Egoist okur

Jeremy Barnes, TANRI OSMANLI’YI KORUSUN’u anlatıyor

Görünen o ki son yıllarda Batılı müzisyenler yüzlerini doğuya çeviriyor. Aralarında, Türk ve Osmanlı müziğinden etkilenenler de var, Bizans müziğini keşfedenler de…

A Hawk and A Hacksaw grubu da onlardan biri. God Bless the Ottoman Empire (Tanrı Osmanlı İmparatorluğu’nu Korusun) adlı bir parçaları da var. Grubun kurucusu Jeremy Barnes’la bu şarkıyı ve Osmanlı müziğine neden ilgi duyduğunu konuştuk…

Gülenay Börekçi

a hawk and a hacksaw egoistokur osmanli

Amerikalı DJ’ler Selda Bağcan şarkılarını cover‘layarak kulüplerde çalmaya başladığında çok şaşırmıştık. Başka Türkçe sesler de duymaya başladık. Mesela Slovenyalı grup Laibach, albümlerinde İstiklal Marşı‘na, hem de Türkçe sözlerle yer verdi. Metal grubu Manowar hayranları için onların dilinde şarkı yapma projesine Baba adlı şarkıyı dahil etti. Ünlü Elysian Fields grubunun solisti Jennifer Charles La Mar Enfortuna diye bir grup kurup Seferad müziğinden örnekler sundu. Duymuşsunuzdur; şarkıları Aman Minush epey de meşhur oldu.

Bunların hepsi birer enteresanlık deyip geçecektim ama bizim topraklarımızın müziğinden etkilenen batılı müzisyenlerin sayısının hızla arttığını fark ettim. Bunlardan biri de A Hawk and A Hacksaw adlı grup. Beirut’tan tanıdığımız Zack Condon’ın da destek verdiği ve bazı parçalarda eşlik ettiği grubun kurucusu Jeremy Barnes’la Türk müziğini niçin bu kadar sevdiğini ve God Bless the Ottoman Empire adlı parçayı konuştuk.

Türk ve Doğu Avrupa müziklerini ilk kez nerede, ne zaman dinlediniz?

1995 yılında başladı. Bir rock’n roll turnesindeydik. Bir arkadaşım Bulgar müzikleri dinletti. Benim için her şeyin aniden değiştiğini hissettim. Alt üst olmuştum. Öyle farklı ve enerjik bir müzikti ki, araştırmaya karar verdim. Makedonya, Yunanistan, Bulgaristan, Macaristan, Sırbistan… Hepsi olağanüstü müzik yapıyordu, en çok da Türkler ve Romenler… En güzeli hepsinin müzikal olarak ilişkide olmasıydı. Politikacılara göre bu halklar birbirlerine düşman olsa da işin içine müzik girince düşmanlık filan kalmıyordu.

Bu tecrübenin sizin müziğinizi etkilemeye başlaması nasıl oldu?

Yüzümü doğuya çevirmeye karar verdim. Elbette bir Amerikalı olduğumun farkındayım, bunu değiştiremem, değiştirmek de istemem. Bu yüzden Türkiye’de yapılan müziği öylece alıp uyarlamak yerine onun içimde uyandırdığı hisleri takip ediyordum. Sizin müziğiniz beni başka hiçbir şeyin yapamadığı kadar derinden etkiliyordu, peşinden gittiğimde olağanüstü şeyler keşfedeceğimi, hem müziğimin hem de ruhumun müthiş zenginleşeceğini biliyordum.

Birlikte çalıştığınız bir Türk müzisyen oldu mu? Bir de Türklerden kimleri dinlemeyi seviyorsunuz?

Hayır, böyle bir şansım olmadı. Sadece İngiltere’ye gittiğimde, bir mülteci merkezine gitmiştim, oradaki Türklerle beraber öylesine, eğlenmek için bir şeyler çaldık. Fakat Selim Sesler, Muammer Ketencoğlu, Necati Yıldızdoğan, hatta eskilerden Mustafa Kandıralı gibi birçok Türk müzisyeni dinliyor ve çok seviyorum.

Şarkılarınızdan birinin adı “Turkiye”. “God Bless the Ottoman Empire” diye bir şarkınız da var. Bu ismi neden seçtiniz? Osmanlı müziğine dair ne düşünüyorsunuz?

Turkiye sizin toprakların müziğinden etkilenerek yaptığımız ilk şarkı. Bazı geleneksel Türk ezgilerinin bizim yorumumuzla  yeni bir sunumu… God Bless the Ottoman Empire da Türk müziğinden esinlenerek yaptığımız ama gelenekselin çok dışına çıktığımız farklı bir şarkı. Neden böyle bir şey yaptığıma gelince… ABD’de yaşamak, hayatınızın her anında Amerikan bayraklarıyla,  “Tanrı Amerika’yı korusun” posterleri, sticker’ları, billboard’ları ve reklamlarıyla burun buruna olmak demek. Burası dev bir imparatorluk. Ama siyasi tutumunu onaylamadığım bir imparatorluk. ABD korkunç şeyler yapıyor ve bir vatandaşı olarak ben de bu korkunç şeylerin, hiç istemesem de bir parçası olduğumu hissediyorum. Kaçmak mümkün değil bundan. O şarkıyı “Tanrı Osmanlı İmparatorluğu’nu Korusun” diye adlandırırken, hiç yaşamadığım bir geçmişe özlemimi ifade etmekten ziyade bayraklar ve reklamlarla böbürlenen kendi ülkeme tepkimi gösteriyordum. Biraz da şu vardı tabii: Osmanlı İmparatorluğu o kadar geniş bir alana yayılmış ki, bu sayede Türk müziği yüzlerce yıl boyunca Avrupa’nın birçok ülkesinde insanların yaptığı müziği etkilemiş, değiştirip dönüştürmüş. Yani müthiş bir müzikal etkileşim yaşanmış. Bu da nihayetinde hiç fena bir şey değil.

Bizans müziği ve Erin Koray

Faith No More ve Mr Bungle gibi gruplardan hatırladığımız Trey Spruance yeni grubu Secret Chiefs 3‘yle yaptığı şarkılarda tamamen ortadoğu ezgilerinden, Osmanlı ve Bizans müziğinden etkilendi. Grubun çok geniş bir yelpazesi var, kimi zaman Anadolu Rock dokunuşları da seziliyor. Geçen yıl geldikleri İstanbul’da Erkin Koray’la tanıştıkları, bir sonraki dünya turnelerinde ön grup olarak onun çıkmasını istedikleri de söyleniyor.

A Sufi and a Killer adlı albüm aracılığıyla tanıştığımız DJ Gonjasufi’nin son derece kendine has, tuhaf denebilecek bir müziği var. Albümünde yer alan I’ve Given Erkin Koray’ın “İnan ki” adlı şarkısının bir cover’ı.

Gülenay Börekçi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment