Egoist okur

Aksu Bora: “Kadınların skandala değil, güçlenmeye ihtiyaçları var”

Aile içi şiddetin türüne bakıldığında yüzde 37’lik oranda fiziksel şiddet kullanıldığını görüyoruz. Ama daha yüksek oranlar da var: Yüzde 83.5’lik oranında psikolojik şiddet, yüzde 89.1 oranında ekonomik şiddet, yüzde 65.7 oranında sözel şiddet uygulanıyor. cinsel şiddet oranı yüzde 21.6.

Ayizi Yayınevi ve Amargi Dergi’den Aksu Bora, “Feminizm son 30 yılda ciddi kök saldı, gelişti, yayıldı. Hem hareketin kendisi, hem de haklar ve bilinçlenme açısından” diyor. “Ama tabii feminist hareketin dönemleri var. Kâh enerjisinin çok yüksek, hareket kabiliyetinin fazla olduğu dönemler yaşanıyor, kâh daha kendine dönük, tartışmalı ve düşük enerjili dönemler… İçinden geçerken pek eğlenceli sayılmasalar da derinleşme ve biriktirme dönemleri oldukları için bu ikinciler çok önemli. Görebildiğim kadarıyla biz şimdi bunu yaşıyoruz.”

Gülenay Börekçi

egoistokur aksu bora gulenay borekci ayizi amargi 2

Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Aksu Bora, iki arkadaşıyla feminist yayınevi Ayizi’ni kurdu, ayrıca Amargi dergisini çıkarmaya başladı. Ekip dergiyi artık dijital ortamda sürdürecek. İnternet adresi: amargidergi.com

“Barışılamayan bir coğrafyada şiddetin artması şaşırtıcı değil. Bu şiddetin kadınlara yönelmesi de…”

Kadın hakları konusunda geldiğimiz yer neresi? Bilhassa kadına yönelik şiddetin arttığı düşünülünce geriye mi gidiyoruz sizce?

Eşitlik meselesinin ileri/geri terminolojisi içinde kavranabileceğinden emin değilim. Kadına yönelik şiddetin artmasının muhtemelen kadınların güçlenmesiyle, dolayısıyla feminizmle bir ilgisi var ama bunun birincil neden olduğunu da sanmıyorum. Kadınların haklarını talep edip “daha yüksek sesle” konuşmaya başlamaları, hayatlarının dizginlerini kendi ellerine almak istemeleri, şiddeti artıran faktörler olabilir.

Bu olumlu bir şey gibi de duruyor…

Ama şiddetin genel olarak hepimizin hayatını belirler hale gelmesinin de payı var. Bir türlü ilerleyemeyen bir “barış süreci”nden söz edip duruyoruz, barışılamayan bir coğrafyada şiddetin artması şaşırtıcı değil. Bu şiddetin kadınlara yönelmesi de.

Ülkemizde kadınların günümüzde sadece kadın oldukları için maruz kaldıkları sorunlar neler?

Genellikle şiddetin bütün kadınların maruz kaldığı bir denetim mekanizması olduğu söylenir, şiddet tehdidi de bunun bir parçasıdır. Ama topluca “şiddet” adını verdiğimiz çok farklı pratikler var. Ortak bir isim vermek, gözaltında tecavüzle evdeki dayak, okuldaki tacizle iş yerindeki mobbing arasındaki bağlantıları görmek adına doğru olabilir. Ama bunların “kadınların sadece kadın oldukları için yaşadıkları genel zulüm” olarak görülmesine biraz kuşkuyla yaklaşıyorum.

“Feminist literatür zayıflamadı. Öyle gibi görünüyorsa sebebi, çok parçalı ve çeşitli alanlara dağılmış bir literatüre dönüşmesi olabilir”

Kadın meselesinin hâlâ çözülememiş olmasında feministlerin hataları var mı? Mesela feminist yayınlarda bir azalma var sanki… Geçenlerde Guardian gazetesinde bir yazı çıkmıştı, “Cüretkâr, şöyle skandal yaratacak türden bir feminizme ihtiyacımız var” deniyordu. Bizim ülkemiz için de bu geçerli olabilir mi?

Feministlerin hataları vardır, olmaz mı? Ama sanıyorum bu yeterince skandal yaratmamak gibi bir şey değildir. Sütyen yakma zamanını geçirdik. Kadınların skandala değil, güçlenmeye ihtiyaçları var; yasal ve kurumsal, ekonomik ve siyasal güçlenmeye… Bu, yeterince cüretkâr olacaktır. Aslında feminist literatürün zayıfladığını sanmıyorum, öyle gibi görünüyorsa, bunun sebebi çok parçalı ve çeşitli alanlara dağılmış bir literatüre dönüşmesi olabilir. Yani artık pek “İkinci Cins” (Simone de Beauvoir) ya da “Kadınlığın Gizemi”(Betty Friedan) değil, “Soğuk Yakınlıklar” (Eva Illouz) yahut “Cinsiyet Belası”(Judith Butler) türü kitaplar yazılıyor. Ve tabii coğrafya, hukuk, tarih, siyaset gibi alanların içinden spesifik problemlerle ilgili kitaplar.

Gülenay Börekçi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment