Egoist okur

“Kızgın değil, buruğum; hayatıma bu yön veriyor artık”

Arkadaşım Tolga Meriç’le Picus döneminde ne kadar şahane işler yaptığımızı, ne müthiş röportajlarla okur karşısına çıkabildiğimizi konuştuk. Kendini beğenmek değildi söz konusu olan, üzüntü diyebileceğim bir duyguydu daha çok. O tarz röportajların yapılabildiği, yayınlanabildiği bir dönemde değiliz artık.

Her neyse, Picus’ta yayınlanmış sevdiğim işleri ara sıra burada yeniden yayınlıyorum, biliyorsunuz. Nejat İşler röportajı da onlardan biri; başlı başına bir edebiyat eseri diyebileceğim şahane bir iş. Dedim ya, çok zaman geçtiğinin farkındayım, artık ne Tolga sorar bu soruları, ne Nejat İşler bu şekilde cevap verir.) Okumadıysanız lütfen bir göz atın…

Gülenay Börekçi

nejat isler egoistokur gulenay borekci 2014

Nejat İşler röportajı: BEDEN İBLİSLERİ

Canlılar içinde bir canlı olduğunuzu kavradığınız dönemi anımsıyor musunuz? Bilmemkaç metre bağırsaktan, şu kadar litre kandan ibaret bir bedeniniz olduğunu ne zaman ayırt ettiniz? Bedeninizde bu ve benzeri neleri inkâr ettiniz?

Sıkı Müslüman bir ailenin içinde büyüdüm. Amerika Libya’yı bombaladıktan sonra siyasal İslam’a kadar ilerledim. Dedemle beraber beş vakit namaz kılıyordum. Bir gün sabah namazı için kalkmıştım yine. Abdest alıp seccadeleri yaydım. Dedemin abdest almasını beklerken pencereden bakmaya başladım. O an bir şey oldu bana. Tam da böyle bir şey düşünüyordum; ağaçlar, kuşlar, evet, onların bağırsakları, gözleri, kaşları, ayakları… O an gitti işte bende. Çıktım okula gittim; sabah namazı kazaya kaldı. Öğlen okuldaydım, o da kazaya kaldı ve ipin ucu koptu. İkinci yüzleşmemse askerken oldu. İki çocuk kavga etti, biri diğerini vurdu. Kurşun çocuğun önünden girip sırtından çıktı patlayarak; ne var ne yoksa gördüm. Beden ve inkâr deyince de… Yaklaşık beş senedir, her gün, her saat, her an. Kendime iyi bakmayı sevmem. Kimseye de tavsiye etmem.

Neden?

Beden bağımlılığına kapılmak istemiyorum. Sonunu biliyorum: Vitaminler, haplar, kremler, şunlar bunlar derken alıp başını gidiyor. Çok büyük aksaklıklar olmadıkça doktora gitmiyorum, ilaç bile kullanmıyorum.

“Saçımı severdim. Belime kadardı, bir tek onu severdim”

Çocukluğunuzda karşılaştığınız yetişkin bedenler size ne hissettirdi? Hamamda, okulda, aile içinde?

Dikkat etmezdim. Büyüme isteği duymadım, bununla ilgilidir belki. Hep memnundum halimden. Başka birinin bedenine de özenmedim hiç.

Bedeninizde mesela kılların çıkmaya başlaması size neler yaşattı? “Etek tıraşı” sözünden rahatsızlık duydunuz mu?

İlk rüyalandığımda on bir yaşındaydım. Uyandığımda ilk yaptığım şey banyoya gidip yeni terlemeye başlamış bıyıklarımı babamın jiletiyle kesmek oldu. Aynadaki yüzüm, tüylerimi kesişim hâlâ gözümün önünde. Ertesi gün de seks filmine gittim. Artık erkek olduğumu düşünüyordum. Kıllarımla çok barışık değilim. Zul gelir bana koltuk altı tıraşı, etek tıraşı falan. Sakalı sinemacılar istedi diye bırakmıştım bir ara, hep tıraşlıyımdır normalde. Ama saçlarımı severdim. Belime kadardı, bir tek onu severdim.

Dışarıdan beden modelleri dayatıldıkça, üstleri tertemiz erkekleri gördükçe insan dönüp bir daha bakıyor kendine.

Hoşlandığımı sanmış olabilirim ben de. Ama tüysüz bir göğüs kafesinden hoşlanmadığımı oynadığım bir müzikalde fark ettim. Mikrofonlar daha rahat yapışsın diye tüylerimizi kesmemizi istediler. Kestik. Gördüm ve beğenmedim. Bir daha da kesmedim.

“Yıkanmıyorum, dünyadaki su rezervlerine saygılı davranıyorum”

Suyla ilişkiniz nasıl oldu?

Suyla pek ilişkim yoktur. Yıkanmayı sevmem. Pislikten kaşınana kadar yıkanmam. Dünyadaki su rezervlerine saygılı davranıyorum.

Kaç gün yıkanmayabilirsiniz?

On gün yıkanmayabilirim. Bir aya çıktığı olmuştur. Gariptir; terim falan kokmaz. Vücudumda öyle salgılar yok. Rahatsız etmediği için de devam ederim.

Başkasından rahatsız olur musunuz?

Rahatsız olduğumu hatırlamıyorum. Kimseye “Yıkansana lan!” demedim.

Jean Genet’nin Hırsızın Günlüğü’nde Stilitano’nun yakasında gezinen bitin anlatıldığı bir bölüm var. “Şaşkın, küçük bir leke şeklinde bir nesne değildi, hareket halindeydi” der Genet bit için. Çevikliğini kaygı verici bulur. Bitin “kendi alanında, kendi mekânında ölçüp biçiyormuş gibi gelip gittiği” hissine kapılır. Sonunda ipek gömlekle oluşturduğu tezata, bitin Stilitano’nun toplumdaki yerini açık ettiğine bağlar. Ben bedende başka canlıların barınması gibi tuhaf bir konunun sizde uyandırdıklarını merak ediyorum. Okullardaki bit kontrollerine tanık olup olmadığınızı da.

Eyüp’te büyüdüm. Herkes işçi çocuğuydu. Hepimiz pistik yani. İlkokulda güzel, havalı bir kız vardı. Annesi bankada yöneticiydi. Bakımlı bir aileydi. Kontrolde bir tek onda çıktı bit. Ağladı ve üç gün okula gelmedi. Annesiyle sokakta yürürlerken sağa sola bakamıyorlardı utançtan. Çok gülmüştük.

İnsan tek başınayken ağzını yüzünü yamultabilir. İnsanın kendi bedeniyle olan ilişkisinde en çok neye şaşırdınız?  

Mastürbasyona. Biriyle yapması gereken bir şeyi tek başına yapabilmesine.

Siz yapmıyor musunuz?

Yapıyorum. Ama garip geliyor. Başka bir canlı var mıdır acaba mastürbasyon yapan? Hâlâ garip geliyor. Ağzımı yüzümü ise yamultmam. Yalnızken uyuyorum. Uyumasam bile kesinlikle ayakta değilim, yatay pozisyondayım hep.

“Bedeninin toplumsal anlamıyla ilgilenmemek, bununla biraz oynamak güzel”

Roland Barthes “İnsan gövdesinden söz edeceksek giysi sorununu da ele almak zorundayız” dedikten sonra bugünkü giysinin “cinsler arasındaki ayrımı kaldırdığına”, uniseks giysilerin büyük çapta, kitle çapında bir olay olduğuna dikkat çekiyor. Bu olaydan bedeninizin payına neler düştü? Saç uzatmaktan küpe takmaya kadar.

Saç uzatmak ve küpe takmak bana kendimi çok erkek hissettiriyor.

Nasıl?

Bilmiyorum. Küpe ve saçta kadınsı bir görüntü var sanılırken onda böyle bir kontra yapmak enteresan geliyor. Öyle olmak ve yine de erkek olmak çok enteresan.

Kadında beğenir misiniz aynı şeyi? Yaprak sigarası içenler, pantolon ceket giyenler…

Bayılırım. Oğlan çocuğu gibi kızlara mesela… Kısa saç, makyaj yok… Ya da kas… Bedeninin toplumsal anlamıyla ilgilenmemek, bununla biraz oynamak güzel. Hayat bir şaka. Erkek ya da kadın olmak da. Var olmak isteyip istemediğimi, nasıl var olmak istediğimi sormadılar. Var ettiler. O kadar.

Siz sordunuz mu kendinize neden erkek olduğunuzu?

Çok uzun sormadım. “Vay anasını!” dedim. “Öyle olmuş, ne yapalım.” Şikayetçi değilim. Her şey keyifli gidiyor ama insan bazen de merak ediyor, öbür türlü olsaydı ne olurdu diye.

“Birinin 20-30 yıl önce bir giysiyle ortaya attığı bir cümleyi sürdürüyorsun… Hikâyesi olan şeyleri seviyorum”

“İnsan gövdesinin giysiyle bir şeyler anlatmaya başladığına” da işaret ediyor Barthes. Hangi giysiler size neler söyledi?

Çocukken bulduğumuzu giyerdik. Genelde ağbilerin giysilerini verirlerdi. Hayatımda da hep ikinci el giysilerle devam ettim. Mağazalardan alışveriş pek yok hayatımda. Birilerinin giydiği şeyleri giydim, birilerinin daha önce okuduğu kitapları, dinlediği plakları aldım. Adam parasız kalıyor, giysisini satıyor, alıp devam ediyorsun. Onun yirmi otuz yıl önce bir giysiyle ortaya attığı bir cümleyi sürdürüyorsun. Hikâyesi olan şeyleri seviyorum.

Talep edilen bir bedeniniz var. Hayatınızı nasıl değiştirdi bu?

Eskiden daha beğenilen bir adamdım. Şimdi bedenimi değil, üzerindeki “Nejat İşler” yazısını beğeniyorlar.

Bunu önemsiyor musunuz?

Önemsiyorum. Sıkıntılı olmaya başladı.

Bedeninizin para etmesi size haz veriyor mu?

Dövme yaptırmak istiyorum. Bir koluma T.C. kimlik no, diğerine vergi numarası… Ben buraya artık dükkân gibi bakmaya başladım. Çünkü bedenimle para kazanıyorum. Ona para veriyorlar. Güzel tarafı bunun minimal bir şey olması, sadece bununla para kazanmam. Böyle bir haz duyuyorum, evet.

Bedeninize yönelik en büyük hakaret neydi?

Genelde övüldü. Zaman içinde bedenimin ayrı ayrı yerlerine dikkatimi çektiler. Ellerime, ayaklarıma, burnuma, gözlerime, dudaklarıma, saçlarıma… Biri söylediğinde fark ediyorum. “Ellerin ne kadar güzel” dediğinde şaşırarak bakmaya başlıyorum ellerime.

“Sen beni bu dünyaya getirdin, var ettin, ben de bunu sapına kadar yaşarım…”

Erkeğin cinsel organı daha önce görülmemiş bir pervasızlıkla, en yaralayıcı açılardan konuşuluyor artık…

Çok gereksiz. Hep Müslüman kadınların çok ezildiği söylenir ama… Müslüman erkekler dünyada görebilecekleri en büyük aşağılamayla karşılaştılar. Sünnet olduk biz. Hiçbir arızamız, şikâyetimiz yokken bizden bir parça alındı. Unutulur şey değil o. Bu konuda hepimiz hastayız. İyileşebileceğimiz bir durum değil. Barışamayız bununla.

Marquis de Sade’ın karakterleri tam hazzın yükseldiği sırada dine küfretmeye başlar. Dinin, Tanrı’nın varlığının cinselliği değiştirdiğine, oluşturduğuna ilişkin bir gönderme gibi de okunabilir bu küfürler.

İnanan ama seviştiği anda inandığı şeyle yüzleşen insan… Sevişmek intikam bile olabilir: Sen beni bu dünyaya getirdin, var ettin, ben de bunu sapına kadar yaşarım…

Size tutukluk mu getirdi, zevkinizi mi çoğalttı?

Büyük ihtimal bana hizmet etmiştir. Bir şey kapatmamıştır. Severim dinleri. Müzik gibi. İyi şeylerdir. Bana yararı olmuştur.

Crispin Sartwell inkar edilen bedensellik gerçeğini hatırlatan sevişmek, işemek, yemek gibi eylemlerin her nasılsa birbirini çağrıştırdığını vurguluyor. İnsanın imalı bir biçimde yemek yiyebileceğini söylüyor.

Bunlar asal yaşam eylemleridir. O yüzden çağrıştırmanın da ötesinde, aynıdırlar. Bedeninle olan hikâyen budur en çıplak haliyle. Üçünü de çıplak yaparsın zaten. Yemek yerken de. Yapay olması bile bir şey anlatır; çatal bıçak tutmalar… Güzelini görmedim şimdiye kadar.

Sevişirken ölenlere insanoğlunun övgüler düzdüğünden de söz ediyor Sartwell. “İş üstünde gitmek” esprisini insanın ölüm karşısındaki trajik aczinin tesellisiyle açıklıyor. Sevişirken can verenler hakkında siz neler düşündünüz?

Bir arkadaşımın başına geldi. Don Juan gibi bir herifti. Duşta sevişirken şofbenden gitti. “İntihar etti” diyenlerle kavga ederdik. Çünkü bu durumun intiharla çok uzun bir aralığı var. Güzel olabilir, daha az acı verebilir. Kadınlara yönelik imalara gelince… Dünyanın her yerinde vardır bu. Çok yaratıcı bir alan olduğu için sonu gelmiyor konuşulanların. Küçük şakalar bunlar.

“Kadınların bazen şiddet beklediğini de fark ediyorum. Birinin verdiğim acıdan zevk almasıyla barışık değilim”

Size şaka yollu ne söylenemez, nasıl bir imada bulunulamaz?

Sözleri pek takmam. Bu düşünce özgürlüğüne girer biraz! Küfür dilin zenginliği. Futbolcuları düşünün… Ama fizikselliğe tepki veririm. Kadınlar daha cesur bu konuda. Bakar, kalabalık içinde ellemeye kalkar. Onlara kızarım. Fiziksel olarak ama sadece uzaklaştıracak kadar tepki veririm. Kadınların bazen benden şiddet beklediğini de fark ediyorum. Birinin verdiğim acıdan zevk almasıyla barışık değilim. En büyük şaşkınlıklarımdan biridir: Kalabalık bir yerde biriyle kavga ettim ve sonra çok güzel, hiç benimle olacağını tahmin etmediğim bir kadınla birlikte oldum. Ama sonra bir daha birlikte olmadım onunla.

Güçlü olana sığınmanın anlaşılır bir tarafı yok mu? Bir daha olmadım derken kızdığınız şey ne?

Bunun hoşuna gitmesi. Evet, belki en altta güçlüye sığınmak gibi bir şey var. Bunu anlıyorum ama anlamak istemiyorum. Bence evrime bu da girmeli. Kadın da dursun ayakta.

“Fahişelere saldıran bir seri katil aslında kadınların bedenleri oluşuna, cinselliğe ve doğurma sisteminin gizlerine saldırır” diyor Sartwell. Doğurmak üzerine neler düşündünüz?

İlk defa Yılmaz Güney’in Duvar adlı filminde görmüştüm doğurmayı. Acayip bir şey. Kadınları özel yapan da bu biraz. Sözsüz bir anlaşma: Her kadının bir anne olması. Erkeğin ezikliğini de açıklayabilir bu.

Erkeğin kadın bedenini kıskanmasını mı kastediyorsunuz?

Böyle bir ihtimal olabilir. Erkeğin kendinden bir şey çıkmaz, sadece başlatır. Bunda efelenecek bir şey de yoktur, süper bir durum değildir. Bu yüzden yalan bir yüceltme vardır baba olmakta. Üçüz dördüz olur mesela, “Ulan ne biçim şişirmiş kadını!” falan derler! Abuk sabuk hikâyeler. Anne olmanın doğal ritüelini taklit eden yapay, sözlü, tavırlı ritüeller bunlar. Ben çocuk yapmak istemiyorum. Kimse bana sormadı var olup olmak istemediğimi. Küçüklüğümden beri yabanilik getirdi bu bana. Aynı şeyi başkasına yapmak istemem. Kızgın değilim ama buruğum. Benim hayatıma bu yön veriyor artık.

Erkek bedenine sahip olmanın çilesi nedir sizce?

Prostat olmak. Ailede var, ben de olacağım herhalde. 40’lı yaşlarına kadar istediğin kadar süper adam falan diye takıl, orada yersin yani. Güzel bir şeydir. Güzel derken… Komik ama güzel bir şeydir. Enteresan bir an. Büyük ihtimalle benim de başıma gelecek. Şimdiden barıştım bu durumla.

Tolga Meriç

Picus dergisi Saklı Sayfalar bölümü için, 2007

 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment