Egoist okur

Karakterimizin bir köşesinde duran Enis Batur’luk

Neslihan Elagöz’ün blogunda gördüm bu yazıyı ve aldım. Bir yazarı sevmenin aslında çoğumuz için gayet sıradan olan ama itiraf etmesi güç sayılabileceği için pek işitilmedik biçiminden bahsediyor Neslihan. Yani ben kendi adıma böyle şeyler duymuyorum pek etrafımdakilerden. Yakın arkadaşlarım hariç!

Çünkü galiba biz edebiyat sevenler siyasal iktidarla ilgili rahatça espri yapıyor ama edebiyatla, edebiyatçılarla, oradaki iktidarlarla ilgili espri yapmıyoruz. Birbirimizle rakı masasında konuşurken yapsak bile bunu yazıya dökmüyoruz. Ciddi ciddi tartışıyor, çatık kaşlı çatık kaşlı yazıyor ve sürekli dertlenip içleniyoruz. Espri yapana da lafı fazla uzatmadan haddini bildiriyoruz. Neden? Herhalde şaka denen şeyin hakikatlerden bağımsız sayılamayacağının farkında olduğumuz için. (Ne kadar iyi niyetliyim.)

Yahut sadece tahammülsüzlüğümüzden.

Veya… Kusurlara rağmen sevmenin, sevilmenin bedelini ağır bulduğumuzdan.

Emeklilik hayali “akşam üzeri evden çıkıp place des vosges’a giderek kitap okumak” olan birini hayal edemediğimizden.

Şundan.

Bundan.

Hiç de kusursuzu aramayan ama şakanın da bir nevi iletişim biçimi olduğu bilen Neslihan Elagöz herkesin karakterinin bir köşesinde muhakkak bulundurması gerektiğini düşündüğü Enis Batur’luktan bahsediyor yazısında. O ne demek diye merak ediyorsanız, üşenmeyip okuyun. Fazla ciddileşmemek şartıyla tartışabilirsiniz de…

 

Gülenay Börekçi

 

enis batur egoistokur

 

bence kusursuzu aramıyorum.

tabii ki onu kusurlarıyla sevebilirim; karşı karşıya kaldığım ilk negatif şeyde karşımdakinden tümüyle vazgeçmek yerine devam edebilirim, ilgimi ona çok daha uzunca bir süre için ayırabilirim. ne olacak, nedir yani.

ama burası da düşkünler yurdu değil ya hepten; kusurları da katıp sevmek, seven bensem sevilene epey ayrıcalık tanıyor. öyleyse o da bi küçük enis batur olacak. işte o zaman tanışalı ve seveli 7-8 sene olmasına rağmen “bu ne mezunu acaba yahu” sorusunu yeni soruyor bile olabilirim. enis batur’luk böyle mucizevi bir etkiye sahip yani. o yüzden herkes bir miktar bulundurmalı karakterinin bir köşesinde.

avrupa görsün, avrupalılık edinsin avrupa zihniyeti edinmemiş de olsa, en azından estetiğinden nasibini alsın. (istismara açık bir talep oldu, bundan cesaret alıp başvuracak tonla tarz sahibi gay olabilir: istemem.) her şeye rağmen hetero kalmaya devam etsin. hatta “tül! tül!” diye tek bir kadının adını sayıklamaya elverişli bir yapıda olsun. hovardalık etmesin koskoca enis batur da olsa.

mütevazı olmadığını bileyim ama konuşmalarında buna dair herhangi bir kanıt bulamayayım. tuzak sorulara büyüklükle kaçamak yanıtlar vererek sansasyonel dokundurmalar yapmasın insanlara. vakar sahibi olsun. görmüş geçirmişliğine, deneyimine, birikimine saygı duyduğumdan hep bir şeyler anlatıp fikrini almak için gözünün içine bakayım; hiçbir seferinde boş göndermesin beni. “kaçlıydın sen” diye sorup durmaya ihtiyaç duymasın ya da ancak ardından hayranlıkla dolu bir bakış atacağına güveniyorsa sorsun. benimle hizalanacak diye belini bükmesin, çok eğilip bükülmesin; ele gelen bir insanım, azıcık kolunu kaldırsın da beni avcunda kendi hizasına yükseltsin.

edebiyatla ilgilensin. edebiyata dair söz söylesin. ama söylediklerinden hiçbir şey anlamayayım, bahsini geçirdiği isimleri o an ilk defa duyuyor olayım ki o çok sevdiğim edebiyat dünyasının sonuna vardığım fikrine asla kapılamayayım; dilimden düşürmediklerimi de hiçbir zaman boş kaleye sallamayacağımı bileyim.

halka karışma merakı olmasın. sıradışı zevkleri olsun. ama sıradışı olmaya çalışıyor diye kıllanmayayım kendisinden. kendine özgü olmayı başarsın, çok kolay.

sıradışı zevkler, yaşama iştahından gelir. iştahlılar kıyıda kalmışa ulaşmak için sarf ettikleri eforla değil; orada kalmış ufak şeylere dahi duydukları ayarsız coşkuyla alırlar o özgünlüğü. anlarım. kolay ikna olurum. kasıt aramam. hoşuma gider.

“en sevdiğin kitap nedir?” benzeri sorulara değil de; örneğin “paris’te en sevmediğin açı nedir?” gibi sorulara yanıt vermeye hazır olsun, “rue soufflot ile rue saint-jacques’in kesiştiği köşeden seine yönüne bakmak” diyebilsin hemencecik. sorulabilecek böyle yüzlerce garip soruyu kendine evvelden sormuş olsun, bu şekilde düşünsün. soru sormak benim aklıma gelmez çünkü ama böyle çalışan kafayı tanımayı bilirim. tanır, severim.

yani ne bileyim, o önce bir bu gibi şeyler olsun da; ben de “ama enis batur da şöyle şöyle, böyle böyle…” diye gelenleri dikkate almadan eb’ye içgüdüsel bir şekilde saygı duymaya devam ettiğim gibi erkeğimi de içgüdülerim eşliğinde sevebileyim. neden sevdiğimi maddelerle sıralayamayayım ama haklı olarak sevdiğimden her an emin olayım. seneler sürsün.

kusurla sevilmenin de bedeli var. öyle yan gelip yatarak olmaz.

sonuçta ben de emeklilik hayali “akşam üzeri evden çıkıp place des vosges’a giderek kitap okumak” olan biriyim.

Neslihan Elagöz

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment