Egoist okur

“Masum masalları kara öykülere dönüştürdüm”

Hakan Akdoğan, Aylak Adam Yayınları’ndan çıkan Varlık ve Piçlik‘te, geçmiş ve gelecek arasında sıkışmış, arafta yaşayan Derman adlı karakterin hikayesini anlatıyor. Kitabın ilgi çekici yanlarından biri de Kurşun Asker, Rapunzel, Pollyanna, Hansel ve Gretel, Pinokyo gibi masalları da bir biçimde romanının içine serpiştirmesi. “Masum görünen bu masalları kara öykülere dönüştürmek istedim, çünkü biz de kara bir dünyada yaşıyoruz” diyor yazar.

Romanını “doğuştan piçlere ve kendini piç hissedenlere” ithaf eden Akdoğan’la Egoist Okur’un çok sevgili yazarlarından Dilek Atlı konuştu. (Sizi röportajla baş başa bırakmadan önce… Şu sıralar Carlo Collodi’nin Pinokyo’sunu ve Philip Pullman’ın yeniden yazdığı Grimm Masalları’nı okuyorum, o yüzden bir itirazımı dile getirebilirim: Akdoğan’ın masallarla ilgili olarak söylediklerine katılmıyorum. Onlar dipsiz bir kuyu gibi uzanan bilinçaltımızdan besleniyor ve çoğu zaman zaten kapkaranlık bir özü sergiliyor.)

Gülenay Börekçi

hakan akdogan egoistokur aylak adam 1

“Pinokyo hep etten bir insana dönüşmek istiyordu, Lady Gaga da kendine etten bir elbise yaptı. Kitabımda masum görünen masalları kara öykülere dönüştürmek istedim. Çünkü biz de kara bir dünyada yaşıyoruz” diyor Akdoğan.

“Varlığını kaos, karmaşa, pislik, ölüm, kan ve yalan içinde sürdüren insanlığı sorguladım”

Varlık ve Piçlik’in diğer kitaplarınızdan ayrılan bir özelliği var mı?

Daha sert bir üslup kullandım. Medya ve tüketim toplumu eleştirisini her romanımda yapmaya çalışırım ama ilk kez bu dozda yaptım. Varlığını kaos, karmaşa, pislik, ölüm, kan ve yalan içinde sürdüren insanlığı daha fazla sorguladım. Aile, okul ve devlet gibi kurumlarda tüketime mahkum edilen, onlara sunulmuş olanlar arasından bir ya da birkaçını seçmeyi özgürlük sanan insanları hedefledim.

Bu kitapla anlatım kimliğinizi bulduğunuzu söylüyorsunuz. Nedir “anlatım kimliği” ve siz anlatım kimliğinizi nasıl tarif edersiniz?

Anlatım kimliğini bulmuş bir yazarın kim olduğunun metninden anlaşılabileceğini düşünüyorum. Yazarın hayat görüşünün, tecrübelerinin ve o güne kadar yaptığı tüm okumaların süzüldüğü bir metinden söz ediyorum. Yunus Nadi Roman Ödülü’nü alan Nü Peride’den sonra Gölge Yaşatan, İlişmek, Struma-Karanlıkta Bir Ninni adlı romanlarım gelmişti. Onlarda hep farklı anlatım biçimleri denedim. Varlık ve Piçlik beşinci romanım ama anlatım kimliği olarak hepsinden daha net.

Derman’ın hikayesini, varoluşunu sorgulayanların, iktidarlardan yana şansı yaver gitmeyenlerin hikayesi olarak da okuyabilir miyiz?

Varlık ve Piçlik’te okur Derman’ın hayatını geri dönüşlerle keşfediyor. Bu keşifler de bizi Derman’ın çocukluğuna götürüyor. Çocukken babasından şiddet görmüş, duyguları hiçe sayılmış, bu ülkede yetişen birçokları gibi çocukluğunu yaşama fırsatı bulmadan iktidarın ‘tokat’larına maruz kalmış Derman.

Ona güvenli ve korunaklı bir içsel alan sunmamış bir ailede büyüyen her çocuk “duygusal piç”tir. 

Romanınızı “doğuştan piçlere ve kendini piç hissedenlere” ithaf ediyorsunuz…

Piçlik babasızlıkla ilgilidir. Ama ben kanundan bahsetmiyorum. Bir babanın kanuni olarak çocuğa soyadını vermesi, çocuğun ona “baba” diye seslenmesi gerçek bir baba-oğul ilişkisi için yeterli olabilir mi sizce? Duygusal ihtiyaçlarını gözetmemiş, korkularını ve kaygılarını savuşturamamış, ona güvenli ve korunaklı bir içsel alan sunamamış bir ailede büyüyen her çocuk bir nevi “duygusal piç”tir. Daha doğrusu bu dünyada korku ve kaygıyla yaşayan, içsel alanları işgal edilmiş herkes benim gözümde “duygusal piç” sayılır.

O halde bu sözünü ettiğiniz duygusal piçlerin toplumsal rolleri nedir?

Tarihten bir örnek vereyim… Amerika İç Savaşı, 1861… Kuzey eyaletlerinde modern kapitalizm hüküm sürüyor, emek gücü için maaş ödeniyor. Güneydeyse köle iş gücü var. Kuzey iyi gibi görünüyor, değil mi? Eh, sonuçta köleliğe karşı çıkıyorlar. Zaten kuzey eyaletleri güney eyaletlerindeki köle iş gücünün tasfiye olmasını istiyor. Nedeni oradaki eş gücünün kuzeye kayması ve böylece doğal olarak işçilik ücretlerinin düşmesi endişesi… Savaş bu yüzden çıkıyor. Kuzey eyaletleri güney eyaletlerinin limanlarını ablukaya alıyor. Dönemin en önemli sanayi ürünü ise tekstil. Güney eyaletleri tekstilin ham maddesi olan pamuk konusunda önemli üretim alanları… Ama iç savaş sırasında İngiltere ve Rusya’ya pamuk satamaz hale geliyorlar, bu iki güç de pamuk yetiştirilecek yeni alanlar araştırmaya başlıyor. Rusya, 1860’lardan 1880’lere kadar orta Asya’yı işgal ediyor; pamuk üretimi için elverişli çünkü. İngiltere de doğu Hindistan’ı işgal ediyor. Görüyorsunuz, Amerika’da sözde köleleri özgürleştirme adına çıkarılan iç savaş aslında kapitalist çıkarları korumak için başlatılmış özetle. Rusya’nın orta Asya’yı, İngiltere doğu Hindistan’ı bu yüzden işgal etmiş.

Bundan ne çıkarmalıyız?

Bu olayın benzerleri dünyada sayısız kez tekrarlandı. Hatta şimdi bizi de ilgilendiren başka bir biçimi yaşanıyor ve bir sürü çocuk ölüyor. Yani insanoğlu çıkarları için ölüyor, öldürüyor. “Piç” kelimesi mecazi olarak “terbiyesiz, arsız” anlamında kullanılırken, sözlüklerde “kalleş, kötü niyetli kimse” olarak da geçiyor. Esas anlamıysa, “anası ile babası arasında evlilik bağı olmadan dünyaya gelen çocuk”. Ben de “duygusal piçlik”ten söz ediyorum. Ve soruyorum: İnsanoğlu olarak varlığımızdaki kötülük için sizce hangi anlam daha uygun?

Derman’a dönelim; nedir onun çaresizliği?

Farkındalığı yüksek bir adam. O kadar yüksek ki üzerine gelen her türlü iktidar odağı karşısında kendini daha da küçük hissediyor. Aslında, her türlü ikili ilişkide mutlaka bir efendi ve bir köle vardır, Derman hep köle olan taraf. Buna bir çözüm üretemeyince de itirazdan yavaş yavaş vazgeçiyor. hayatında iki kadın var ama onların yüzüne baktığında Derman hep nasıl intihar edebileceğini düşünüyor.

“Tüketimin iktidarla ilişkisi çağımızın en önemli sorunlarından biri”

Bir tüketim toplumu olduğumuzun altını çiziyorsunuz. Sadece maddeyi değil, duyguları ve düşünceleri de tüketiyoruz belki…

Doğru tespit! Maddeyi, fikirleri, sosyal medyada bir yazarın güzel satırlarını tüketiyoruz. Tüketimin iktidarla ilişkisi çağımızın en önemli sorunlarından biri bence. Çünkü iktidar, iktidarını sürdürebilmek için belli odaklara fayda sağlamak durumunda; bu da medyanın pompalamasıyla mümkün hale geliyor. Derman bunu fark ediyor, özne olmaktan çıkıp sadece tüketen bir nesneye dönüştüğünü biliyor ama bu halden yakasını kurtaramıyor.

Kitabın adı Fransız yazar, düşünür Jean-Paul Sartre’ın Varlık ve Hiçlik kitabını çağrıştırıyor…

Sosyal medya ağlarında ve sözlüklerde bana epey hakaret ediyorlar bu nedenle. Varlık ve Hiçlik, varoluşçuluğun ontoloji kitabıdır, varoluşçuluk felsefesini tüm boyutlarıyla anlatır. Kurgusal bir yapıt değildir. Herkes okuyamaz, zordur. Onu okuyamamış kişiler, benim çalıntı yaptığımı düşünüyorlar. Halbuki benim romanım ontolojik bir eser değil, bir roman. Sartre’ın yapıtıyla yarışma niyeti taşımıyor. Sadece kahramanımın hayata bakışı nedeniyle küçük bir gönderme içeriyor. Hem şunu söyleyeyim, kitabın satırları arasına mutlaka okunmalı diye düşünerek gizlediğim 9-10 önemli kitap daha var; ilgili okurlar keşfedecektir.

Varoluşçuluk denince siz nerede duruyorsunuz?

Jean-Paul Sartre, Albert Camus ve Milan Kundera’nın etkisiyle kendimi bu felsefeye yakın hissediyorum ve kendimi “varoluşçu” olarak tanımlıyorum. Varlık ve Piçlik, bir anlamda onlara saygı duruşumdur.

Bir sürpriz bekliyor okuru… Akış içinde kendimizi birden masallar arasında buluyoruz. Bu masallar Varlık ve Piçlik’e neden girdiler?

Kitapta, Kurşun Asker, Rapunzel, Pollyanna, Hansel ve Gretel, Pinokyo var. Ben, kızıma her gece masal okuyorum. Günümüz dünyasıyla bu masalların ilk anlatıldığı dönemler ne kadar farklı. Bundan 200-300 yıl önce masalların inandırıcılığı daha fazlaydı. Postmodern dönemdeyse bize artık çok uzaktalar.Bu masalları günümüze uyarlasak diye düşündüm aslında… Rapunzel’i iş dünyasına taşısak, Pinokyo’yu Lady Gaga’yla bir arada düşünsek.

Neden bir arada?

Çünkü Pinokyo hep gerçek olmak, etten bir insana dönüşmek istiyordu; Lady Gaga da kendine etten bir elbise yaptı. Masum görünen masalları kara öykülere dönüştürmek istedim. Çünkü biz de kara bir dünyada yaşıyoruz.

Akdoğan’dan yaratıcı yazarlık dersleri

Yaratıcı yazarlık dersleri veriyorsunuz. Hatta ben de sizin öğrencilerinizden biriydim. Atölyeleriniz nerelerde ve dersler nasıl gidiyor?

Bursa Nilüfer Belediyesi’nde ve ayrıca Cafe 7. Oda’da atölyelerim var. İstanbul Bostancı’daysa Erbulak Evi’nde yaratıcı yazarlık dersleri veriyorum. Yazının yanı sıra, nasıl iyi okur olunur ya da eleştirel okuma nasıl yapılır gibi konular üzerinde de duruyoruz.

Sevdiğiniz yazarlar ve kitaplar hangileridir desem?

Sadık Hidayet, Kör Baykuş; Julio Cortazar, Bir Sarı Çiçek; George Orwell, 1984; Aldous Huxley, Cesur Yeni Dünya; Orhan Pamuk, Kara Kitap; Roberto Bolano, 2666 ve Necati Tosuner’in bütün eserleri.

Hiç kadın yazar yok mu?

Olmaz mı? Leyla Erbil, Kalan; Latife Tekin, Berci Kristin Çöp Masalları; Şebnem İşigüzel, Çöplük ve Virginia Woolf’un bütün eserleri.

Dilek Atlı

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment