Egoist okur

Sinan Sülün’den kalbinizi kanatlandıracak bir iyilikler kitabı

Sinan Sülün’ün politik bir arkaplanda gelişen ilk romanı “Kırlangıç Dönümü” son zamanlarda en severek okuduğum kitaplardan biri oldu. Sebebi de öncelikle Ali ile Verda’nın güzel aşk hikayesinin Sülün’ün kaleminde müthiş bir canlılık ve coşkuyla hayat bulmasıydı.

Ama ben esas olarak Ali’yi sevdim galiba. Tuhaf ama büyüleyici biri Ali. Üniversitede böcekbilim okumuş, zaten anlıyor böceklerin dilinden, mesela karıncaları gözlüyor fırsat bulduğunda. Oralet seviyor sonra ve kafası attığında, kendini çok mutlu ya da mutsuz hissediğinde her şeyi bırakıp koşmaya başlayabiliyor… Edebiyatla ilişkisi sağlam. Dante’yi orijinalinden okuyabilmek için hapishanede İtalyanca öğrenmiş mesela. Dil konusunda epeyce yetenekli zaten, bir sürü dili iyi biliyor, bu yüzden hayatını çeviri yaparak kazanıyor. Ve şiir gibi konuşuyor. Anlatmayayım, okuyun… Kendi adıma Ali’yi öyle sevdim ki, romanı okuduğum günlerde sokağa çıktığımda resmen onu aradı gözlerim. Bir köşeden çıkacakmış gibi geldi hatta bazen. “Kendine gel” dedim sonra kendi kendime, “Roman kahramanlarına sokakta rastlanmaz ki…”

Tuba Dere’den gelen bu yazıyı okuyun isterim. Tuba, Ayraç dergisinde kitap değerlendirme yazıları, Hece Õykü dergisindeyse roman kahramanlarına mektuplar kaleme alıyor. Öykü ve yazılarına Siyah Sanat, Ayna İnsan, Lacivert Öykü Şiir dergilerinde de rastlanabiliyor. Beyaz Bulut adlı çocuk edebiyatı dergisinde de masalları yayınlanıyor. Bu onun Egoist Okur’a ilk misafirliği. Yeni yazılarını bekliyoruz…

Bitirirken, Tuba’nın İletişim Yayınları’ndan çıkan “Kırlangıç Dönümü” için yaptığı bir yorumu buraya alacağım: “İyimser bir yazarın kaleminden çıkmış olan ve kalbimizi kanatlandıran, bizi mutlu eden bir iyiler, iyilikler kitabı ‘Kırlangıç Dönümü’…”

Unutmadan söyleyeyim, kapağı çok çok güzel.

Gülenay Börekçi

sinan sulun kirlangic donumu iletisim yayinlari

 Tuba Dere yazdı

Yeni Bir Aşk Hikâyesi: Ali ile Verda

İlk kitapların okurda bıraktığı olumlu izlenimler, ardından gelecek kitaptan beklentilerin de artmasına neden olur. Sinan Sülün ilk kitabı “Karahindiba” ile edebiyat dünyasında adından epeyce söz ettirmişti. Bilindiği üzere yakın zamanda genç yazarın, ilk romanı yayınladı. Birçok okur gibi ben de “Karahindiba”nın ardından nasıl bir kitabın geldiğini merak ederek elime aldım “Kırlangıç Dönümü”nü. Okuduklarım beni hiç şaşırtmadı, aksine “Karahindiba”daki üç öykünün hem kurgusal olarak hem de yaratılan karakterler bakımından bu romana bir hazırlık olduğunu düşündüm.

“Kırlangıç Dönümü”, kapağını açar açmaz yazarının bir kameraman titizliğiyle hazırladığı şehir görüntüleriyle bizi karşılıyor. Romanda sinematografik bir anlatım yolu benimsendiği için, okuma sırasında kendinizi sıklıkla bir sinema filmi yahut dizi izler gibi hissedebilirsiniz. İyi bir gözlemci olan anlatıcı, dış unsurları bütün teferruatıyla aktarıyor. Bu sayede okuru kurgunun içinde tutuyor. Okurken kişileri, olayları düşlemekte hiç zorlanmayacağınızı, yorulmayacağınızı peşinen söyleyebiliriz.

Romanın kahramanı Ali, üniversite öğrenciliği sırasında katıldığı bir eylemde gözaltına alınmış, sonrasında gördüğü işkenceler nedeniyle işlemediği bir suçun itirafçısı olmuş, on yıl hapiste yatmış bir genç. Yaşadığı kötü olaylar yüzünden hapishane sürecinde sanrılar görmeye başladığı için psikolojik tedavi görmüş. Hapisten çıktıktan sonra hayat tutunmaya çalışıyor, eniştesi Hüseyin’in çiçekçi dükkânına gidip geliyor. Bir gün yandaki kafenin bahçesinde Verda’ya rastlıyor ve görür görmez âşık oluyor. Sevgilisi Hakan’la birlikte gittiği Almanya’dan, aldatıldığı için apar topar dönmüş olan Verda da kısa bir süre sonra genç adamın duygularına karşılık veriyor, böylece aralarında bir aşk başlıyor. Ancak ilişkileri tahmin edileceği üzere Ali’nin geçmişi yüzünden gölgeleniyor.

Romanda olaylar, Ali’nin hapisten çıktığı gün, 6 Mart 2006’da başlayıp kronolojik biçimde ilerliyor ve 10 Eylül 2006 günü sona eriyor. Kitap, günlük gibi tarihler atılarak bölümlere ayrılmış. Bölüm başlarındaki epigraflar genellikle içeriği özetler biçimde seçilmiş. Kitapta epigraflardan başka “Romeo ve Juliet”ten, şarkı sözlerinden, bazı şairlerin şiirlerinden alıntılar da bulunuyor. Ayrıca kurguyu zenginleştiren yan hikâyeler de var. Ali’nin dedesi Cafer Ağa ile babaannesi Maviş’in aşk hikâyesi bunların başında geliyor. Nergis ile Hüseyin’in, Niyazi ile Elif’in hikâyeleri de benzer güzellikteler.

Kurgu içerisine yerleştirilmiş rüyalar bizi zaman zaman Ali’nin bilinçaltına götürüyor, duygu ve düşünce dünyasına dair ipuçları veriyor. Rüyalar dışında, diğer karakterlerin iç dünyasındaki karmaşa ve çatışmaları göremiyoruz. Geriye dönüşler de rüya yoluyla yapılıyor, Ali’nin geçmişte yaşadıklarını, yaralarını bu sayede öğreniyoruz.

Romanın iskeletine şöyle bir bakarsanız klasik bir zengin kız, fakir oğlan hikâyesi görebilirsiniz. Yalınkat bir kitap, “Kırlangıç Dönümü”. Zemininde sosyal yaşama dair ayrıntılar akıyor olsa da, bir dönemin siyasi olaylarına, siyasi mağdurların yaşadıklarına, aşk ve aile ilişkilerindeki sınıf ayrımına temas edilerek kurguya derinlikler kazandırılmışsa da roman çok katmanlı bir yapıya sahip değil. En büyük düğüm, Ali’nin önceleri sanrı zannettiği sonra arkadaşlarının sivil polis olduğuna karar verdiği, ancak kitabın sonunda ne olduğunu anladığımız ‘bej gazeteci yelekli adam’ etrafında atılmış. Bunun dışında kurguda çok büyük sürprizlerle karşılaşmıyorsunuz. Ancak dikkatle bakınca anlaşılıyor ki eser, kahramanı Ali’nin kişisel zenginlikleri üzerine oturtulmuş. Alışageldiğimizden “farklı” hatta çocukluğundan itibaren “tuhaf” bir tip Ali. Üniversitede böcekbilim okuyor, hapisteyken akvaryumda böcek yetiştiriyor, karıncaları izliyor. Oralet seviyor. Çok heyecanlandığında duygularını bastırabilmek için koşuyor. İyi bir edebiyat okuru, Dante’yi orijinalinden okuyabilmek için İtalyanca öğrenmiş, zaten birkaç dil biliyor ve çeviriler yapıyor. Okudukça anlıyoruz ki bu tuhaflık ve farklılık aslında onun çok zeki olmasından kaynaklanıyor.

Hayatta yaşadığı acılar ve hüsranlar önünü hiç kesmemiş Ali’nin. Umudunu yitirmemiş. Çocuksu bir masumiyeti var. Esasen yapmaya çalıştığı bir iyilik yanlış anlaşılmış ve Ali haksızlığa uğramış ama buna rağmen kimseye kin ve öfke duymuyor. İntikam peşine düşmüyor, “ben” davası gütmüyor. Adeta yok gibi, hiç gibi, adanmış biri. Sadece yeniden aynı şeyleri yaşamaktan korkuyor, kötü tecrübeler onu ürkek biri hâline getirmiş, tıpkı bir kırlangıç gibi. Aşkla güzelleşen bir adam değil Ali, bilakis masumiyet ve güzelliğiyle aşka renklilik, çeşitlilik getiriyor. Başına gelen kötü olaylara rağmen masum ve güzel kalan, dokunduğu her şeyi güzel kılan bir adam o. İçinde yaşadığımız dünyadan sıyrılıp kendine idealize bir dünya yaratmış, hayal ettiği gibi, neredeyse hayal ettiği dünyanın gerçekliği içinde yaşıyor. Hayatın “an”lardan ibaret olduğunun farkında ve belki de isteği şu gök kubbede yalnızca hoş bir sadâ bırakmak. Yazarın bize teklif ettiği “başka dünya”ya ait bir model. Ablası Nergis, eşi Hüseyin ve kızları Defne -hatta sonrasında Verda, Aziz ve Niyazi de- bu idealize dünyanın birer parçası aslında.

İlginçtir, romanda kötüler var ama uzaktalar, birer birey ya da kahraman olarak kurguda yer almıyorlar ve hemen hemen hiç konuşmuyorlar. Çünkü zaten onlar kötülükleriyle Ali’nin dünyasının dışındalar. Romanda yalnızca zıtlıkları temsil eden Verda’nın annesi, Başak, Bertuğ gibi kişileri görüyoruz. Onlar, hayata günümüzün değerleri ve kabulleri üzerinden bakan sığ insanlar; güzellikleri bir türlü göremiyorlar.

Herkesin kendince yaşadığı, kendince deneyimlere, yargılara sahip olduğu ve üzerinde bugüne dek çok şey yazılıp söylenmiş hatta “ayağa düşmüş” bile denebilecek  “aşk” konusunu yavanlaştırmadan, sahteliğe düşmeden, tadını kaçırmadan anlatmak çok güç bir şey. “Kırlangıç Dönümü”nün bu mânâda zoru başardığı söylenebilir. Güzel bir aşk hikâyesi, Ali ile Verda’nınki. Romandaki anlatım da, gücünü gösterişli bir edebiyattan, veciz ifadelerden almıyor. Aksine üslup olabildiğince sade ve samimi. Daha doğrusu romanı başarılı kılan ne üslup ne de kurgu aslında. Anlatıma güç veren şey, kelime ve cümlelerin derinliklerinde yatan anlam, o içtenlikli ve sahici duygu yani arı duru bir sevgi.

Sinan Sülün duyguları ifade etmede başarılı bir yazar. Özellikle aşk coşkusunun ifade edildiği bölümlerde üslubu değişiyor, yerini renkli ve güçlü tasvirlere bırakıyor.

Okurken, aşkın pek çok farklı tanımına ve yorumuna rastlayacaksınız. Sonuçta fedakârlık ve iyilikle örülmüş bir aşk, burada anlatılan. Mesela Ali, Verda’ya aşkını “bir elmada iki diş izi olmak” istediğini söyleyerek itiraf ediyor, sevdiği kadının geçmişinde ve geleceğinde, tüm hayatında olmak istiyor. Verda için hazırladığı hediyeler de çok orijinal, yaratıcı ve güzel. Mesela Verda’nın evine ilk gelişinde, duvarda bir tablodan boş kalmış yere origamiyle kırlangıçlar yapıp bırakıyor. Bir başka sefer, Verda için bir kaleydeskop hazırlıyor.

“Kırlangıç Dönümü”, iyimser bir yazarın kaleminden çıkmış olan ve kalbimizi kanatlandıran, bizi mutlu eden bir iyiler ve iyilikler kitabı. Bugün artık hemen hepimizin yitirdiği nezaket ve zarafeti, iyiliği, merhameti bize hatırlatıyor.

Şu kupkuru hayatta biraz soluklanmak; yaşamınızı ıhlamurlar, yıldızlar, şiirler, şarkılar, bahar kokuları ve renkleri, Maçahel’in yemyeşil doğası, oralet ve vişneli mekik kekiyle tatlandırmak isterseniz, tavsiye ederim, “Kırlangıç Dönümü”nü alın elinize. Güzel bir aşkın ve Ali’nin renkli dünyasının tadına doya doya varın. Kitabı bitirdiğinizde içinizde güzel bir film izlemiş de hayata çıkmışsınız gibi hoş bir iz kalacak. Ali’yi özleyeceksiniz.

Tuba Dere

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment