldu?

“Hemen biriyle tanışıp hayatımı yeniden kurmalıyım” diyordum. Kumar masasına oturmuş, bir el kaybetmişim, zararı kabullenip çekilmek yerine, ardı ardına oynamaya devam ediyorum. Şansım dönerse o ilk elde kaybettiğim her şeyi geri kazanabilirim diye… En güzel yıllarımı, güle oynaya yaptığımız bebek daha anne sütünden katı gıdalara geçemeden etekleri zil çalarak başka birinin peşinden gidecek bir adam için harcamıştım, dedim ki, “Hâlâ yüzüne bakılır haldeyken kendime yeni birini bulmalıyım”.

Ve?

Meğer o işler öyle kolay değilmiş. Boşanma depresyonundan kilo almışım, erkeklere güvenmiyorum, ailemin evinde yaşıyorum, dışarı çıkarken annemden babamdan rica minnet izin istiyorum. O günlerde âşık olmaya hazırım ya, arkadaşlarım beni birileriyle tanıştırdılar, hepsi gayet düzgün insanlar filan ama tık yok, hiçbir şey hissetmiyorum, aşkı bırak, hoşlanma bile yok. “Eyvah” dedim. “Nasıl bir darbe yediysen, artık âşık bile olamıyorsun.”

“Eski kocamı ancak yeniden âşık olunca affedebildim”

Peki tam olarak ne vakit “İyi ki bitmiş” dedin?

Yeniden âşık olduğumda… Zaten ben eski kocamı da ancak yeniden âşık olunca affedebildim. Hayran olduğum yazar Nora Ephron, kocası onu aldattığında intikamını, yaşadıklarını “Kalp Ağrısı” kitabında anlatarak intikam almış. Ben intikam almaya üşendiğimden daha güzel bir yol seçtim, âşık oldum. Şimdi benim durumumu düşün. Arkadaşlarım beni yok bilmem nerenin finans müdürü, yok şuranın kreatif direktörü bir sürü insanla tanıştırıyor. Ama yok, kardeşim olmuyor, olmuyor. Sonra bir adamla karşılaşıyorsun, a-ha, ilk görüşte aşk! Ama nasıl aşk, gümbür gümbür… O anın öncesinde geleceğe karşı zerre umudun yok. Bir anda akşam yatmadan önce hayalini kuracağın biri çıkıyor karşına. Of Allahım, hem taş gibi, hem eğlenceli, hem de iyi bir adam, sadece bana değil, dünyaya karşı iyi.

Sildi süpürdü tüm kederi…

Ben eski kocamla birlikteyken “Vay be” derdim, “Adam bu dünyada bir tek bana böyle davranıyor. Ailesi, arkadaşlarına arada kötü davranıyor mesela, ama bana öyle âşık ki, el üstünde tutuyor.” Kimseye davranmadığı gibi davranıyor ya sana, kendini özel hissediyorsun. Ama sonra şunu gördüm, ilişkilerde sadece sana iyi davranan insandan korkacaksın. Çünkü aşk bitiyor, o zaman senin de o kötü davrandığı insanlardan bir farkın kalmıyor. Ben spor hocama böyle körkütük âşık oldum. “Ama yani onun tarafında bir şey yok” dediler. Olsun! Ben âşık olmuşum, kalbimin hâlâ çarpabildiğini görmüşüm ye, demek ki benim için hâlâ umut varmış. Halbuki âşık olduğum adamla berbat bir günde tanışmıştım… Düşün; sabah ağlayarak uyanmıştım. Sonra evden çıktım, baktım bir binanın önündeki inşaat panolarını kaldırıyorlar, yeni bir spor salonu açılıyor. Hayatım boyunca hiç spor yapmadım ama o an çok acayip bir şey hissettim. Yüksek sesle kendi kendime “Ben hayatımın geri kalanını eski kocamın kurbanı olarak geçirmeyeceğim” dedim. “Bugün, o adam için ağladığım son gün. O spor salonuna kayıt olacağım ve hayatımı değiştireceğim.” Gerçekten de girdim, kayıt oldum. Ve daha o sabah, orada âşık olduğum adamla tanıştım, gerçekten de bir daha eski kocam için hiç ağlamadım. İnsan âşık olmayagörsün, hayatı bir dakikada değişiyor.

“Zayıflıklarını madalya gibi gururla taşıyorsun”

Roman kahramanı Bridget’la gerçek hayattaki Meriç arasındaki tek benzerlik, özel hayatlarınızı gizlisiz saklısız anlatmanız değil. Baş edemediğiniz kusurlarınız da sizi benzer kılıyor.

Doğru, ben efsane derecede sakarım. Ayrıca çocukluğumdan beri tombul ve patavatsızım. Söylememem gereken şeyleri sürekli ağzımdan kaçırıyorum. Âşık olduğumda elim ayağıma dolaşıyor. Bu konularda Bridget Jones elime su dökemez. Ama şu hayatta yaşadığım nice aşk acısını Bridget Jones’un maceralarını seyrederek atlattım, kendisine minnet borçluyum. İyileşme ritüelim şudur: Birinci filmi ağlaya ağlaya izlemeye başlarım, sonra bir bakarım ikinci filmin sonunda “Yahu olacağı varsa olur, olmazsa da nasılsa daha iyisi olur” demeye başlamışım…

İnsanın kusurlarını açık sözlülükle hatta resmen kendiyle dalga geçerek yazması cesaret gerektiriyor olmalı… Bundan bahseder misin?

Kendimle dalga geçebiliyorum gerçekten. Hep böyleydim. “Kendimle öyle bir dalga geçeyim ki, kimse beni eleştiremesin” diye düşündüğümden olabilir. Biriyle tanıştığımda da ne korkunç araba kullandığımı, evimin dağınıklığını, o dağınıklıkta çocuklarımı kaybetsem ancak bir hafta sonra bulabileceğimi, ne yapsam yenilecek lezzette yemek pişiremediğimi ballandıra ballandıra anlatıyorum ona. Bir arkadaşım, “Zayıflıklarını madalya gibi gururla taşıyorsun” demişti.

meric mekik ahh kalbim gulenay borekci egoistokur 1

“Şanslıyım, içimde olur olmaz her şeye kıkır kıkır gülen bir kız çocuğu var”

“Hep mi komiktin, yoksa bu kadar matrak biri olmanın mutlulukla bir alakası var mı?

Şanslıyım, içimde bir yerlerde olur olmaz her şeye kıkır kıkır gülen bir kız çocuğu var. Böyle olunca da başıma hep komik şeyler geliyor. Seviyorum etrafımdakileri güldürmeyi. “Bana” gülenleri de pek kafama takmıyorum. Tabii ki her an mutlu değilim, bunca şiddetin ve acının olduğu bir coğrafyada sürekli mutlu olmak mümkün değil ki. Yine de genelde hayata pozitif bakıyorum… İlk eşimden boşandıktan sonra hayat bana ikinci bir şans verdi. İyi ki âşık olmaya, yeniden güvenmeye cesaret etmişim. Aksi takdirde şu anda kırgın, dünyaya öfkeli bir kadın olurdum. Hayatım dram değil de romantik komediyse, sebebi âşık olduğum çekik gözlü adam…

Aşk tarifini alayım son olarak…

Orhan Veli, “Ben ki her akşam yatağımda onu düşünüyorum. Onu sevdiğim müddetçe yatağımı da seveceğim” diye yazmış bir şiirinde. Bence aşk tam da böyle bir şey… Eğer “El ayak çekilsin de, yatağıma yatıp da hayalini kurayım” diye sabırsızlandığınız biri varsa, âşıksınız.

Gülenay Börekçi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment