Egoist okur

Korkma: BIRAK IŞIK GİRSİN İÇERİ…

Profesör Kemal Sayar‘ın yeni bir kitabı çıktı. Beni Sessiz de Sevebilir misin? ünlü psikiyatrın  çeşitli vesilelerle kaleme aldığı makalelerinden oluşuyor.

Kemal Sayar cevaplara inanmıyor, gene de bıkmadan, usanmadan soru soruyor ve kendi deyişiyle bütün yazılarını aslında “hem kendine hem de kendi gibi ruhlara birer şifa mektubu niyetine” yazıyor. Bu da öyle… “Şu âlemde yalnız değilmişim meğer” dedirten, zihnimizi burgu gibi oyan soruların aslında başkalarının da meselesi olduğunu keşfettiren, sakinleştiren, teskin eden ve iyileşmeyi her şeyden çok istettiği için insana şifalı gelen yazılar hepsi…

En azından bana iyi geldi. Size de iyi geleceğini umarak, Kemal Sayar’ın Timaş’tan çıkan yeni kitabında yer alan ve insana hakikaten umut aşılayan, kuvvet veren, kendini çatlaklarıyla, kusurlarıyla sevmesini sağlayan “Bırak ışık girsin içeri” başlıklı yazıyı okuyabilirsiniz.

Gülenay Börekçi

kemal sayar egoistokur timas yayınları

Bırak ışık girsin içeri…

 Her şeyde, her şeyde bir çatlak var

Işık, işte oradan içeri sızar

Leonard Cohen

Hiçbir şey, hiç kimse kusursuz değil, her şeyde bir çatlak var.

Kusurlar, çatlaklar olduğu için ışık ruhumuzdan içeri sızar.

Bozulma olduğu için onarılmanın değeri var.

Kevn ve fesad âlemi bu, oluş ve bozuluş âlemi. Hayat denen sınav sahnesinde kaçınılmaz hayal kırıklıkları ve kayıplar, gulyabani gibi yolumuzu kesiyor. Bize düşen elde yenilgilerle vazgeçer, kimimiz mücadeleye devam eder. Feriduddin Attar’ın Simurg öyküsünde olduğu gibi. Çoklarımız yokluğun ve darlığın vadilerinde ürker ve geri döneriz. Daha ileri gitmek bizi korkutur. Ama yokluğu göze almayan varlığa kavuşamaz.

Bu öyle bir mücadeledir ki mücadeleyi reddedenler, mücadele edenlerden daha çok yaralanır sonunda. Bütün yaşantılar zıtlarıyla kaimdir ve görünenin ardına bakmak, bir yaşantının ilk elde görünmeyen kutbunun ne olduğunu anlamak gerekir. Her zayıflığın içinde bir güç, her gücün içinde bir zayıflık saklıdır.

Mizah duygusu, tahammül edilemez olana tahammül etmek için bize karanlığın içinden bir aydınlık çıkarır. Mizah, insanın kendini korumak için kullandığı bir silahtır ve bizi yaşadığımız acı gerçeklikten bir süre de olsa kurtarır. Kendimizi ve fikrimizi çok da ciddiye almayabileceğimizi, biraz geri çekilerek ortamımızı daha nesnel bir biçimde gözlemlememizi sağlar. Ötekileri alay konusu eden istihzanın aksine mizah, onu yapana da dinleyene de neşe verir. Gerilimi azaltır ve karşılaştığımız zorluklara karşı dayanışma hissimizi çoğaltır.

Mizah gibi, dengeli düşünce de bize zorlukla baş etmekte yardımcı olur. Dengeli düşünce derken aşırılığa kaçmayan, yaşananları yerli yerine oturtabilen bir düşünce biçimini kastediyorum. Zorluklar bizi kolaylıkla felaketvari, kasvetli bir düşünceye savurabilir: ‘Hepsi benim suçum!’, ‘Bunun üstesinden gelemeyeceğim!’, ‘Hiçbir zaman bu işi beceremeyeceğim!’…

Bu tarz bir bakış bizi yeni ve yararlı bakış açıları geliştirebilmekten alıkoyar. Olaylardaki sorumluluğumuzu abartmak ve olan bitenin bütün suçunu üzerimize almak gerçekçi değildir.

Şimdi size bir alıştırma önerisi: Bir olayla ilgili bütün sebepleri ve onların bu olaya sebep olma yüzdelerini bir daire içinde ifade etmeye çalışın. Bir şartla! Kendi payınızı en sona saklayın. Daire içindeki bütün dış etkenlere bir yüzde dilimini verdikten sonra sıra kendi payınızı dilimlemeye gelsin. Göreceksiniz ki sizin bu olaydaki payınız tahmin ettiğinizden daha azmış.

Bir başka önerim, yoğun duyguları hafifletmek olacak. Öfke, en sıcak anında ifade edildiğinde yaralar, kalp kırar ve insanları bizden uzaklaştırır. Onu birkaç dakika soğutmak bile söyleyeceklerimizi, karşımızdakini yaralamak için değil de meramımızı ifade etmek için söylememizi sağlayacaktır. Duygusal hallerimizin bir durumdan diğerine değişmesi yerine, tutarlı duygusal ifadeler göstermek de önemlidir. Bu aynı zamanda özel bir duruma orantılı

tepki vermeyi de gerektirir. Bir tartışma sırasında sık sık sözünüzü kesen birine, bağırmak yerine, nezaketle ondan sözünüzü bitirmenize izin vermesini istemek gibi. Kendi duygularımızı düzenleyebilmek, kendi duygularımızı denetim altında tutabilmek, ilişkilerimizi de daha istikrarlı sürdürebilmek demektir.

Zor zamanlarda bunu bir kişisel zayıflık saymadan destek isteyebilmemiz gerekir. Destek alarak sorunlarımızı çözmek için yeni stratejiler geliştirebilir, yolumuzu tıkayan engelleri aşabilir ve dünyada yalnız olmadığımızın bilgisini ediniriz.

Rahmetli babam Nuri Sayar, merhamet timsali bir insandı, onu çok özlüyorum. Gün geçmiyor ki Rahmet-i Rahman’a uğurladığım o güzel anne ve babacığım aklıma düşmesin. Babam, bütün akraba ve dostlarını kollar, büyük küçük demeden düzenli bir biçimde hatırlarını sorardı. Yeğenlerini ve uzak düştüğü dostlarını merak eder, onları arar sorar, bir dertleri varsa yetişmeye çalışırdı. Rahmetli babamın ve rikkat timsali olan anneciğimin pek çok meziyeti bende bulunmuyor, ama onların aziz ruhları benim yetim ruhuma bugün de istimdat ediyor.

O halde sevgili dost, hatır bilenlerden ol. Ve merak et. Yeni sorular sor, yeni cevaplar bul. Yeni keşifler yap. Çocuksu bir merakla bak hayata. Öğrenmekten ve değişmekten korkma. Denemekten ve yanılmaktan çekinme. Unutma ki beyinlerimiz her yeni yaşantıyla yeniden yoğrulur. ‘Beyin rezervi’ni artır. Her gün yeni bir şeyle şaşır, her gün bir insanı şaşırt, her gün seni neyin nasıl şaşırttığını bir kenara yaz. Bir şey sende ilgi uyandırdığında durma, onu izle. Öfke, suçluluk ve endişe gibi içsel tıkaçların yolunu tıkamasına izin verme. Anla ve ilerle. Her gün biraz daha büyü. Genişlet içini her gün. İki günün birbirinin aynı olmadan, hayatın bütün kokularını içine çekerek, arayıcısı ol bilgeliğin.

Bedeninin, ruhunun etrafındaki seslerin farkına var. Mesela şimdi bir nefes al ve etrafındaki beş nesneyi fark et. Bir nefes daha al ve etrafındaki beş sesi duy. Tolstoy’un dediği gibi, ‘Tek bir zaman var, o da şimdi. Kudret sahibi olduğumuz yegâne zaman bu’. Duygu ve düşüncelerini kabullen ve anda ol. Değerlerinle rabıtada ol ve eyleme geç. İnsanın ruhuyla, etrafıyla ve an’la rabıtada olması; dünyaya katılması ve hayatın her anının doluluğunu takdir edebilmesi demektir. O halde hayatın ve nefesinin hakkını ver. Her nefesi bir ilahi bağış olarak coşkuyla içine al. En derinlerdeki hücreleri bile şenlendirecek kadar. Ve usul usul bırak onu.

Sana Hayat Veren’i fark et.

Bırak, ışık girsin içeri.

Kemal Sayar

 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment