Egoist okur

Sheryl WuDunn: “Kadın erkek eşitsizliği, köleliğin modern şeklidir”

Pulitzer Ödüllü Amerikalı gazeteci, yazar ve iş kadını Sheryl WuDunn geçen hafta Sabancı Vakfı Filantropi Seminerleri’nde bir konuşma yapmak üzere ülkemizdeydi. WuDunn bu ödülü eşiyle birlikte kaleme aldığı “Half the Sky” (Gökyüzünün Yarısı) adlı kitap dolayısıyla almıştı. Dünyanın çeşitli ülkelerindeki kadınların ve kız çocuklarının maruz kaldıkları baskı ve eziyetten kendilerini kurtarma hikayelerini anlatan kitabın bizim için bir önemli özelliği de yeni baskısına önsözü Elif Şafak’ın yazmış olması. “Bundan onur duydum” dedi WuDunn. “Elif’in yeteneğine, yazdıklarıyla okurlarının kalbine temas etmesine hayranım.”

“Half the Sky”, zaman içinde kendi okur kitlesini yarattı ve dünya çapında bir aktivizm dalgası oluşturdu. 10 ülkede aylar süren bir çalışmayla çekilen belgeselin ardından bugün 1 milyondan fazla kullanıcının üye olduğu bir Facebook oyunu yaratıldı. WuDunn’la hem kitaplarını hem de cinsiyetler arası eşitsizliğe olası çözümleri konuştuk. (Oyunun tanıtımını buradan okuyabilirsiniz.)

Gülenay Börekçi

half the sky the game gulenay borekci egoistokur

“Dünyada 60 ila 100 milyon kadın kayıp”

“19’uncu yüzyılda kölelik vardı, 20’inci yüzyılda bunun yerini totaliter yönetimler aldı. Yaşadığımız yüzyılın temel adaletsizliğiyse, birçok kişinin sırf kadın olduğu için maruz kaldığı gaddarlık” diyorsunuz. Kadın erkek eşitsizliği için “köleliğin günümüzdeki şekli” denebilir mi?

Dilini bile bilmedikleri uzak yerlere kaçırılıp genelevlere satılan ve haftanın yedi günü, günde 14 saat çalışmaya zorlanan, üstelik karşılığında tek kuruş ödenmeyen kadınlar gördüm. Doğru düzgün beslenemiyorlardı ve kaçmaya kalktıklarında en hafifinden ağır dayak yiyorlardı. Açık olalım, buna kölelik denmez de ne denir?

Geçen yüzyılın son yarısında şiddete uğrayarak ölen kadınların sayısı 20. yüzyılın tamamında savaşlarda ölenlerden çok daha fazla” demişsiniz. Bu çarpıcı bir oran.

Daha somut bir rakam vereyim: İstatistikler, dünya genelinde 60-100 milyon kadının halen kayıp olduğunu gösteriyor. İnanılır gibi değil ama gerçek bu.

“Okumuş bir kız çoçcuğu; okumuş bir köy sayılır”

“Kadınları sorunun değil, çözümün parçası olarak görmekten başka çaremiz yok” diyorsunuz…

Eğitim gören bir erkek çocuğu, neticede sadece eğitim gören bir erkek çocuğudur ve büyüdüğünde bu sayede iş hayatına atılması daha kolaydır, değil mi? Eğitim görmüş bir kız çocuğuysa aslında eğitim görmüş koca bir köy sayılır. Emin olun büyüdüğünde sadece kendi çocuklarına değil, hayatındaki herkese bir şekilde yardımcı olacaktır. Köylerin, şehirlerin hatta ulusların hayat standartlarının gelişmesinde en önemli şey saydığım “dişil güç”ten bahsediyorum. Az önce fahişeliğe zorlanan kadınlardan bahsetmiştim ya; Rachel Lloyd onlardan biriydi. Fahişelik yapmak zorunda bırakılmıştı ama kaçmayı başardı ve dünyanın farklı yerlerindeki kadınların eğitim görmeleri ve kendi ayakları üzerinde durmaları için çalışan “Girls Education and Mentoring Service” ya da kısaca GEMS adlı organizasyonu kurdu.

Dünya çapında çok satan iki kitabınız var, yeni çıkan “A Path Appears: Transforming Lives, Creating Opportunity” ve size Pulitzer kazandıran “”Half the Sky”: Turning Oppression into Opportunity for Women Worldwide”… İkisi de gerçek deneyimlerinizi anlattığı için size şunu sormak istiyorum: Günümüzde kadınların maruz kaldığı baskılar neler ve bunları “fırsata çevirmek” gerçekten mümkün mü?

İkisinde de yoksulluğu “kader” gibi görmeyerek hayatınızı değiştirebileceğinizi, hatta karşınıza çıkan fırsatları akıllıca kullanarak çevrenizdekileri de kurtarabileceğinizi anlatıyoruz. Bir örnek vereyim: Yeni kitabımda, Shana adında bir kadının yaşadıkları da var. Tanıştığımızda fahişelik yapıyor, ağır uyuşturucular kullanıyordu. Daha beteri, yan gelip yatan ve onu satarak para kazanan bir erkeğin kölesiydi. Zorbanın teki olan bu adam Shana’nın vücuduna “Bu kadının sahibi benim” yazan bir dövme yaptırmıştı. Fakat Shana kaçmayı başardı. Bugün başka kadınların da kurtulabilmesi için yaşadığı şehrin yetkilileri ve ossyal organizasyonlarıyla işbirliği yapıyor.

“Mikrofinans meselesi çok çok önemli”

Bir meslek edinmenin önemini hep vurguluyorsunuz. Ayrıca kadınlara üretim yapan firmaların kâr etmenin yanı sıra bu tür yardım stratejileri de üretebileceklerini söylüyorsunuz.

Meslek sahibi olmak yoksulların ekonomik merdivende ayakta kalmaları hatta basamak basamak yükselmeleri için hayati derecede önem taşıyor. Bilhassa eğitimle desteklenirse. Dünyayı değiştirecek çözümler üretmek konusunda markalara ve firmalara gerçekten çok iş düşüyor. En basiti, kadınların satın aldığı şeyler üreten firmalar kadın eleman almaya öncelik verebilir. Tabii yapabilecekleri başka birçok şey var, ellerindeki olanakları kullanarak milyonlarca hayat kurtarabilirler. Okumuşsunuzdur; Dannon ve Revolution Foods gibi firmalar mucizevi çözümler üretiyorlar. Ayrıca mikrofinans konusunu da çok önemli buluyorum. Size, Biti Rose adlı kadından bahsedeyim. Çok yoksuldu ama karşısına çıkan bir mikrofinans olanağını değerlendirerek kendi yaptığı donutları satmaya başladı ve bu onun en büyük şansı oldu. Şimdi hem çok para kazanıyor hem de başka yoksullara iş veriyor…

Etkileyiciymiş. “Half the Sky” Hareketi’ne dair neler anlatırsınız?

Kadınlar ve erkekler birlikte üretebildiklerinde dünyanın kadınlara olan gaddar tutumu değişmiş olacak, işte biz ancak o zaman kendimizi başarmış sayacağız. Bir fikrin harekete dönüşebilmesi için çok fazla kişinin ona katılmayı isteyip desteklemesi gerekir. Biz şu an tam bu noktadayız. Dünyanın farklı ülkelerinden birçok kişi “Half the Sky”‘a katılmaya ve onu çoğaltmaya devam ediyor. Kadınların iş hayatında görünürlüğünü artırmak adına başardığımız çok şey var. İzin verirseniz şöyle bitireyim röportajımızı: Bu harekete minicik bir katkı bile hakikaten çok önemli, o yüzden lütfen sevgili okur, lütfen desteğini bizden esirgeme.

Facebook’ta toplumsal sorumluluk projesi. Üstelik bir oyun. Ve eğlenceli…

Sheryl WuDunn, yoksul ve yardıma muhtaç kadınları kurtarmak için devrim niteliğinde bir girişimde bulundu ve bugün 1 milyon kişinin oynadığı bir Facebook oyunu yarattı. Half the Sky Movement: The Game, çok önemli bir oyun. Teknik uygulamayı Farmville, Chefville gibi sosyal paylaşım üzerinden ilerleyen diğer birçok Facebook oyununu da üreten Zynga firması yaratıyor.

Farmville tarzı oyunlar bana kalırsa bencilliğe karşı bir nevi pratik sayılabilir, çünkü sadece kendini düşünenlerin bu tarz oyunlarda ilerlemesi teknik olarak mümkün değil. Rakiplerinize yardım etmeniz ve onlar da ilerlesin diye çaba göstermeniz gerekiyor.

İşte “Half the Sky Movement: The Game”, Farmville tarzı oyunların bir üst modeli. Karakterlerin ve oyunculara verilen görevlerin gerçek hayatta hep birer karşılıkları var. İşin içine birçok yardım kuruluşu da dahil olduğu için her hamlenizi gerçek hayata geçirebiliyorsunuz. Yani siz Hindistan’dan başlayıp Kenya’ya, Vietnam’a, Afghanistan’a ve diğer ülkelere yol alarak oyundaki kilitleri açtıkça, sponsorlar sizin yerinize birilerine, ihtiyacı olanlara para ödüyor. Sheryl WuDunn, “Oynayarak öğrenmek yaşayarak öğrenmeye en yakın şeydir” diyor.

Gülenay Börekçi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Comments
2 Responses to “Sheryl WuDunn: “Kadın erkek eşitsizliği, köleliğin modern şeklidir””
  1. Zeytin says:

    Pakistanlı kadın yönetmeni ilk, sayfanızdan okuduğumda da çok çok mutlu olmuştum. İki kadının adını da aklımda bir kaç defa geçirdim,ama hala aklımda tutamıyorum.İkisinde de sizin yakaladığınız iki cümleyi not ettim. *Feminizim; kadınlar sokakta,işte evde güvende olsunlar diye çalışmaktır. 2. cümle: Okumuş bir kız çocuğu, okumuş bir köy sayılır. (Yarın küçücük kızlara (ilkokul 3. sınıf) kocaman bir köy, kasaba, şehir olacaksın sen dediğimde o gözlerindeki gururu şimdiden görmüş kadar oldum.)

    Bana göre iki cümle de çok değerli ve içinden koca bir yaşam taşırıyor. Oku oku oku, bugün sınıfta çocuklara da söyledim (Benim oğlum bina okur döne döne yine okur) çok güldüler, sanki biz büyük bir tembelliğe saplanıp sadece okuyoruz, çekirdek yer gibi tıpkı. Zevk veriyor, zamanı iyi geçirmeyi sağlıyor ama ortaya kendimizden başka çıkardığımız, ya da birine destek olduğumuz hiçbir şey yok. Her kesim garip bir buzlu kaderciliğe kapılmış gibi.

    Bu tür farklı bakmayı sağlayan yazılarınızı edebiyattan daha da fazla sevdiğimi fark ettim. Bu iki kadın da “Yürümeye devam et”i bırak fısıldamayı, bağırarak söyleyen kadınlar. Bugün bu kadın hakkında bilgi edindiğim için de çok sevindim, hatta sınıfta gözümün içine dana gibi bakan çocukları nasıl harekete geçiririm diye planlarımı yeniden gözden geçirmem gerektiğini de düşündürrtü bana. İyi ki varsınız.

    • Teşekkür ederim sevgili Zeytin :)))

      (Gerçek adını bilmediğim için böyle yazdım. Çok tatlıymış bu isim, biraz da o yüzden.)

      Güzel sözlerin için ayrıca teşekkürler. “Garip bir buzlu kadercilik” demişsin, ben de o sözünü sevdim. Gerçekten kendimizi teslim ettiğimiz şey bu. Birçok şey var canımızı sıkan, bizi mutsuz eden ama düzeltmek adına hiçbir şey yapmıyoruz. Kendimizi şikayet ettiğimiz her şeye teslim etmiş gidiyoruz. Ve çok üşüyoruz. Bana bunu hatırlattın…

      Sevgiler, başarılar :)

Leave A Comment