Egoist okur

İsmail Yaprak yazdı: Hani var kitap ama yok. Böyle bir vaka!

İsmail Yaprak’tan yeni yazı… Görünüşe göre neredeyse hemen her şeyin çevrildiği günümüz Türkiye’sinin bazı anlaşılmaz çeviri sorunları üzerine… “Bu yazının, ‘Neden bazı büyük klasikler hâlâ çevrilmiyor’ ve ‘Neden zaten çevrilmiş birçok önemli kitap yeniden basılmıyor’ gibi belli başlı sorularının özellikle yayınevi editörleri, eleştirmenler, okurlar tarafından okunması, tartışılması en büyük isteğim” diyor İsmail. Okuyalım, konuşalım, tartışalım…

Gülenay Börekçi

ceviri sorunu ismail yaprak oksimoron egoistokur

Türkiye’nin anlaşılmaz bazı çeviri sorunları üzerine

Günümüzde hemen her şey çevriliyor. Böyle bir dönemde doğmuş olmak genç kuşaklar için büyük lütuf. Dil bilmeyen birinin dünyaya yön vermiş birçok metni okuyamadığını düşünün. Roza Hakmen “Geçmiş Zamanın İzinde”yi veya “Don Quijote”yi çevirmemiş olsa mesela, okuyamayacak pek çok insan olacaktı. Dil bilenlerimizin ne kadar bildiği de aynı konu tabii. Proust’un kitapları çevrilmemiş olsa, ben onları İngilizce’sinden okuyamayacağım için kaçıracaktım. Nathaniel Hawthorne’un “Scarlett Letter”ını da orijinalinden okuyacak kadar İngilizcem yok. Kısacası kitapları adamakıllı çeviren her çevirmenden Allah razı olsun; onlar bu ülkenin yüz akları…

Gelelim meselemize… Konumuz edebiyat ve çeviri kitaplar. İşin kalitesinden bahsedecek değilim, o kadar yabancı dilim olmadığını itiraf ettim. Genel hatlarıyla konuya giriş yapayım: 30 yaşına geldim ve kendimi hiç hazır hissetmeye hissetmeye bir bakmışım klasiklerin hiçbirini okumadan yolu yarılamışım. Örneğin “Suç ve Ceza”yı yeni bitirdim. “Madame Bovary”yi de. Tabii bunları okurken bir liste çıkardım. Notos’un, Telegraph, New York Times, Guardian’ın listelerinden, Gürsel Aytaç’ın, Berna Moran’ın, Mina Urgan’ın, Harold Bloom’un, Enis Batur’un, Hilmi Yavuz’un, Hasan Bülent Kahraman’ın, Eagleton’ın, Jameson’ın, Umberto Eco’nun kitaplarından da yararlandım. Bir hayli eğlenceli, dinamik, güzel bir süreç benim için.

Tabii böyle bir süreçte insan çeşitli tuhaflıklarla karşılaşmıyor değil. Başlayalım…

Klasikleri basan yığınla yayınevi var artık. Ben başta İletişim, İş Kültür, Can ve Yapı Kredi Yayınları’na güveniyorum ama Remzi, Everest, Sel de illa ki yer alıyor. Ama mesela İngiliz romanının en iyileri listelerinin hep en başında yer alan George Eliot’ın “Middlemarch” çevrilmemiş. İşin tuhafı George Eliot’ın hemen hiçbir kitabı çevrilmemiş. Bir tek “Silas Marner” var. Düşünün; “Finnegans Wake” çevrilirken (geldiğimiz nokta zirve yani) George Eliot’ın hiçbir kitabına dokunulmamış. Neden?
Buna benzer böyle sürüyle kitap var. Hani denk gelmemiş, çeviren olmamış diyebiliriz. Fakat Theodore Dreiser’ın “Sister Carrie” isimli romanını düşünelim… Ben yıllarca Amerikan edebiyatının bu önemli klasiğinin Türkçesini bulamadım ve haliyle çevrilmediğini düşündüm. Sonunda bir gün bir sahafta rastladım. Yani zamanında bir çevirmen bunu çevirmiş ve kitap “Kız Kardeşim Carrie” adıyla yayınlanmış. Peki bu kitabı neden bir köşede unutmuşuz?

Walter Scott’ın “Ivanhoe”su için de geçerli bu. Bildiğimiz o sarı saman kağıda basılan küçük kitaplar var ya, cep boyutunda, hah işte, 1965’te oradan çıkmış kitap, iki cilt olarak. Çevirmeni Avni Givda. Orijinalinden kontrol ettim, düzgün, bire bir çeviri. Peki o halde bu kitaba biz neden yok muamelesi yapıyoruz? Bugün Kafka ve başka bazı yazarlar değişik çevirmenler tarafından 10 kez, 15 kez çevriliyor. Birileri bu kitapları 50, 100 kez basıyor ama bazı değerli kitaplar zaten çevrilmiş oldukları halde sahaf raflarında çürümeye bırakılıyor.

Bir başka vaka… Nathaniel Hawthorne’un “Scarlett Letter”ının bizde iki çevirisi var; biri Bordo-Siyah’tan çıkmış, diğeri Bilge Kültür Sanat’tan… Halbuki ben K Yayınları baskısını buldum; 1975 tarihli “Kızıl Harf”. Dilimize “Das Kapital”i kazandıran Alaattin Bilgi çevirmiş. Öyle böyle bir çeviri değil. Muhteşem! Döktürmüş üstad. Şimdi bu kitap neden yoklukta kaybolup gidiyor? İnanılır gibi değil. Gözünü seveyim biri alsın bu kitabı, yeniden bassın.

Ben şuna ikna oldum: Evet, günümüzde çeviri gerçekten akıl almaz boyutlarda. “Ulysses”in iki farklı çevirisi var, Kaan Ökten “Varlık ve Zaman”ı, Erkal Ünal “Hiçten Az”ı, Dost Körpe “Seküler Çağ”ı çevirdi, düşünün. Fakat belki de edebiyat çevirisinde Cumhuriyet Kuşağı şimdikinden çok daha iyi durumdaydı. Hele o dönemin imkânlarına göre yaptıkları işler hakikaten takdire şayandı. 
Bugün çevrilmesini beklediğin bir kitabı, bakıyorsun adamlar 60 yılında çevirmiş zaten.

Dağınık yazıyorum, aklıma geldikçe… Mesela bugün bir Patrick White kitabını piyasada bulmak mümkün değil. Robert Penn Warren’ın “All the King’s Men”in çevirisini arayın ki bulasınız. Halbuki Altın Kitaplar 72’de basmış. Örneğin içimde ukdedir, O. Henry’nin öykülerinin toplu basımını içeren bir kitap… Çıkan kitaplardan hangisini alsak elimize, içinde o hep bildiğimiz aynı öyküler.. Halbuki Bilge Yayınları, 85’te O. Henry’nin 787 sayfalık bir öykü kitabını basmış. İşte bu! Yani bir yerlerde senin benim gibi düşünen insanlar var ve onlar gerçekten mükemmel insanlar. Fakat bu kitap kim bilir nerede şimdi? O. Henry’e merak salan bir çocuk, eğer İngilizce bilmiyorsa, yazarın 20 öyküsüyle idare etmek zorunda. İşte bu! Fakat kim bilir nerede? Hani var kitap ama yok. Böyle bir vaka bu.

Bir şey daha anlatıp bitireceğim: Ne zamandır Joseph Heller’ın “Catch 22” çevirisinin peşindeydim. Lakin “Madde 22” olarak çevrilen kitabın basımı tükenmiş. İnternetteki sahaflarda astronomik fiyatlara bulunabiliyor ancak. Ben de “Madde 22”den vazgeçtim, bunun yerine 5’er TL’ye başka iki adet Joseph Heller kitabını satın aldım. Birinin adı “Şike”, diğerinin adı “Çırpınış”… “Çırpınış”, “Something Happened”ın çevirisi… Altın Kitaplar 75’te basmış. “Şike”nin orijinal adı ne dersiniz? “Catch 22”! Taa 76’da, Yaygın Kültür Ortaklığı tarafından basılmış. Çevirmen Levent Denizci… 
 Düşünsenize bir taşla farkına varmadan iki kuş!

Günümüzde edebiyat çevirisine ne kadar övgüler düzsek az ama eskiler sanki bugünden daha kaliteli ve işine sadıkmış gibi geliyor bana. Eskinin Altın Kitapları’na, Sosyal Yayınlar’a, Bilge Yayıncılık, E Yayınları’na ve unuttuğum nice güzel iş çıkaran diğer yayınevlerine ne kadar teşekkür etsek az. Sanki bugün popülerlik ön planda… Flaubert’se “Madame Bovary”, Salombo değil. Mark Twain’se “Tom Sawyer”, “Mississippi’de Yaşam” değil. Mark Twain’den dakika başı bir şey yayınlanıyor. İncecik şeyler: hikâyeler, aforizmalar filan… Adamın yazdığı ne varsa bir kitapta toplamak bugünün yöntemi değil artık. O zaman para kazanılmıyor demek ki! Neyse, sonuçta Türkiye’de yayıncılık ve çeviri konusunda büyük sorunlar var. Ortada basılmış ve çevrilmiş kaliteli kitaplar dolaşıyor ama biz bunları kitapçılarda göremiyor ve satın alamıyoruz. Samanlıkta iğne aramaya teşvik ediliyoruz.

Bir de şunu söyleyeyim… Ben bu süreçte sahaf işine daldım ve nasıl kâr ettiğimi bilemezsiniz. Birkaç örnek vereceğim:

Wilkie Collins’in “Beyazlı Kadın” romanının Can Yayınları’ndaki fiyatı,31 TL. Ben 72 basımı Nihal Yeğinobalı çevirisini 5 TL’ye aldım.

Ralph Ellison’ın “Görülmeyen Adam”ı İletişim’de 32 TL. Ben E Yayınları’ndan 72 basımını 5 TL’ye aldım.

Thackeray’in “Gurur Dünyası”, İmge Kitabevi’nde 38 TL. Ben Altın Kitaplar’dan 71 basımı kitabı 5 TL’ye aldım. Üstelik bir sürprizim var: İkisi aslında aynı kitap, çevirmeni Nihal Yeğinobalı!

Siz bu dediklerimden anlayacağınızı anlamışsınızdır. Bu yazının “Neden bazı büyük klasikler hâlâ çevrilmiyor” ve “Neden zaten çevrilmiş birçok önemli kitap yeniden basılmıyor” gibi belli başlı sorularının özellikle yayınevi editörleri, eleştirmenler, okurlar tarafından okunması, tartışılması en büyük isteğim. Umarım başarılı olurum.

İsmail Yaprak

 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Comments
2 Responses to “İsmail Yaprak yazdı: Hani var kitap ama yok. Böyle bir vaka!”
  1. FULYA says:

    Aklımdan geçen kafama takılan her şeyi dile getirmişsiniz. Saydığınız yayınevleri dışında ayrıca Cem ve Engin yayınevinin de çevirileri çok iyi özenli. Fiyatları da İletişim ve Can’a göre çok daha uygun. Hatta böyle bazı kitapları sepetlere doldurup 5 TL 10 TL satıyorlar ya oralarda görmek mümkün olabiliyor. Engin ya da Cem olursa gözü kapalı alınabilir. Tabii bir çok klasiği onlar da yeniden basmıyor artık neden bilmiyorum. Ya da bir zamanlar Cem yayınlarından çıkmış bir kitap aynı çeviri ile başka bir yayınevinden basılıyor yeni basım olarak. İşte bir takım önsöz bir şeyler eklenerek. Örneğin Cem yayınlarından Mehmet Özgül çevirisi ile yayınlanmış bir rus klasiği bugün aynı çevirmen ile Everest yayınlarından çıkmış.

Leave A Comment