Egoist okur

Kadir Kaymakçı’nın en efkarlı gecesi: R.E.M. partiyi terk etti!

HT Magazin’in yayın yönetmen yardımcısı ve köşe yazarı Kadir Kaymakçı nevi şahsına münhasır biri. Aynı zamanda işe gitmeyi benim için zevkli hale getirenlerden. Düşünün, öyle bir adam ki ayak üstü sohbetlerde bile size Nabokov’dan söz ediyor hatta laf arasına Karanlıkta Kahkaha’dan ya da yazarın öteki romanlarından alıntılar katıyor. Sonra Italo Calvino seviyor. Ne bileyim, siz kimse artık onu ve onun gibi edebiyatçıları okumuyor zannederken o durup duruken Giorgio Manganelli’nin çok büyük edebiyatçı olduğunu anlatıyor ve  sevinçli bir hayretle öylece kalakalmanıza sebep oluyor. Bunun dışında hakkında bildiklerim pek az. Yani Kadir biraz esrarengiz bir adam. En büyük zaafı ise bildiğim kadarıyla Tom Waits ve R.E.M. O yüzden onun R.E.M. grubunun dağılmasıyla ilgili yazısını siteye hemen aldım. Bununla da yetinmedim, ondan Egoist Okur’un “Efkar Karması” bölümü için bir R.E.M. seçmesi istedim. İşte bonus track’iyle birlikte Kadir Kaymakçı’nın R.E.M.’e ithafen hazırladığı “Efkar Karması”…

Gülenay Börekçi

Bir gece R.E.M. uykusundan uyandım

Sizi bilmem ama benim hayatımın bir soundtrack’i var! Evet, her kahramanın bir şarkısı vardır, hayatımın kahramanı da benim ve benim de nereye gitsem peşimden gelen şarkılarım var. Sabah uyandığım andan itibaren beynimde çalmaya başlayan şarkılarla dolaşıyorum bütün gün kimselere duyurmadan… Bazen yapmam gerekenleri kulağıma fısıldıyorlar, bazen yapmamam gerekenleri… Güldürüyorlar beni, ağlatıyorlar, kızdırıyorlar, içimi ısıtıyorlar, canımı yakıyorlar; evet evet, çoğu zaman canımı yakıyorlar… Kimi zaman günlerce benimle dolaşıyorlar, evde, arabada, işte, yemek yerken hatta uyurken bile kulağıma hiç bilmediğim dünyaların hiç bilmediğim öykülerini anlatıyorlar. Bazı günler, yıllardır görmediğim bir dost gibi nereden çıktıklarını bile anlamadan karşıma geçip, daha ilk notalarında kalbimi avuçlarına alıp darmadağın ediyorlar… Boğulduğumu düşündüğüm zamanlarda ellerimden tutup başımı suyun üstüne çıkarıyorlar…

Müziğin sesi cızırtılı

Benim toplasan toplasan üç kısacık cümleye sığacak hayat öykümün soundtrack’ine son 20 yıldır şarkılarıyla eşlik eden REM grubunun ayrılık kararı aldığını öğrendiğim önceki geceden beri kafamın içindeki müzik çaların sesi hiç olmadığı kadar cızırtılı çıkıyor! Haberi ilk okuduğum andan beri 19 yıl önce ilk duyduğum günden beri ne zaman hayatta kapana kısıldığımı hissetsem kafamın içinde dönüp durmaya başlayan ‘Find The River’ çalıyor benim eski püskü pikapta… Michael Stipe kulağıma fısıldıyor, “Hiçbir şey istediğimiz gibi gitmiyor, geriye atacak bir şey de kalmadı, şimdi her şeyi bırakıp o nehri bulma zamanı…”

Yıldızların üzerinde

31 yıl önce soğuk bir ocak günü (muhtemelen benim doğum günümde:) Amerika’nın Georgia eyaletinin Athens kentinde küçük bir kasetçide ilk kez karşılaşan Michael Stipe, Peter Buck, Mike Mills ve Bill Berry 20 yıldır ne zaman ihtiyacım olsa hep yanımda oldu… Bazı günler, bir yıldızın üstüne oturup birlikte metorların arasında dolaştırdılar beni, bazı günler Hollywood ayaklarımızın altında kâh James Dean olduk, kâh Steve McQueen… Kıyafetlerimizi kıyısına bıraktığımız bir nehirde birlikte yüzdük bazı geceler. Âşık olduğum güzelin yanı başına oturup o uyurken kirpiklerini saydık, her bir tanesinde “Seni seviyorum” diye kulağına birlikte fısıldadık sonra… Kimselere anlatmadığım dertlerimi herkesten iyi anlayıp beni karşılarına oturttular bazen, gözlerimin içine bakıp, “Ne zamandır çok üzgün görünüyorsun, neden gülmüyorsun?” diye sordular… Hep korkusuzca yürümemi söylediler bana! Sonra, günah keçisi olmayı göze alıp düşeceğimizi bile bile dev kayalıklara birlikte tırmandık. Ne yıldırımlardan ne büyük çığlardan korktuk, kimselere söylemeden birlikte ağladık… Güneşin gözlerimizi kamaştırdığı sahillerde yusufçuklarla uçup, deniz atlarıyla dolaştık… Herkesin günlük güneşlik zamanları hayal ettiği anlarda ise biz yağmuru tercih ettik hep birlikte.

Sersem gibiyim

Hasta olduğumda elimi tutmasalar da sürekli boyumu aşan hayat karşısında başımı suyun üzerinde tutmam gerektiğinde yanı başımda oldular. Ne zaman canım yansa, “Ah kalbim” diye benimle birlikte bağırdılar… Hayatın çilekli bir pasta olmadığını da şenlikli dev bir karnaval olduğunu da onlar söylediler bana. Michael Stipe, grubun ayrılık kararıyla ilgili yaptığı açıklamada, “Bir partiye katılmanın püf noktası, partiden ne zaman ayrılacağını bilmektir” diyor. Sanırım benim sorunum bu! Katıldığım partilerden ne zaman ayrılacağımı hiç bilmiyorum… Ya çok erken terk ediyorum, ya çok geç… Hayatımdaki bütün ayrılıklar gibi bir kez daha bir ayrılık karşısında ne söyleyeceğimi bilmiyorum işte. Zamanlama ne kadar doğru bilmiyorum ama REM’le çıldırmış bir dünyanın orta yerinde koca bir fili merdivenlerden yukarı birlikte ittiğimiz uzun bir rüyanın uykusundan birlikte uyandık geçen akşam. Şimdi sersem gibiyim…

Kadir Kaymakçı, Habertürk

Find The River

Nightswiming

Country Feedback

Leave

Beat a Drum

I’ve Been High

Oh My Heart

At My Most Beautiful

E-Bow The Letter

Every Day is Yours to Win

Bonus track

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment