Egoist okur

“Kırılan bütün kalplerin hesabını soracağız!”

“Dün akşam saatlerinde Emrah Serbes’in twitter hesabında paylaştığı bir fotoğraf ve girdiği gönderi kısa sürede sosyal medyada olay yarattı. Behzat Ç’nin yaratıcısı olarak bilinen yazar, twitter hesabından, ‘Yazarlığı bıraktım. Her gün çocukların öldürüldüğü bu ülkede ne yazabilirim. İki sene sadece boksla ilgileneceğim’ yazarak, bu haberi okurlarıyla paylaştı.

Paylaşılan bu tweet bir saat içinde TT listesinde yer alırken troll hesaplar tarafından kısa sürede linç girişimine maruz kaldı. Bu acımasız saldırı karşısında hiç kimse ağzını açıp ‘Durun siz ne yapıyorsunuz?’ demedi. Çok değil birkaç ay önce aynı sosyal medya platformunun aynı çok konuşulanlar listesinde #EmrahSerbesYalnızDeğildir hashtag’iyle binlerce gönderi paylaşan insanlar bir gecede yok oldu.”

Merve Açıkgöz

emrah serbes merve acikgoz egoistokur

Dün akşam saatlerinde Emrah Serbes’in twitter hesabında paylaştığı bir fotoğraf ve girdiği gönderi kısa sürede sosyal medyada olay yarattı. Behzat Ç’nin yaratıcısı olarak bilinen yazar, twitter hesabından, “Yazarlığı bıraktım. Her gün çocukların öldürüldüğü bu ülkede ne yazabilirim. İki sene sadece boksla ilgileneceğim” yazarak, bu haberi okurlarıyla paylaştı.

Paylaşılan bu tweet bir saat içinde TT listesinde yer alırken troll hesaplar tarafından kısa sürede linç girişimine maruz kaldı. Bu acımasız saldırı karşısında hiç kimse ağzını açıp “Durun siz ne yapıyorsunuz?” demedi. Çok değil birkaç ay önce aynı sosyal medya platformunun aynı çok konuşulanlar listesinde #EmrahSerbesYalnızDeğildir hashtag’iyle binlerce gönderi paylaşan insanlar bir gecede yok oldu.

Öncelikle bir yazarın yazarlığı bırakma hakkı var mıdır, bence yoktur. Emrah Serbes gibi bir yazarın, 20 yaşından 34 yaşına kadar yazdığı her satırda bu ülkenin gençleri için mücadele ettiğini, gerek kalemiyle gerek bedeniyle her soluğunu belirli bir savaş çerçevesinde verdiğini bilip bu ülkede çocuklar ölürken ne yazayım demeye hakkı ise hiç yoktur. Sözcükler onun yakasına yapışır. Kâbusu olur. Celladı olur. Hakkı yoktur, asla yoktur! Ara verme isteği, küskünlük, kırılmışlık, bunalım, depresyon, panik bozukluk yazarların başına tarihin her döneminde gelmiştir, gelebilir. Kabul edilebilir, bunun için bir açıklama yapmasına da gerek yoktur. Her yazarın senede bir kitap çıkarmasını beklemiyor zaten has okur. Yazın kumsalda dinlenecek pop albümü değil ki bu, kitap.

Orada adının geçmesine rağmen Afili Filintalar’da bir daha yazmayacağını anladığımız gibi, bu durumu da tercih edebilir, köşesine çekilip Gümüşlük’te domates yetiştirebilirdi. Ya da okuruna bir bildiri, bir açık mektup yazabilirdi. Ve bence en şık olanı da bu olurdu.

Gençler, diyebilirdi, şu, şu, şu, şu sebeplerle ben bir süre yazmıyorum. Sikerim böyle memleketin ıstırabını, boks yapacağım ben, diyebilirdi, domates ekeceğim, diyebilirdi, kuruyemişçi açacağım, dünyayı gezeceğim, 3 çocuk yapacağım, di-ye-bi-lir-di.

“Ha,” derdik, biz de, “Adam bunalmış, olur öyle.”

Fakat bir boks fotoğrafıyla “Yazarlığı bıraktım” demek, SMS’le sevgili terk etmeye benzer. Bu kadar seven insanı bir kısa mesajla göt üstü bırakmak da olmaz.

Okurun böğrüne iner o ilk yumruk. Olmaz, o işler öyle olmaz yani Başgan, buraya kadar herkese katılıyorum.

Bu yazıyı yazma sebebim, konuşulması gereken asıl mevzunun buradan sonrası olması. Eleştiri bir haktır. Beğenmek, beğenmemek, umurunda bile olmamak en doğal haktır. Değil mi ki biz özgürlüğümüz için kafayı kırmış gençleriz. Fakat eleştiri tekrar tekrar dile getirdiğimiz gibi belirli bir mantık çerçevesine ihtiyaç duyar. Bir kitap yazmak, bir dünya yaratmak ve o dünyanın ağırlığıyla yaşamak, klavye başında twitter fenomenliği yapmaya benzemez. Adamın ağzına sıçar. Bir kitap yazmak, bir dünya yaratmak ve o dünyanın ağırlığıyla yaşamak kendi yaşamından vazgeçmeyi gerektirir. Kalbi kalem ehlinden geçen herkes, gencecik yaşına 5 kitap sığdırmış bir yazarın, bir gece “yazarlığı bıraktım” diye açıklama yapmasına önce elindeki kalemi masaya bırakıp o ele vicdanını almasını gerektirir.

Yazarlığı bırakmak, hayatı yazmak olan bir adam için intihardır. Bu çerçevede düşünülmesi gereken, “Genç bir yazara bu ölümü tercih edecek ortamı oluşturan şey nedir?” olmalıdır. Her karar, dönem şartlarının yarattığı psikolojiyle değerlendirilmelidir ve bu ne yazık ki çağdaş olduğumuz insanları algılamakta zor olan kısımdır. Saldırmak kolay, inanın bir insanı 140 karakterde harcamak çok kolay ama bu ifade özgürlüğü değil! Asla değil. Sizin bu yaptığınız acımasızlık, vefasızlık, küstahlıktır, yazık.

Bütün gece yazılan tweetleri tek tek okudum. Adamın yazar olup olmayışını tartışanından son kitabının ne kadar kötü olduğunu düşünenine, adamın dikkat çekmeye çalıştığına inananından durumu onun popülistliğine bağlayanına kadar, çok, çok, çok acımasız söz gördüm.

Dünyaya ufacık bir iz bırakmamış, hayatı klavye başında kim düşse ona afili bir tekme atayım diye bekleyerek geçiren akbabalar, “Emrah Serbes yazar mıdır değil midir” tartışmasına düşmüş, varsın düşsünler. Emrah Serbes yazardır, beyler. Popüler midir, popülerdir. Gezi’den sonra daha mı tanınmıştır, evet Gezi’den sonra daha bir tanınmıştır. “Deliduman” yazıldığı günden beri tartışmaları peşinde sürükleyen ve sırf yazarının popülerliğinin gölgesinde haksızlığa uğrayan bir kitaptır. Bir kitap çok satanlar listesine, yazarı tarafından konulmuyor. Elinizi vicdanınıza, elinizi vicdanınıza, elinizi vicdanınıza koyun!

Yazıyı bitirmeden önce dün geceki linçe göz yuman çağdaş yazarlar, imza günlerinde gece 03.00’lere kadar kuyrukta bekleyen okurlar, “Emrah Ağbi dergi çıkarıyoruz, bir baksan” diye her türlü fikri ve yardımı alanlar, Emek’te, Gezi’de, 1 Mayıs’ta aynı barikatta gaz yiyen insanlara da söyleyecek bir çift lafım var, yazıklar olsun.

Kimseden, “Emrah’cım yazarlığı bırakmışsın, saygı duyuyorum boksta başarılar” demesini beklemiyorum. En azından ciddi bir Emrah Serbes okuru olarak ben asla bu cümleyi kuramam, kurmam. O’nu gerçekten seven kimse de kurmasın. Boks yapıyorsa karşısına geçsin ağzına burnuna iki yumruk sallasın ve ona yerinin masası olduğunu göstersin. Ama sessizlik ve yalnız bırakmak, bu size yakışmadı.

Şimdi zaman Emrah Serbes’in kâbusu olma zamanıdır. Tepesine çökme zamanıdır. Değil mi bu adam gittiği üniversite söyleşilerinde, gür sesle, savaş muhabirliği yaparken kitap yazmış adamları öğrencilere anlatmış adamdır! Değil mi ki bu adam, “Edebiyat kaybetmekle başlar, kaybedeceksiniz” diyen adam. Değil mi ki bu adam hepimize “Kırılan bütün kalplerin hesabını soracağız” sözünü veren adam, şimdi zaman “BİZ BURADAYIZ SEVGİLİ YAZAR, SEN NEREDESİN?” deme zamanıdır.

Merve Açıkgöz

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Comments
4 Responses to ““Kırılan bütün kalplerin hesabını soracağız!””
  1. İmzasız Bir Okur says:

    Merhaba,

    Merve Açıkgöz imzasıyla yayınlanan bu yazıya akbabalıkla itham edilen “twitter troll’lerini” çok seven, hadi itiraf edeyim, o güruha dahil olan birisi olarak karalayacağım bu cevap, Egoist Okur’da yayınlanma fırsatı bulursa çok mutlu olacağım zira ne de olsa kendisini bir edebiyat platformu olarak lanse eden bir internet portalında, aynı yerde, aynı şartlarda bir yanıt verme ihtimaline sahip olmak, zannediyorum ki yeterince adil ve eşitlikçi bir tutum olacaktır.

    Merve Hanım, böyle hitap etmem kaba kaçmayacaksa tabii, “duyarlı” olmakla “duyarcı” olmak arasında sıkışıp kalmış gösteri toplumumuzda, herkes gibi kendi mahallesine oynuyor, bu doğal. Çünkü vasatın altı bir edebiyat içeriği ve görüsüyle, vasatın altı bir düşün ve edebiyat ortamında birileri alayla süslenmiş, hatta alayla yoğrulmuş eleştirilerle mevzubahis edildiğinde bu, kırıcı ve bittabi, yıkıcı gelebilir. Bu doğaldır, zira yapılmak istenen şey, yalnızca belirli bir imajın -yaratılmış bir imajın- yıkılma çabası değil, aynı zamanda bu imajın altında yatan şeyin ne kadar kofti, ne kadar içi boş ve basmakalıp olduğunu gösterme gayretidir. Alay, hırsla bekleşen akbabaların değil, değer yıkımını ve gösterilerin içini boşaltmayı kendisine yöntem telakki eden insanların işidir. Aslında bir şey diyeyim mi, alay, edebiyatın ta kendisidir.

    Robert Coover’ın veya Thomas Pynchon’ın doğru dürüst çevrilmedği, çağdaş yazını ülkemize taşımak için çaba sarf eden yayıncıların ve emekçilerin yeterli geridönüşü alamadığı, yetenekli ve değerli yazar adaylarının yayınevlerince ve gazetelerde/dergilerde köşeleri kaplamış şarlatanlar ve belediye yazarlarınca engellendiği, internet siteleri ve dergilerce örgütlenmiş bir yazın ağında dünya yazınının bugün geldiği konumla ilişki kurmak isteyen herkesin boğulduğu bir edebiyat ortamında binlerce satan, (tabii şahsi bir kanaat olacak ama) Gezi Direnişi’ni bir PR malzemesi haline getiren, velev ki tüm bunlar önemsiz, bir köşede tutalım, saçma sapan bir fotoğrafla kendi “mahallesine” oynamaktan imtina etmeyen bir yazı erbabı eleştiririldiğinde elbette kıyamet kopar, kopagelmiştir ve kopacaktır. İnanın, gösterinin doğası böyledir.

    Emrah Serbes kimdir? Emrah Serbes “dünyaya ufacık bir iz bırakmamış, hayatı klavye başında kim düşse ona afili bir tekme atayım diye bekleyerek geçiren akbabalar” tarafından incitilmiş bir boks sevdalısıdır. Emrah Serbes kimdir? Eserleri binlerce satmasına, televizyon ekranlarında boy göstermesine –ve amiyane tabirle- “köşeyi dönmesine” rağmen, bir arkadaşının eline bir cep telefonu tutuşturup ölen çocuklar üzerinden imaj devşirdiği söylenince kırılan ince bir yürektir. Emrah Serbes kimdir? Akılla değil, yürekle inşa edilen bir edebiyat camiasında, Radikal Kitap’tan Notos’a, Sabit Fikir’den D&R’a, Doğan Kitap’ın kıymeti kendinden menkul yoksun yazarlarından blogger soslu edebiyat “camialarına” uzanan endüstriyelleşmiş bir iktidar ağında parlatılan, adına eleştiri denen tanıtım yazılarıyla göklere çıkartılan ama alay edilince, yani biraz maskeyle oynanınca karalar bağlayan genç bir edebiyat heveslisidir.

    Peki, peki, meselenin odağı Emrah Serbes veya onun -şahsımca- eleştirilmesi icap eden poetikası değil; mesele, her yandan bir şekilde ucu dokunsa da halihazırda Türk edebiyatının yönsüz okurları ve piyasalaşmış ilişkileriyle iç içe geçmiş içler acısı hâli de değil. Mesele, Merve Açıkgöz’ün ve bence, onun şahsında hem edebiyatımızın hem de Türk matbu ortamının linçle alayı, hedef göstermeyle eleştiriyi, bir yazarı ve yapıtlarını sevmekle ona hayranlıkla bağlı olmayı, eleştiriyle tanıtımı, birbirine karıştıran tutumu ve Egoist Okur’un ‘eline, kalbine sağlık’ nidalarıyla bu yazıyı yayınlamasıdır. Mesele, Bab-ı Ali’nin günümüzdeki türevlerinin, her türlü ciddi çabayı –çağdaş yazına yönelik araştırmaları, çevirileri, gerçek eleştiri ve denemeleri, Türkiye’deki kurgunun aktüel karşılığına yönelik yoğun araştırmaları, kuramsal çabaları- bir tarafa bırakıp hiçbir havadis değeri olmaması gereken magazinsel yığınlarla uğraşmasıdır. Mesele, Serbes’in yazarlığı bıraktığı açıklamasının -kendi başına mühim bir haber teşkil etmesi dışında- yarattığı etkinin, tıpkı itham edildiği gibi linçle, akbabalıkla, hayata hiçbir katkı sunmamakla anlatıldığı bir metninin “kalbine, yüreğine sağlık” nidalarıyla yayınlanmasıdır.

    Mesele sizsiniz abiler! Mesele kurduğunuz ilişkiler ağı! Mesele Türk edebiyatını içine soktuğunuz ve hiç durmadan cilaladığınız laçkalık! Mesele Oğuz Atay’dan “hüzünlü bir prens”, Cemal Süreya’dan bir “alıntı şelalesi” veya Emrah Serbes’ten “büyük bir yazar” çıkartan onulmaz geri kalmışlığınız! Mesele köşeleri, jürileri ve belediyenin en has odalarını kapmış edebiyat kodamanları! Mesele, gerçekten hiçbir şeyi mesele etmeyen insanların, gerçekten bir şeyleri mesele eden insanları boğması, yok etmesi. Edebiyat diye bir şey hala kaldıysa ve birileri bu işi en “sıkısıyla” yapmak istiyorsa, inanın, birkaç gencin Twitter’da kalbi kırılmış bir boksörle alay etmesi hiç mühim değildir. Gerçekten mühim olan başka şeyler var.

    imzasız bir okur

    • Yanlış anlaşılmamak için dün bütün gece dışarıdaydım ve yorumunuzu o yüzden ancak onaylayabiliyorum diye bir açıklama yapayım. Demek istediğim Egoist Okur’un edebiyat portalı falan olduğunu siz vehmetmişsiniz, benim sürdürdüğüm ve haftada en fazla üç dört yazı girebildiğim ufak bir blog.

      Ama onaylamakla kalmayıp, Emrah Serbes meselesi için şahsi açıkmamamı yapayım, ondan da kurtulayım.

      Emrah’ın Twitter’daki mesajını okur geçerdim. Öyle de yaptım zaten, herhangi bir tweet bile atmadım, benim için ne güzelleme yapılacak ne de yerden yere vuracak önemsiz bir şeydi. Niçin bu kadar tartışıldığını da anlamadım. Nihayetinde 140 harflik bir cümle, öyle hissetmiş öyle yazmış. Teoman’ın müziği bıraktığını, Tuna Kiremitçi’nin artık yazmayacağını söylemesi gibi. Söylendiğinde değil, saldırıldığında önem kazanacak bir şey.

      Öte yandan bununla dalga geçilmesinde de sıkıntı yok, geçilebilir, niçin olmasın, yeri geldiğinde her şey ve herkes eleştirilebilir. Fakat açıkçası bilhassa yazar, çizer tayfasının (ne üzücü ki onların da bir kısmı arkadaşım) bu olay yüzünden günlerdir Emrah Serbes’e saldırması çok feci. (Feci olan şu: Esprileri neredeyse birörnek. Bunu yazarların, çizerlerin espri gücünden ve yaratıcılıktan yoksun olmalarına mı yormalı?) Her neyse, diyeceğim şu ki, yazmanıza, çizmenize, canınız isterse azmanıza bakın siz abi, işiniz ne başkasının yazısıyla, yazıyı terkiyle, boksuyla püsürüyle?

      Uzatmayayım…

      Bir: Kendi adıma ben herkesin ağız birliği ederek saldırdığı kişilere Egoist Okur’da ve başka mecralarda sal-dır-ma-ya-ca-ğım, bu böyle… (İlle desteklerim demiyorum, sadece saldırmayacağım diyorum. Emrah’ı da destekliyor falan değilim. Boks’u mu, yelkeni mi, arıcılığı mı seçtiği umurumda değil, iki gün sonra bundan vazgeçecek olması da umurumda olmaz, kimsenin de olmasın yani.)

      İki: Okurlardan gelen her türlü kalpten yazılmış yazıyı -daha önce de yaptığım gibi- içeriğine katılsam da katılmasam da yayınlamaya devam edeceğim. Çünkü çevrendeki herkesin ağız birliği ettiği bir konuda onların düşündüklerinin tersini yazmak çok zordur, tecrübeyle biliyorum. Höt dendiğinde susmaya alışmışız biz. Siz bile cesaretsizsiniz neticede, yorumunuzu isimsiz bir okur diye yazmışsınız.

      Ama üşenmemiş uzun uzun yazmışsınız, içtensiniz de belli ki, onun için teşekkürler

  2. alttire says:

    taam uzatmayın.

  3. Ahmet Erdem says:

    Merhabalar,

    Emrah Serbes’i bloğunuzda kitabının tanıtımını yaptığınız zaman tanıdım. Deliduman!ı da o zaman gidip aldım ve bir solukta okuyup bitirdim. Gerçekten de ülkemiz edebiyatı için önemli olduğuna inandığım bir yazar. Ancak şuna anlam veremiyorum, Gezi için bir kitap yazan ve oradaki mücadeleyi efsaneleştiren yazarlarımızın neden şehitlerimiz konusunda duyarsız kaldıklarını aklım da vicdanım da almıyor. Yoksa bu ülkede vatan gerçek vatan evlatlarının karşısında yer almak mı prim yapıyor? aslında bu konuda söyleyeceğim o kadar çok şey var ki…..

Leave A Comment