Egoist okur

Aksu Bora: “Kitabın besin değerine değil, lezzetine bakarım”

Aksu Bora‘yla henüz şahsen tanışmadık, Twitter’dan takip ediyorum onu. Hem ufuk açıcı hem de eğlenceli olabilen şahane kadınlardan. Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi. Ayrıca iki arkadaşıyla birlikte “feminist hareketin güçlü ama feminist üretimin cılız olduğu” düşüncesiyle kurdukları Ayizi Yayınları‘nın ve üç ayda bir çıkan Amargi Dergisi‘nin editörü.

Aksu Bora’nın okumayla ilişkisini, hangi kitapları sevip hangilerinden uzak durduğunu, en harika okuma deneyimini elinde kitap ve ona eşlik eden “battaniye, mendiller, çay, arada kemirilecek tuzlanmış limon, arada çorba”yla tarif etmesini, çoğu zaman kitabın besin değerini falan boş verip lezzete bakmasını, en kıymetli bazı kitaplarını kimseye göstermeyip kendine saklamaktan haince zevk duymasını, okumayla ilgili keşiflerini, hayal kırıklıklarını, kötü alışkanlıklarını, mesela edebiyat diye yutturmadıkları takdirde kişisel gelişim kitaplarına karşı koyamayışını, kendi deyişiyle “en pespaye aşk romanlarının bile” müptelası olmasını, Murathan Mungan’ı, Barış Bıçakçı’yı, Hatice Meryem’i, elbette Gülten Akın’ı ve diğer “yazarlarını, şairlerini” anlattığı röportaj, derin bir soluk alıp “Oh be! dememe yol açtı.

Oh be, nihayet temkinli ve hijyenik olmaya falan aldırış etmeyen ve tam zevkime uygun şeylerden bahseden biri çıkmıştı. Aksu Bora röportajda ne dediyse bana da uydu galiba. Yani ana hatlarıyla… Yoksa ben çorbayı değil, elmayı tercih ediyorum. Demek istediğim, okumak parmak izi gibi bir şey, iyi ve tutkulu okurlar söz konusuysa kimsenin tercihi başkasına uymuyor. Egoist Okur’daki Yangında İlk Kurtarılacaklar bölümünü benim için heyecan verici kılan şey de tam bu zaten.

Teşekkür ederek sizi Aksu Bora’yla baş başa bırakıyorum.

Gülenay Börekçi

aksu bora egoistokur gulenay borekci 1

“Bende bu okuma iştahı oldukça, daha çok çöp karıştırırım!”

Çocukken neler  okuyordunuz? En sevdiğiniz kitaplar hangileriydi? Ne bileyim, o zamanlar sizden kaçırılan kitaplar var mıydı? Gizli gizli neler  okurdunuz?

Eline ne geçerse okuyan cinsten dört gözün tekiydim. Gizli gizli okuduğumu ve bayıldığımı hatırladığım bir kitap, o zaman Vincent Ewing adıyla yayınlanmış olan Genç Kızlar’dı. Sonradan Nihal Yeğinobalı’nın olduğunu öğrendik. Benden beş yaş büyül ablam lisedeydi ve hülyalı hülyalı okuyordu, o ortalıkta yokken de ben. O zamana göre çok “açık”tı, öpüşmeler, gizli sevişmeler… Ablam beni yakaladı okurken ama galiba bu “suç”un annem tarafından duyulma ihtimali ikimizin de göze alamayacağımız bir şeydi! Gizlice değil ama pek de ortalığa saçılmadan okuduğum kitaplar, ortaokuldan itibaren müptelası olduğum aşk romanlarıydı- en pespaye olanları.

Kitapla ilgili “kötü” alışkanlıklarınız oldu mu? Mesela hiç kitap çaldınız mı? Veya ödünç aldığınız bir kitaba el koydunuz mu?

Üniversite öğrencisiyken yapardık öyle şeyler, bize pek “çalmak” gibi gelmezdi, okumak istediğimiz kitapları alıyorduk mecburen! El koyduğum yok galiba. Varsa bile hatırlamıyorum!

Okumak için  tercih ettiğiniz özel bir saat ve yer var mı? Bizimle ideal okuma deneyiminizi paylaşır mısınız?

Her yerde ve her zaman okuyabilirim. Sadece otobüste ve işe gidip geldiğim serviste okuyamıyorum, çok sarstığı için. Her yerin ve zamanın kitabı ayrıdır; gece yatarken okunacak kitap, öğledensonra ışığı düşmüşken çay içerek okunacak kitap, okulda kapı kapalı okunacak kitap… Hayatımın rutinleriyle birlikte değişiyor bunlar da. Oğlum küçükken park kitaplarım vardı mesela, hapishaneye görüşe gittiğim yıllarda Mamak kitaplarım, şimdi annemle geçirdiğim günlerde okuduklarım var… Daha gençken durmadan grip olurdum, grip kitaplarım vardı. Sanırım en harika okuma deneyimim de oydu: battaniye, mendiller, çay, arada kemirilecek tuzlanmış limon, arada çorba…

Bir insan okumayı ne kadar severse sevsin, nihai seçimini en baştan yapmaz, farklı ve değişik şeyler okur, arada “yaramaz” seçimler yapar. Sizin de bu tür ara dönemleriniz oldu mu? O ara dönemler  şimdi de sürüyor mu?

Hım… Buna “ara dönem” demekte ısrarlı mıyız?! Her anlamda yaramaz olan kitaplar okurum, bunların önemli bölümü tarihsel romanslardır. Şöyle böyle 12-13 yaşımdan beri. Ara dönemler çeşitli sebeplerle bunları okumadığım zamanlardır. En uzunu üç yıl civarında sürmüştü, doksanların ortasında, beyaz dizilerin bile çivisi çıkıp berbat çevirilere kaldığımız o korkunç günlerde. Alt türleri severim; romanslar kadar müptelası olduğum yok ama çok uzun bir fantastik roman dönemim oldu mesela, hâlâ arada okurum. Polisiyeyi hep okurum. Bilim kurguyla haşır neşir olduğum bir dönem de olmuştu, şimdi pek okumuyorum. Çocuk kitaplarını severim, biyografilere bayılırım, yemek kitaplarını zevkle okurum… Ne bileyim, oburum işte. Besin değerini falan takmam, lezzete bakarım.

Nihai seçiminiz ne oldu diye sorarsak…

Nihai seçimim deyince ölmüşüm gibi oluyor! Henüz nihai bir şey yok, bende bu okuma iştahı oldukça, daha çok çöp karıştırırım!

aksu bora egoistokur gulenay borekci amargi dergi

Feminist dergi Amargi kapakları

Sehpanızın, masanızın üstünde hangi kitaplar duruyor şimdilerde? 

Tam “sehpa üzerinde durmalık” bir kitabım var, fotoğrafçılığın tarihi üzerine, akşamları sehpadan kucağıma almak güzel oluyor. 20. yüzyıl başında müthiş adamlar ve kadınlar varmış, fotoğraflarına bakmak yetmiyor da, insan biyografilerini merak ediyor… Ölüm Makinesi diye bir polisiye var, önceki gün başladım, yarın falan bitiririm. Müthiş bir şey. İslami Feminizmler diye bir kitap var, orasından burasından bakıyorum biraz. Depression: A Public Feeling diye bir kitap aldım, onu da önümüzdeki dönem vereceğim ders için okuyorum.

Rafta gördüğünüz zaman sizi hangi kitaplar  heyecanlandırıyor?

Rafta görüp de heyecanlanma durumu artık eskide kaldı korkarım. Çıkacak kitaplardan önceden haberimiz oluyor, raftan önce internette görüyoruz, duyuyoruz. Kitap sitelerinde çok zaman geçiriyorum, oralarda rastlayıp heyecanlandığım, çevrilse dediğim çok kitap oluyor. Bunların bazıları derslerle ilgili. Şu yaşta hâlâ ders programı ve okuma listesi hazırlamaktan heyecan duyuyorum; gerçi genellikle dönemin üçüncü haftası falan bu heyecanın yerinde yeller esiyor, biraz kendin söyle kendin dinle durumu yüzünden. Bazıları yayınevi (Ayizi) için düşündüğüm kitaplar, biyografiler falan… Galiba bu fasılda daha çok heyecanlandıklarım, edebiyat dışı olanlar. Ne ayıp! Bir tür mesleki deformasyon olabilir. Edebiyatta epey tutucuyum, yeni heyecanlara çok açık değilim.

Asla almam dediğiniz türden kitaplar var mı? Ne tarz kitapları ya da yazarları hiç okumazsınız? 

Asla dememek lazım tabii ama bazı yazarları hiç okumam- isim vermek ayıp olur sanırım. Hepsi Türk yazarlar çünkü! Bu kadar romans sevmeme rağmen, son on yılda Türkçe yazılmış ve beğendiğim tek bir tane romans olmadı mesela. Kişisel gelişim kitabını edebiyat diye sattıkları zaman sinir olurum, onları okumam (ama kişisel gelişim kitaplarını okurum). Girişimcilikle yeni çağ mistisizmini birbirine kattıkları kitaplara pek tahammül edemiyorum. Bunu edebiyat kisvesi altında da yapıyorlar, onları okumam. Gazetecilerin ve akademisyenlerin yazdığı romanlarla ilgili önyargım var, haklı olduğumdan emin değilim ama onlar beni itiyor biraz. Umberto Eco bile! Blogmuş da sonra kitap olmuş kitaplara elim hiç gitmez. Aslında düşündükçe çıkıyor “asla okumam” diyebileceğim kitaplar!

Sizi düşkırıklığına uğratan ya da aşırı övüldüğünü düşündüğünüz kitaplar hangileri? Hoşlanmanız beklenen ama hoşlanmadığınız bir kitap oldu mu mesela?

Çok! Türk yazarları yine bir kenara bırakalım, ayıp olmasın diye. Ama mesela Paul Celan ve Ingeborg Bachman mektuplarının olduğu kitap öyle bir hayal kırıklığıydı. “Harika bir kitap, aman oku” diye tavsiye etmişti arkadaşım, iç sıkıcı bir ergen hali bulmuştum, pöf. Kendi kendime hevesle alıp bıraktığım kitaplar da oldu tabii çok, mesela Faulkner’in otobiyografisi. Bu, işin tuzu biberidir ama değil mi, başlayıp bitirmemek de bir okur hakkıdır nihayetinde.

Hakkı yenmiş kitaplar dendiğinde aklınıza hangileri geliyor?

Hakkı yenmiş kitaplar dediklerim, böyle olmasından için için memnun olduklarımdır, sanki bana aitler, onların kıymetini sırf ben bilirim gibi. Enis Batur’un kaplumbağalar hakkında bir kitabı vardı mesela, adını hatırlayamıyorum şimdi. Mükemmeldi. Kaç kere okumuşumdur. Ama adam o kadar çok yazıyor ki, gözden kaçması normal! Uğur Derman’ın Ömrümün Bereketi kitabı çok iyidir, o da hak ettiğini bulamadı galiba. Daniel Pennac’ın Kamo dizisi müthiştir, çocuk kitabı diye kenarda kaldı galiba ama bana sorarsanız yetişkinler için de iyidir o dizi. Bir de bazı kitaplar yanlış zamanda çıkar, yayınlandığında yaprak kıpırdamaz da sonradan anlaşılır, Tutunamayanlar gibi.

Son zamanlarda  yayımlanan kitapları düşünürseniz, bir keşiften söz edebilir misiniz? Bir gün herkes şu kitaptan ya da şu yazardan söz edecek gibi…

Bunu bilemiyorum. Beğendiğim yeni yazarlar var ama onların gelecekte nerede olacaklarını tahmin edemem. Bir kitapla yaz geçmez, bakalım ikincide ne yapacaklar… Hatice Meryem’in çok parlayacağını düşünüyorum. Sema Kaygusuz’un yepyeni şeyler yapabileceğini seziyorum. Şule Gürbüz yazmaya devam ederse çok özel bir yeri olacak gibi geliyor bana. Mine Söğüt daha az yazarsa unutulmayacak bir yazar olacak sanki. Kırmızı Zaman’ı yazabilmiş bir kadının Deli Kadın Hikayeleri gibi yarım bir kitap çıkarması okurunu hayal kırıklığına uğratıyor ister istemez!

aksu bora egoistokur gulenay borekci ayizi kitap

Aksu Bora’nın kurucularından olduğu Ayizi Kitap kapaklarından bazıları. Geç keşfettiğime üzülüyorum. 

Yangında ilk kurtarılacaklar

“On kitap adı mı istiyorsunuz?! Aman Allahım, ne ağır bir sorumluluk. Hep yanımda olsun istediğim, bir çok kez okuduğum kitaplardan bazılarını sayabilirim ancak, onu da epey korkarak…”

Murathan Mungan’ın (neredeyse!) bütün kitapları, ama en çok Mahmut ile Yezida.

Hatice Meryem’in Beyefendi’si.

Burhan Sönmez’in Masumlar’ı.

Barış Bıçakçı’nın her şeyi. Ama galiba en çok Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra… Yok, hepsi.

Behçet Çelik, Dünyanın Uğultusu.

Vivet Kanetti, Kız Ayakları.

Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna.

Reşat Nuri Güntekin, Eski Hastalık.

Metin Altıok, Süveyda.

Gülten Akın, hepsi.

Bu çok zormuş ama; Sezgin Kaymaz’ı, Ayfer Tunç’u, Hakan Günday’ı, Müge İplikçi’yi… Zormuş hakikaten.

Eğer birkaç kitapla hayatımın kalanını geçirecek olsaydım, sanırım o kitapların tamamı şiir olurdu ama. Bakmayın listede sadece üç şair olmasına. Belki bir de botanik ressamlığı üzerine kalın bir kitap iyi olur…

Gülenay Börekçi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Comments
2 Responses to “Aksu Bora: “Kitabın besin değerine değil, lezzetine bakarım””
  1. Serpil says:

    Şimdiye kadar tanımıyordum Aksu Bora’yı, artık takibindeyim
    Okumaya doyamadım söyleşiyi.
    Teşekkürler.

Leave A Comment