Egoist okur

İstanbul’un metruk evlerini gezdiler

Çok severim metruk evleri, terk edilmiş binaları… Kendimi bildim bileli böyleydi. Bakırköy’deki ünlü perili ev mesela, çocukluğumun en heyecanlı birkaç hadisesini yaşamama sebep olmuştu. Ciddi ciddi evi bırakıp gece orada ışık yanıyor mu diye bakıyorduk ben ve birkaç çılgın arkadaşım. Küçüktük ama korkmuyorduk… Dolayısıyla canım arkadaşlarım Ece Ulusum ile Mehmet Emin Demirezen’in İstanbul’un metruk evlerini gezip yazma kararlarını duyunca heyecanlandım. Bakırköyq’dekine de gittiler, başka evleri de gezdiler… Eh, sonuçta İstanbul’da yaklaşık 40 bin metruk ev varmış. Yani 40 bin metruk hikâyesi var bu şehrin. Bugün birkaçını okuyacağız…

Gülenay Börekçi

ece ulusum demirezenpress gulenay borekci egoistokur

Sağda Ece ile Mehmet Emin. Soldaki Zafir Konağı’nı ise ben çektim.

‘Tuğlayla örülmüş bu kapılar, kim bilir içinde ne ıstıraplar saklar’

Kemal Tahir’in ‘’Bir Mülkiyet Kalesi’’ kitabında marangoz Mahir Efendi, II. Abdülhamid döneminden Kurtuluş Savaşı’na bir ev sahibi olmanın mücadelesini verir. Sonunda o boş ev kimseye yuva olamaz ve yanar gider…

İstanbul’da ne zaman boş ve eski bir bina görsem aklıma bu kitap gelir. Sık sık fotoğraf çekimlerine çıktığımız Rıza Aydan Turak Hoca bir gün, boş bir bina görünce şöyle demişti: “Böyle bir yapı düşündüğümde içime sızı düşer. Öyle ya boşuna değil, Türk edebiyatından kalma bu sızı. Düşünün, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun ‘Kiralık Konak’ı ya da Reşat Nuri Güntekin’in ‘Yaprak Dökümü’ndeki karakterler yıkılmış gitmiş yapılarda son kez belirirler. Bu nedenle tuğlayla örülmüş kapılar, kim bilir ne ıstıraplar saklar diye düşünürüm.”

Emlak Müdürlüğü, hocamızı destekliyor. İstanbul’da yaklaşık 40 bin yapının boş ve bakımsız halde olduğunu söylüyor. Bu da en az 40 bin “metruk” hikâye demek! Türkiye’nin tamamında kaç tanedir acaba? Veri yok. ABD’de sırf böyle hikâyeleri araştırmak ve belgelemek için fotoğrafçılar terk edilmiş bina keşfine çıkıyor. Biz de İstanbul’da küçük bir keşif turu yaptık…

Bakırköy

‘Konak ne perili ne de korkunç fakat çok yalnız!’

Bakırköy İncirli Caddesi’ndeki 35 numaralı isimsiz konak… 150 yıllık bu konağı kime sorsanız bambaşka hikâye anlatıyor. Kimisi konağın geceleri birden ortadan kaybolduğunu, kimisi bir aile dramının ardında kaldığını, kimisi de çok zengin ve ünlü bir işadamının olduğunu söylüyor. Fark ettik ki konağın müştemilâtında birileri oturuyor. Anlaşılan kimsenin aklına konağı onlara sormak gelmemiş. Konakta, oraya göz kulak olma karşılığında oturan Lale Hanım, “Eskiden buranın aşçısıydım. Sahibi 25 yıl önce taşındı. Haksız değil, konak büyük ama beyefendi yalnız. Çocukluk anıları var diye satmak istemedi. Kendimi burada oturduğum için şanslı hissediyorum” diyor.

Lale Hanım ne her yıl sadece bir kere gelen sahibinin ne de konağın adını söyledi. Ne kadar ısrar etsek de içine girmemize müsaade etmedi, sahibinin kesin emriymiş. Konağın bahçesindeki kedilere gönüllü bakan Nesrin Hanım, “Buraya her geldiğimde iç geçiriyorum, keşke sahibi ben olsaydım. Böyle boynu bükük kalmazdı” diyor. İsimsiz konak ne perili ne de korkunç fakat çok yalnız, orası kesin.

Saint Pierre Han

‘Düşmüş kapılar, kırık avizeler, açık pencereler…’ 

Karaköy Bankalar Caddesi karşısındaki St. Pierre Han hakkında öyle çok hikâye var ki! 1768’de yapımına başlanmış, 1784’te bitmiş. İstanbul’da Fransa elçisi olarak görev yapan Kont de Saint Priest, Fransız tüccarlar için inşa ettirmiş. Yapının tamamı, şimdiki heybetini kesme taştan yapılmış olmasına borçlu. Ünlü Fransız yazar Andre Chernier en üst katında doğmuş. Yıllar sonra da han, Osmanlı Bankası’na, Osmanlı’nın ilk barosu ve İtalyan Ticaret Odası’na ev sahipliği yapmış. Söylenenlere göre arkası eskiden âşıkların gizli buluşma yeriymiş…

İstanbul’un yangınlarından burası da nasibini almış, bir kısmı yanarak kül olmuş! Şimdilerde İstanbul Bahçeşehir Üniversitesi’nin bünyesinde. İçeride özel çekim yapmanın bedeli varmış: 1000 TL. Biz ise sadece keşif için girmek istediğimizi söyledik. Başımıza gelebilecek tüm kazaların kendi sorumluluğumuzda olduğuna dair bir dilekçe imzalayıp içeri girdik. Girmeden önce civardakilerle konuşmuştuk. Meğer esnaf, binadan korkuyormuş. İçeride eşyalar bulunduğu rivayetmiş! Artık değil. İçeride her adımda bir gıcırtı… Yere düşmüş kapılar, kırık avizeler, açık pencereler… Kimi yerler öyle karanlık ki, yanınızda biri olmadan girmek nerdeyse imkansız Tam bunu derken bir patırtı duyuyorum! Emin düştü. Merdivenler için defalarca uyarmışlardı bizi, haklılarmış. Ama en güzeli de hanın çatısı… Kim bilir burası hangi sohbetlere şahit olmuştur? Şimdiyse bu koca han albüm kapaklarına fon.

Zafir Konağı

‘Bir çivi dahi çakmak bile yasak’

Beşiktaş Barbaros Bulvarı’ndan yukarı çıkarken görünen Zafir Konağı hakkında çok şey yazılıp çizildi. Bir Allah’ın kulu son halini içeriden fotoğraflamamış. Bir heves gittik ki binanın güvenlik görevlisi değil izin vermek bizi soru sorduk diye kovaladı bile! İçine de bahçesine de girmek mümkün olamadı. 19’uncu yüzyılda inşa edilen konaklarda II. Abdülhamid dönemi İslâm dünyasındaki önemli simalar, besteci Refik Fersan’ın karısı Fahire Fersan, Dr. Fahri Bey ve ailesi, yani Bülent Ecevit’in babası, dönemin milli eğitim bakanı Hasan Âli Yücel, Abdülhamid’in kızı Ayşe Sultan, Cemal Reşit Rey gibi isimler oturmuş. Kamil Büyüker’in yazdığı “Zafir Konağı’nda Bir Zamanı Yaşamak” adlı kitapta her birinin hikâyesi anlatılıyor. Bu dev yapı restorasyona kapalı ve bir çivi dahi çakmak yasak. Arkada koca Conrad Otel yükseliyor ama o bile gölgesinde kalıyor.

Balat

‘Karşı apartmandakiler, ‘Yıkılsa da kurtulsak’ diyor’

Balat’ta sayısız harabe ve metruk bina var. Kimisi eski Rum yapıları, kimisi de Fransız… Fakat öyle bir tanesi var ki bizden önce ünlü graffitici JR keşfetti. Hatırlayın, sanatçı bu evin duvarına bir resim yerleştirmişti ama bir hafta sonra resim griye boyanmıştı. Binanın popüler olmasını bu olay sağlamış, Balat’a gelenler bu binanın önünde fotoğraf çektirmeden dönmez olmuştu. O kadar ki karşı apartmandakiler, “Yıkılsa da kurtulsak” diyor. Eskiden Rum bir ailenin oturduğu binaya girmeyi denedik ama içinde ne merdiven var ne de sağlam bir duvar.

Galata

“Sırf graffiticilere yarıyor, başka da bir faydası yok’

Serdar-ı Ekrem Sokak üzerindeki 35, 37, 39 ve 41 numaralı binalar omuz omuza vermiş öylece duruyor. Kapılarında koca zincirler, pencereleri de MDF ile kapatılmış. Birinin penceresi açıktı gerçi, ona merakla baktık. Yıkık dökük bir yer… “Merhaba!” diye seslendi Emin içeri, sesi öyle acı yankılandı ki boş odada kalabalıklaşmayı istercesine. İronik olan şey, bu yapıların tam karşısında lüks evler ve dükkânlar bulunması. Etrafındaki iş yerleri ya da komşuları bu binalar hakkında hiçbir şey bilmiyor. Bakkal Emrullah Bey, “Bu evler sırf graffiticilere yarıyor, başka da bir faydası yok” diyor. Öğrendiğimize göre 6-7 Eylül olayları sonrasında terk edilen binalardanmış, o yüzden Milli Emlak Genel Müdürlüğü’ne geçmiş. Geçen yıllarda yapılan açıklamalara göre Kültür Bakanlığı kütüphaneye dönüştürmek için çalışacakmış. Belirli bir tarih yok.

Cihangir

‘Kime ait, neden böyle yarım kalmış, akibeti ne olacak?’

Cihangir Bataraya Sokak’ta yıllardır inşaat halinde duran bir bina. “Bir bitse ne kadar para eder kim bilir!” diyor komşular. Binanın altında 1960’tan beri çaycılık yapan amca, “Sorma evlat, yanılmıyorsam 25 yıldır böylece duruyor. Resmen içim gidiyor baktıkça. Ben yaşlandım, o öylece duruyor” diyor. İçine girmek istediğimizi söyleyince, üst katında oturan bir güvenlik görevlisine yönlendiriyor amca bizi. İki sohbet, bir çay karşılığı giriyoruz içeri. Kime ait, neden böyle yarım kalmış, akibeti ne olacak, görevli de bilmiyor. İçeri adım atar atmaz müthiş bir İstanbul manzarası kucaklıyor bizi. Emin’le yarım kalmış pencerelerden birinin önünde durup hayal kurmaya başlıyoruz.

Ece Ulusum

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment