Egoist okur

D.H. Lawrence: Müstehcenlik ve pornografiyle suçlanan yazar

Aşağıdaki yazının sahibi İpek Akyel benim İstanbul Üniversitesi’nin İngiliz Filolojisi’nden arkadaşım. Klasik Arkeoloji de tahsil etti ve uzun süre üniversitede ders verdi. Kendi deyişiyle, yaşanan groteskliklere yüreği dayanmadığı için de genç yaşta kendi isteğiyle emekli oldu. İstanbul’daki plastik ve robotik yaşantıya daha fazla uyum sağlayamayacağını hissettiğinde ise kuzey Akdeniz’de bir dağ köyünde inzivaya çekildi. Şimdi yine buralarda, gitmeye hazır bekliyor… Film izlemek, klasik müzik dinlemek, okumak, yazmak ve insan denen varlığı gözlemleyip anlamaya çalışmak uğraşları arasında. Şarap ve kahve ise vazgeçemedikleri… Ve en önemlisi büyük bir D.H. Lawrence hayranı.

İpek’in “Aşık Kadınlar”, “Oğullar ve Sevgililer”, ‘Gökkuşağı” ve Lady Chatterley’nin Âşığı” romanlarının yazarı Lawry’nin doğum günü şerefine yazdığı yazıyı aşağıda okuyabilirsiniz… “Chatterley yasağı” döneminden 2 korkusuz okur fotoğrafı da var.

Bu arada bir D.H.L. yazısı yazmak uzun süredir aklımdaydı, o da sözüm olsun.

Gülenay Börekçi

İnsan olmaktan utanmayan D.H. Lawrence

Bu satırların yazarının, İstanbul İngiliz Filolojisi birinci sınıfta tıfıl bir edebiyat aşıklısı iken önüne konup okunması ve tahlil edilmesi istenen, o güne dek adını hiç duymadığı, o günden sonra da aklından, zihninden, kalbinden çıkaramadığı, dilinden düşürmediği güzel insandır.

David Herbert Lawrence (benim için otuz beş yıldır ‘Lawry’, artık içli-dışlı olduk), ülkesinde ilk zamanlar “porno” yazarı olarak tanınıp kitapları yasaklanmış, ‘Aa, ne ayıp!’ söylemleriyle kınanmış, işsiz bırakılmış -çünkü o ahlaksız bir adam- ve değeri çok sonra anlaşılmış İngiliz yazardır. Bizim ülkede ise, kitapları doğumundan bir asır sonra, yani son birkaç yıldır çevrilip yayınlanır olmuş müstehcen yazardır.

Lawry, Nottingham’ın Eastwood kasabasında doğup büyümüş, ancak oralarla, ülkesiyle yıldızı hiç barışmamış bir insandır. (Evet, bu da bir gerçek ki, bazı insanlar her ne hikmetse, kendini hep yabancı hissedeceği, bir türlü benimseyemeyeceği diyarlara doğarlar, bunun nedenini bulmaya çalışırken de ya ererler ya da şair, yazar olurlar.) “Ruhsuz”, “gri” İngiltere’yi sevmez, sevemez bir türlü. Madenci kasabalarına inen pus onun içini daraltır. Fırsatını bulduğunda da kaçar oralardan. İtalya’yı, Meksika’yı dolaşır. İtalya’da son bulur da hayatı, gözü açık gitmez.

Bir madencinin oğludur. Babasıyla arası pek iyi değildir, onu kaba-saba bulur. Annesi ile babası birbirine hiç uymayan insanlardır. Evdeki huzursuzluk onun derinliklerine katkıda bulunur. Hepimiz pek iyi biliriz; güle oynaya yaşayarak, eza, sıkıntı çekmeden olgunlaşılmadığını, bir yerlere varılmadığını. İşte minik Herbert da geçimsiz bir aile ortamında, kadın ile erkeği son nefesine kadar sorgulayacağı düşünce sistemini harekete geçirmiş olur. “Sons And Lovers” romanı, onun otobiyografisi gibidir zaten. Kendini, annesini, babasını, sevgilisini irdeler o romanda.

Alman eşi Frieda ona çok şey katar; paylaşırlar her veçhesini hayatın. En büyük desteğidir bu güçlü kadın, birbirlerini severler.

Lawrence neden pornografik ya da müstehcen yazar olmuştur peki insanların gözünde?

Çok basit: çünkü o insanı, insani duyguları, duyuları, içgüdüleri en doğal haliyle, olduğu gibi, saklamadan, utanmadan, gocunmadan gözlemler, inceler, yazar. Bütün mesele budur. O, insan olmaktan utanmaz. Ormanda yağmurun altında çırılçıplak koşturur “en ayıp” romanının “en ahlaksız” kadın kahramanını. Daha ne olsun. Bundan büyük edepsizlik olur mu bin dokuzyüzlerin başı İngiltere’si için!

Peki insanlar bundan neden rahatsız olurlar? Bu kadar olay çıkar, kitapları yakılmaya kadar gider?

Çünkü; insan denen varlık birtakım gruplara ayrılır. Bunlardan ikisi dindar ve mutaassıp olarak adlandırılır. Bu iki grup birbiriyle yakından ilintilidir hatta tek grup altında bile toplanabilir. En temel özellikleri insan doğasını, insanın var oluş şeklini inkar etme (ki bu “var oluş”, kelimenin iki anlamını da kapsar: İlki, dünyaya geliş, bedenlenerek ‘var’ olma aşamasına geçme; diğeri ise var olduktan, yani doğduktan sonra insani gerekleri yerine getirerek ‘var’lığını sürdürme, diğer bir deyişle üreme… Bunlara göre üreme işlemi; beş dakikada tek taraflı olarak sürdürülen, işlem bittikten sonra da pek ayıp ve mundar bir iş yapılmışçasına dualar eşliğinde bedenlerin yıkanması, arındırılması gereken bir şeydir.

Lawrence, Pornography and Obscenity ( Pornografi ve Müstehcenlik) adlı yazısında, kadın ile erkeğin fiziksel paylaşımlarına ve özellikle de “gri Püriten” olarak adlandırmayı yeğlediği dar kafalılara ilişkin düşüncelerini kendi üslubuyla dile getirir. Kimilerince son derece küstah, edepsiz ve hakaretâmiz olarak nitelenebilecek satırlarda, bireysellik ile kalabalık ya da çoğunluk karşısında tek başına, kendi olarak, kendi doğrularıyla durmanın önemine değinir. Ya onlardan olacaksın ya da kendin kalıp her şeye göğüs gereceksin. Güruhlar seni ezmek ve yok etmek için elinden geleni yapacak.

Tartışması yapılan her şeyin bir bireysel anlamı, bir de güruhsal anlamı vardır. Herkes kendi bilinç düzeyi ve sınırsızlığı/sınırlılığı ölçüsünde görür ve yorumlar bir şeyleri; özellikle de cinselliği, tenselliği, sevgiyi.

“Mob” dediği bu ayaktakımının, avam kalabalığın, pornografi ve müstehcenlikle ilgili her şeyi çok iyi bildiğini iddia eder. “Vox Populi, Vox Dei” (Halkın Sesi, Tanrı’nın Sesi) der; bu hep böyle olmuştur ve böyle de olacaktır. Çünkü ona göre kalabalık kitleler, bireysel anlam ile güruhsal anlam arasındaki farkı anlayacak kadar zeki değildir. Kitleler sonsuza dek kaba kalacaktır, çünkü kendi içsel duygularını tanımazlar, sadece sömürücü güçler tarafından onlara dışarıdan sunulan hazır, basmakalıp duygularla yetinirler. İşte tam da bu nedenle müstehcendirler, çünkü duyguları hep ikinci eldir, içten gelmez, saf ve temiz değildir.

Lawry argümanını, bizleri, “Başkaları da varmış, yalnız değiliz” duygusuna gark ederek sürdürür ancak bizim buna yerimiz yetmez.

Vox bizcileyin, vox Lawry…

İpek Akyel

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment