Egoist okur

Kendime daha fazla âşık olma rehberi

Romancı Hamdi Koç’la uzun bir arkadaşlığımız var, 30 yılı devirmişiz. Ne kitaplar okumuşuz, ne sakin sohbetlerimiz, ne fırtınalı didişmelerimiz hatta kavgalarımız olmuş. Ne çok sevmiş ve ne çok küsmüşüz. Ne çok sefer dönüp dolaşıp aynı yerde buluşmuşuz.

Korkmayın, uzun uzun anlatmayacağım, o kadarına bu küçük Egoist Okur sayfası yetmez. Birkaç yıl önceki çay sohbetimizden sonra yazdığım bir yazıyı okuyun istiyorum sadece. İçinde benim “sıkıntı” adı altında ortaya çıkan kazmalıklarım, onun enfes bir tavsiyesi ve tenisin faydaları gibi mühim bilgiler yer alıyor. Arada da bol bol çay, kurabiye…

Not: “Kendine daha fazla âşık olma rehberi” yazdım başa… Uyuyor bence. Aşkla sevdiğimiz her şey kendimize biraz daha fazla âşık olmamızı sağlamıyor mu sonuçta?

Gülenay Börekçi

hamdi koc egoistokur gulenay borekci tenis

Kazmalar tenis oynayamaz!

Çantamı sırtlayıp gitmek istiyorum bugünlerde… Oluyor bu bana her yaz; şehre sığmıyorum bir türlü, sıkıntı günlük mesai haline geliyor.

“En iyisi kendine birkaç hobi edin” diyor her şeyi bildiğini iddia eden bir arkadaşım. Onun yegane hobisi evden çıkmayıp dünyayla dalga geçmek. Bence bu hiç yaratıcı bir fikir sayılmaz ama sesimi çıkarmıyorum. Dört duvar arasında edindiği evren bilgisiyle bana yardım edebileceğini zannetme hazzını elinden almaya gönlüm elvermiyor. Sonra nasılsa bildiğimi okumaya devam edebilirim.

Halbuki bana göre hobi dedikleri, mahzene saklanmış zevkten ibaret; ihmal ettiğinde kendini suçlu hissetmeyeceğin bir şey… Biraz oyalar belki ve esas yapmak istediğin ama üşendiğin yahut cesaret edemediğin şeylerden uzak tutar seni. Hayatın falan değildir, azıcık zamanını ve enerjini çalar, hepsi bu.

Üzerine güneş vurmuş bir ‘çay partisi’ esnasında başka bir arkadaşım, fena halde kışkırtıcı bir şey söylüyor sonra, gülümseyerek: “Belki kendine daha fazla âşık olmanın bir yolunu bulmalısın.”

Ufff, ne demek şimdi bu? “Kendini daha çok sevmek için sebepler yaratabilir, hayatını zevk alacağın bir şeye dönüştürebilirsin…”

Böyle söylüyorsa arkadaşımın bir bildiği var demektir. Zira o, kendini sevmek için çok sebebi olan biridir. Çocuk Ölümü Şarkıları, Melekler Erkek Olur, İyi Dilekler Ülkesi, Bir Eski Kocanın Öğleden Sonrası ve şahsi favorim olan ‘Çiçeklerin Tanrısı’ adlı harikulade romanları yazmıştır. Sonra müzikle edebiyatına da yansıyan sağlam bir ilişkisi vardır. “Kelimelerle insanı kandırabilirsin ama notalarla kandıramazsın, müzik yalan söyleyemez” der, “Bu yüzden edebiyattan daha büyük bir sanattır…”

Yazar arkadaşım Hamdi Koç’un bir başka tutkusu da tenistir. 5-6 yıl önce kızını derse götürürken, içinden gelmiş, şu topa bir de ben vurayım demiş. Vuruş o vuruş, bir daha bırakmamış. Anlat dedim, anlattı…

“Tenisin en tatlı tarafı, formel hatta formalist bir spor olmasıdır. Baştan sona etikettir tenis. Zarafeti takdir eder, hatta destekler. Her vuruş belli bir resme uymak zorundadır, senin hareketin o resmi tamamlamazsa top fileyi geçmez, geçse de sana faydası olmaz. O yüzden kazmalar tenis oynayamaz.”

Hamdi bir nevi ruhsal ve bedensel terbiyeden söz ediyor esasen ama o herkesin yanlış tercüme etmeye bayıldığı adam ya, bu söylediklerini de ‘zevkle’ ve hararetle yanlış anlayanlar çıkacaktır. N’apalım, çıksın.

Şimdi hayatına dahil etmeye değer bulduğu her şey gibi tenisi de tutkuyla, ‘hastalık derecesinde önemseyerek’ oynuyor. Sokakta yürürken kendini o çok beğendiği tek el backhand’ini minyatür bir uzay içinde baseline’a doğru savururken yakaladığını anlatıyor. Gülüyoruz buna. Tutkunun insanın hayatını nasıl ele geçirebileceğinin bir işareti, bir çeşit acil durum alarmı… Ama güzel! Düşsel ve çok şık bir resim çiziyor sonra, kelimelerle: “Çekmişim bembeyaz Lacoste’larımı, elimde piyano siyahı pırıl pırıl Prince raketim… Kendimin hayran bakışları arasında korta çıkıyorum… Harikulade bir sessizlik içinde topun sesi: pik, pok, pok! Huzuru içimde değil, dışımda bulduğum tek an.”

Kıskanmadığımı söyleyemem. Evet, kazmalar tenis oynayamaz. Ben de oynayamam. Lakin bu, oyalanmaya ara verip hayatımı total olarak zevk alabileceğim bir şeye dönüştürme arzuma engel teşkil etmez, öyle değil mi? Elimden gelir ya da gelmez, o ayrı konu!

Bu romancının iki büyük aşkı:

“Bazen sadece Elsa’ya layık olmak için yazdığımı hissediyorum”

“Aile konusunda roman karakterlerimden daha şanslıyım. Mesela kızım Elsa’yla birlikte çok şey yapıyoruz. Tenis oynuyoruz, konsere gidiyoruz, kitapçı geziyoruz, alışveriş yapıyoruz. O, benim hatırım için Beşiktaş’ın ara sokaklarında dolaşıp esnaf çaycılarında çay içmeye katlanıyor, ben de onun hatırı için pet shoptaki kedi yavrularını her gün ziyaret etmeye… Her gün saat dörde doğru pencerede dikilip eve gelmesini bekliyorum. Her sabah okula gitmek zorunda olduğu için üzülüyorum. Çocuk başka bir şey, bütün hayat bir yana çocuk bir yana. Kız çocuğu ise iyice başka bir tat. Kızım en büyük tutkum, en büyük moral kaynağım ve en fanatik hayranım. Bazen sadece ona layık olmak için yazdığımı hissediyorum.”

“Benim için Elvis dinlemek, annemle dertleşmek gibi”

“Hayatımın bir yarısını edebiyat dolduruyorsa diğer yarısı da müziğe aittir. Kendimi bildim bileli klasik dinleyicisi olmuşumdur, opera ve piyano dinlerim. Ama ortaokul sıralarında bir şey oldu. Bir raslantıyla hayatıma Elvis girdi ve ne pop, ne rock, benzeri hiçbir müziği dinlemediğim halde Elvis’e âşık oldum. Aradan o kadar zaman geçti, hâlâ Elvis büyük bir tutku benim için. Melekler Erkek Olur’u yazmaya başladığımda, kahramanım Murat’a rockçı olmayı yakıştırdığım için, rock dinlemeye ve araştırmaya başladım. Takdir etmekle birlikte yine de hiç tutkulu bir rockçı olmadım, ayda yılda bir dinlerim, o da 60 sonları, 70 başlarının rock müziği. Pop bana göre zaten lüzumlu bir müzik değil. Ama hem biraz pop hem de biraz rock, biraz country, biraz gospel, biraz blues olduğu halde Elvis benim için benzersiz bir dünyayı temsil ediyor. Eski güzel dünyayı belki; sakinliği, inancı, alçakgönüllülüğü, beyefendiliği, kaderciliği, masalsılığı. Benim için Elvis dinlemek, annemle dertleşmek gibi.”

Gülenay Börekçi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Comments
2 Responses to “Kendime daha fazla âşık olma rehberi”
  1. Dilek says:

    “Kendini daha çok sevmek için sebepler yaratabilir, hayatını zevk alacağın bir şeye dönüştürebilirsin…”
    Bayıldım, kendime uygulayacağım bu tavsiyeyi… becerebilirsem :)

Leave A Comment