Egoist okur

Elif Köksal: “Himalayalar’da her an, her şey olabilir…”

Katmandu’da duyguları açığa vurmak ayıp, kızgınlık göstermekse karakter zayıflığı. Başkasını üzecekse doğruyu söylemek terbiyesizlik, teselli edici yalanlar bulmak lazım… Bunları 1997-2008 arasında Nepal’in başkenti Katmandu’da yaşayan ve Katmandu’da Ev Hali adlı kitapla okur karşısına çıkan Elif Köksal anlatıyor.

Rivayete göre, 100 yıl önce Nepal’in dağlarında kaybolan bir Amerikalı seyyah varmış. Yıllar sonra geri döndüğünde sonsuz gençlik ve mutluluğun hüküm sürdüğü bir diyar keşfettiğini söylemiş ama tabii saldırgan Batı medeniyeti orayı da berbat etmesin diye yerini gizlemiş.

Shangri La adlı bu diyar da, yıllarca orada yaşayan seyyah da bir şehir efsanesi aslında. Hayatının 11 yılını Katmandu’da geçiren Köksal’a “Bu şehir efsanesi, niçin dünyanın başka bir yerine değil de Katmandu’ya atfedilmiş sizce?” diye soruyorum. Meraklı gözlere ve mutlu seyyah ruhuna sahip bu kadın, “Shangri-La’dan bahsediyorsanız, bu kelime orada otel, dükkân ismi artık” diyor. “Öte yandan, içimizde öyle bir yer varsa eğer, Katmandu’da yaklaşması daha kolay sanki. Hem Himalayalar’da her an, her şey olabilir…”

Elif Köksal bu sonbahar, Nepal’e iki tur düzenliyor. Şöyle diyorlar tanıtım yazısında: “Turist gözümüzle başlayıp, neyi neden yaptıklarını, etrafın, mesela dua bayraklarındaki renklerin, mesela kızgınlık göstermenin orada ayıp görüldüğünün derin manasını anlayarak, anlayınca yadırgamayarak, ufkumuz açılarak gezeceğiz. Elif’in oradaki onbir senesinde öğrendiği şeyleri biz de öğreneceğiz.” Ayrıntılar bu adreste…

Gülenay Börekçi

Mine Söğüt: “Katmandu’ya gitmek gerçekten başka bir yere gitmektir”

Tibet’in Gençlik Pınarı efsanesi

elif koksal nepay egoistokur gulenay borekci 1

Katmandu’da Ev Hali

Hayatınızın 1997-2008 arasındaki bölümünü Nepal’de, Katmandu’da geçirmişsiniz. Niçin gittiniz Katmandu’ya?

İnsanın kendini nerede bulacağı belli olmuyor. Sivas’tan sonra çok üzülmüştüm, buralardan gidesim vardı. Asya’ya gitmeyi hayal ederdik; köpek, ev, eşyalar tutardı. Hisar’daki köpeğimiz çok havlayınca evden atıldık, o vesileyle Asya’ya gittik. Bir sene dolaştık, paramız bitince Bangkok’ta iş bulduk, iki sene sonra sonu hayra çıkan bir yanlışlıkla Katmandu’ya gittim, görünce dönüp orada yaşamak istedim.

Katmandu size ne şekilde “Gel beni Yaz” dedi? Kitabı yazma hikayenizi anlatır mısınız?

Yazmasam olmazdı, etraf o kadar tuhaftı. İnsan kendi dilinde anlatmak ve hatırlamak istiyor etrafın tuhaflığını. İlk yıllar başka Türk yoktu, Türkçe konuştuğum başlıca yer kağıtlardı. Kitap yazmaya Tibetli rahip öğretmenimle başlamıştık, bir kitabımız olması onun fikriydi.

Kitapta var ama yine de sormak istiyorum; İstanbul’daki hayatla Katmandu’daki hayat aynı şeyler değil mi?

Değil. Sokakta etrafımızdakileri hoşgörmek üzerine kurulu bir hayat düşünün… Bir de tabii etrafında derin fakirlik olan bir hayat.

Meraklı gözlere ve mutlu seyyah ruhuna sahip olsanız da, acıyı görmediğiniz anlamına gelmiyor bu sanırım. Katmandu’da yaşayanların en büyük dertleri neler? Siyasi ve ekonomik meseleler… Yoksulluk…

Yoksulluk Nepal’in en önemli sorunu, ama Katmandu’yu yine de kendi sorunlarıyla uğraşan İstanbul gibi düşünün. Günde oniki saat elektrik kesiliyor Katmandu’da mesela. Haftada altı gün, çizelgesi var. Siyasi belirsizlik gündelik hayatı her gün etkiliyor. Şehrin sorunlarından bahsetmemek isterim şimdi, okuyanlar Katmandu’yu benim sevdiğim gibi sevsin, beğenmediğimiz ayrıntıların ötesindeki hoşluğu hissetsin isterim.

Katmandu’da sizi en çok neler şaşırttı?

Tibetli rahipler. Hinduizmin kast sistemi. Mülayim insanlar. Herşey. Renkler. Yemekler.

Öğretici bir süreç miydi?

Öğretici olmayan süreç var mı… Daha dürüst bir cevap gerekiyorsa, evet, çok.

Günlük alışkanlıklara nasıl ayak uydurdunuz? Mesela lavabodan sıcak su dökülmüyor, Şahmeran’ı rahatsız etmemek için. Bu gibi şeylerin hepsine uydunuz mu yoksa ara sıra kaytardınız mı? 

Uydum galiba. Asya insanı kendine benzetiyor… Kast geleneklerine uymadım, yabancılar zaten kast sistemi dışında kalıyor. Mesela Hinduların mutfağına girmemeye özen gösterdim yine de; Hindu olmadığım için, girsem mutfak kirlenirdi.

Duyguları açığa vurmak ayıp, kızgınlık göstermekse karakter zayıflığı… Başkasını üzecekse doğruyu söylemek terbiyesizlik, teselli edici yalanlar bulmak lazım. Bu bakış açısını hayatı kolaylaştırıyor mu gerçekten. Ve bunu burada da becerebilir mi insan? Siz nihayetinde burada olsa küfür kıyamet gideceğimiz durumlarda insanların sırıttıklarını söylüyorsunuz…

Bir arada yaşamayı kolaylaştırıyor. Küfredeceğimiz durumlarda karşıdakinin utancını anladığımızı göstermek için beraberce gülümsemek, hayatı kolaylaştırıyor, evet. Sinirlenmemek üzerine çalışıyorum, iyi geliyor. Burada da mümkün çoğu zaman, çalışmak lazım.

Katmandu’da her hafta şefkatli bir şey oluyordu diyorsunuz. Şefkat herkese eşit dağıtılan bir şey miydi?

Meraklı gözle ilgisi olan bir şeydi sanki. Kalbimizi merakla, yargılamayarak açtığımızda hayat şefkatli bir yer. Tabii Nepal’de yabancı olarak yaşamak daha kolay Nepalli olmaktan.

100 yıl kadar önce Nepal’in üst tarafındaki dağlarda kaybolan bir Amerikalı seyyahtan söz edilirdi. Yıllar sonra geri döndüğünde sonsuz gençliğin ve sağlığın, mutluluğun hüküm sürdüğü bir şehir keşfettiğini söylemişti ama saldırgan Batı’ medeniyetinin orayı da bozmaması için yerini gizlemişti. Muhtemelen bir şehir efsanesiydi… Ama siz buna benzer bir hayalin niçin Katmandu’ya atfedildiğine dair neler söylersiniz, orada uzun süre yaşamış biri olarak?

O dediğiniz yer olsa olsa içimizdeyse eğer, orada yaklaşması daha kolay sanki. İçimizde değilse de Himalayalar’da her an, her şey olabilir… Şangri-la’dan bahsediyorsunuz, zahirde bu kelime orada otel, dükkan ismi.

Lokantada masalarına oturduğunuz bir çiftin – adam Gurung, kız Tibetli- o gece beraber intihar edeceğini öğreniyorsunuz. Masada aşk var, acı var, keder var, ihanet var, gözyaşı var, her şeye rağmen sevgi var, fikir ayrılığı var, gelenek farklılığı var… Ve çok geçmeden kendi arzularıyla ölüme gidecekler… Gerçi tam öyle olmuyor ama, size ne hissettirdi bu durum?

Fazla geldi. Kaçmak istedim. Gecenin sonunda numaramı verirken de korktum ama vermemek olmazdı. İçimden gelen ilk şeyi, korkulu şeyi yapmamak için terbiye etmeye çalışıyorum kendimi.

Ölüm ne anlama geliyor Katmandu halkı için? Onu karanlık ve ağır bir yer saymıyorlar çünkü…

Bu bedenden çıkıp bir yenisine girmeden evvelki ana kucağı… Karma… “Beklemediğimiz, yakınımıza geldiğinde çok şaşırdığımız, elimizi kolumuzu bağlayan karanlık, kötü bir şey” hiç değil orada. Ölüler yanarken yakınları tahtadan bir sıraya oturup üç metre uzaktan seyrediyorlar, sonuna kadar, kalan küller nehre dökülene kadar. O vakit başka türlü görüyorsunuz ölümü, her şeyin geçici olduğunu büsbütün anlıyorsunuz. Erkek evlat eline bir çekiç alıp ölenin kafatasını kırıyor yanarken, ruhu uçsun gitsin diye…

Nepal’de kadınlara eşitsiz davranan tam 128 kanun varmış… Ve kocaları kadınların tanrılarıymış aynı zamanda… Kocalarının ayaklarını yıkayıp suyunu içiyorlar mesela…

Bir yudum içiyorlar evet, senede bir kere. Tanrının ailedeki temsilcisi kocalar. Anlayamayız biz bu kavramları ama orada dünya öyle. Şu sıralar hazırlanmakta olan yeni anayasadan umudum var.

Kırmızı Katmandu’da ne anlama geliyor?

Kırmızı orada ne güzel renk. En sevdiğin renk diye sorunca herkes kırmızı diyor, erkekler de. Öyle güzel ki orada kırmızı, evliliğin yüce mertebesine ulaşmış kadınlar giyebiliyorlar. Evlilik de çok güzel oradakiler için. Genç kızlar kırmızı giymiyor.

Oranın insanlarına göre sahip olduğumuz tek şey şu an alacağımız o nefes mi gerçekten?

Hiç bir şey bize kalmıyor, her an her şey değişiyor, geçiyor. Budizmde öyle diyorlar, evet. Birazcık hakimiyetimiz altında olan tek şey nefesimiz.

Mutlu muydunuz orada?

Huzurluydum. Mutluydum da. Nepal harikuladedir…

Neden döndünüz?

Oğlum büyüyordu, vakti gelmişti. Yetişkin olarak Türkiye’de yaşamayı merak ediyordum.

Yazmayı sürdürecek misiniz? Ve bundan sonra ne yazacaksınız?

Masamda üç kitap eskizi daha var. İkisi yarım kitap, devam etmeleri için yeniden gidip biraz o taraflardan bakmak gerekiyor. İlki, rahip öğretmenim Taşi-la ile birlikte yazmaya başladığımız kitap, Tibet lamalarına dair hikayeler. Bir de Ortadoğu hikayeleri var, Lübnan ve Suriye ile başladım: Ben kalbimi temizleyince Ortadoğu’ya barış gelecek. Üçüncüsü, Mine Söğüt’le birlikte başladığımız, Katmandu’da o gün bugündür yaşayan iki avuç ihtiyar hipiyle dünyanın hali üzerine röportajların kitabı, ses alma aygıtında çözülmeyi bekliyor.

Gülenay Börekçi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment