Egoist okur

KARAKARGA kanatlanıyor

Çizer arkadaşım Kutlukhan Perker -ya da daha bilinen adıyla M.K. Perker- yeni bir yayınevi kurdu. Yelda Cumalıoğlu”nun sahibi olduğu Destek Yayınları’nın alt markası olarak tasarlanan Karakarga Yayınları, çizgi roman âleminin yeni ya da eski başyapıtlarını  basacak. Programlarında, yerli çizerlerin eserleri de var. En heyecanla beklenen işlerden biri, Kutlukhan Perker ve Murat Menteş’in imzasını taşıyan “Dehşet Bey”. 1 Nisan’da da Karakarga Dergi’yi çıkiyor.

Kutlukhan’la yeni yayınevini, kadrosunu bir sır gibi sakladığı Karakarga Dergi’yi ve çigi romanın başyapıtlarını konuştuk… Araya, önemli şeyler söylediğini düşündüğüm önceki röportajımızdan da birkaç parça aldım.

Gülenay Börekçi

kutlukhan perker karakarga destek yayinlari egoistokur

Karakarga Manifestosu

“1968’in şubat ayında Robert Crumb, kendi yazıp çizdiği Zap Comics’in ilk sayısını bir bebek arabasına koyup San Francisco sokaklarında satmaya başladı. Bu olay, alternatif çizgi romanın başlangıcı olarak kabul edilir. Gerisi ‘tarih’tir. Çizgi roman sadece tayt giyen süper kahramanlardan, pelerinli savaşçılardan, fantastik yaratıklardan ve kovboylardan ibaret değildir. Tıpkı sinemanın starlarla dolu büyük bütçeli filmlerden, müziğin ünlü star şarkıcılardan ve sahne şovlarından, edebiyatın milyonlar satan Nobel ödüllü yazarlardan ibaret olmaması gibi. Çizgi romanda, Daniel Clowes, Marjane Satrapi, Art Spiegelman, Chris Ware, Nicolas de Crécy, Gipi de vardır. Onlar alışılmışın, konforlu olanın, klişe olanın dışındaki ‘başka’ hikâyelerini başka türlü anlatır. Karakarga olarak hikâyelerimizi çizgilerle anlatmayı seviyoruz ve Robert Crumb’ın arabasını devralıyoruz. Alışılmadık, orijinal, akıllı, alternatif hikâye ve çizgilerle, sokaklarınızda dolaşmaya başlıyoruz. Çünkü hayat sadece metro ve metrobüs rotalarından ibaret değildir; alternatif sokaklar da vardır.”

“Karakarga’da kitap okumayı sevenler için çizgi romanlar yayınlayacağız”

Çizgi aleminin rock star’larından birisin. En başında, daha bu işlere yeni başlamışken tahmin ediyor muydun bir gün hayatını çizgiyle kazanacağını?

En başından beri biliyordum aslında. Çocukken bile. Ama tabii asıl önemli olan insanın profesyonel olarak çizime ilk başladığında neler hissettiği… Çünkü neyi yapıp neyi yapamayacağın orada açığa çıkıyor. Büyük bir hayal kırıklığına da uğrayabilirsin. Oğuz Aral beni dergiye aldığında çok gençtim, 16 yaşındaydım. O zaman Gırgır’a yeni girenler doğrudan karikatür çizmeye başlamazlardı, onlara espri bulma işi verilirdi. Mesleğe ufak ufak ısınsınlar, espri bulma kabiliyetlerini geliştirsinler diye… Aralarında yaşça en küçük olmama rağmen, o evreyi atlayarak doğrudan çizim yapmaya başladım.

Çizgilerini “fazla Batılı” buldukları için beğenmeyenler de olmuş…

Olmaz mı! Oğuz Abi de onlardan biriydi; Fransızlar, Amerikalılar gibi çiziyorsun diyordu. Türk gibi çizmek ne demek bilmiyordum, gerekli de görmüyordum zaten. Amerikalıların çizdiği adamlar da Amerikalı gibi değil ki, düşsel bir dünyaya ait karakterler…. Çizgi roman evrensel bir sanat. İyiyse, hangi ülkede yayınlarsanız yayınlayın ilgi görecektir. Bir de şu var: İyi çizmeyi öğrenebilirsin ama nasıl çizeceğine pek karar veremezsin, eğilimine göre şekillenir çizgilerin.

New York’ta fazla Doğulu bulan oldu mu seni?

Hayır, olmadı. Buradaki handikap orada avantajım haline geldi. Eh, ben de tutup farklı olmak adına yeniçeri hikâyeleri çizmedim. Tam tersi oradaki günlük hayata da hakim olmaya çalıştım. Biz burada ne konuşuruz, futbol. Orada futbol konuşmuyorlar. Varsa yoksa beyzbol. Ben de bu literatürü öğrendim. Spor olarak beyzbolu hâlâ sevmiyorum ama hikâyeleri güzeldir.

Mizah dergilerinde bugün 10 yıl öncesine göre ne değişti?

Bu işin ana malzemesi çizgi kalitesi. Çizginin güzelliği çok önemli. “Ama espriye gülüyoruz” diyeceksiniz belki. Doğru. İşte Oğuz Aral Gırgır’da tam da bunun için çift imzalı köşeler yaratmıştı. Mesela Gani Müjde çok iyi yazıyordu ve onun yazdıklarını görselleştirecek iyi bir çizer bulunuyordu. Yani dünyanın en komik esprisini bile “Nasılsa gülünür buna” diyerek tehlikeyi atmıyor, çok iyi çizgilerle okura sunuyorlardı. Gırgır ve Fırt zamanlarında öyle iyi, öyle kusursuz karikatürler yayınlanıyordu ki, okurun aklına bile gelmiyordu “Bunu ben de yaparım” demek. Çift imza, başka bir ruh kazandırıyor dergiye. Ancak o zaman gerçek bir ekip olunuyor. Çok iyi son bulan arkadaşlarımız vardır, onlar finale rötuş yaparlar. Galip Abi mesela muhteşem bir “son bulucu”dur, iyi bitirir.

“Bütün hikâyeler özünde masal. Büyüyoruz ve her konuda yaptığımız gibi, masalları da kategorize ediyoruz”

Sana Karakarga Yayınları’nı soracağım esas, ne amaçla yola çıktınız?

Kitap okumayı sevenler için çizgi romanlar yayınlayacağız. Çizgi roman dediğimiz şey sadece süper kahramanlardan ibaret değil çünkü ve dünyada bu alternatif tarzın muhteşem örnekleri var. Örnegin edebiyat okurları pek bilim kurgu ya da western okumaz, hele çizgi roman hiç okumaz. Oysa bu alanda da edebiyat ve sinema estetiği taşıyan birçok eser var. Yayın takvimimizi bu anlayışla hazırladık.

“Alternatif” diye adlandırmanın sebebi ne?

ABD’de çıkmış bir tanım bu. Mainstream, yani anaakım çizgi romanların dışındaki çizgi romanlar için kullanılıyor. tıpkı müzikte ya da sinemada olduğu gibi.

Kimin fikriydi?

Destek Yayınları’nın sahibi Yelda Cumalıoğlu en yakın arkadaşlarımdan. Fikir ondan çıktı ve Karakarga’yı birlikte oluşturduk.

Karakarga’nın “Büyüklere Masallar” diye bir serisi var: Neden büyüklere ve neden masal?

Çünkü bütün hikâyeler özünde masal aslında. Büyüyoruz ve her konuda yaptığımız gibi, masalları da kategorize ediyoruz.

Çizgi roman dünyası nasıl bir dünyadır, çizgi romancılar nasıl adamlardır, orada bizi nasıl hazineler bekler?

Ürün verdikleri janr’lara göre çizgi romancılar da değişkenlik gösterir. Mesela anaakım çizgi romanların tanıdıldığı San Diego Comic Con gibi gibi festivallerdeki görüntülere, yani kostümlü hayranlara falan, New York’daki Mocca gibi alternatif çizgi roman festivallerinde rastlayamazsınız.

Bizden sanatçıların çizgi romanları da var mı programınızda?

Elbette var, çıkış amaçlarımızdan biri de yerli sanatçılara uygun bir platform sunabilmek.

Popüler kültüre de dokundurmalar içeren bir manifestoyla yola çıktığınıza göre, bizdeki çizgi romancılıkta neyi eksik ya da yanlış gördünüz diye sorabilir miyim?

Popüler kültürü beğenmiyor değiliz, sadece her şeyin popüler kültürden ibaret olmadığını söylüyoruz. Bizdeki çizgi romancılığı eleştirmek yazar çizerlere haksızlık olur, Uğur Yücel’in meşhur İbrahim Tatlıses taklidinde dediği gibi, “Oxford vardı da biz mi gitmedik?’ derler adama ve haklı olurlar. Ama yayıncıları eleştirebilirim. Mesela bir aralar Turkiye’de furya halinde klasik romanların çizgi romanları basılmaya başladı. Birkaç yabancı örneğin ardından da hemen yerli versiyonları yapıldı. Yayınevleri çizerlere para vermek istemediği için de amatör çizerlerden yararlandılar ve bütün trendler gibi bu da bitti.

Önerilere, farklı projelere açık mısınız, yeni isimler keşfetmek istiyormusunuz?

Bunu sorduğun icin özellikle teşekkür ederim. Evet, yapmak istediğimiz şeylerden biri de kapılarımızı yeni çizerlere açmak. Yakında dergimiz de çıkıyor. Adı, “Karakarga Dergi”. 1 Nisan’da bayilerde olacak.

Kadroda kimler var?
Onu sorma, çünkü kadromuzu sır gibi saklıyoruz. Ama çok büyük ve güzel sürprizler var.

kutlukhan perker karakarga destek yayinlari egoistokur 1

M.K. Perker’e göre 10 çizgi roman başyapıtı

10. En Kahraman Rıdvan, Bülent Arabacıoğlu
9. Persepolis, Marjane Satrapi
8. Asterix, Goscinny & Uderzo
7. İlban Ertem’in bütün eserleri
6. Blankets, Craig Thompson
5. Daniel Clowes’un bütün eserleri
4. Peanuts, Charles M. Schulz
3. Sergio Toppi’nin bütün eserleri
2. Sandman, Neil Gaiman
1. İhtiyatsız Adam, Kemal Arata

Gülenay Börekçi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment