Egoist okur

Üç Maymunlar Cehennemi

Türk sinemasının 2000’li yıllarına damgasını vuran Nuri Bilge Ceylan’dan, Cannes Film Festivali’nde “En İyi Yönetmen Ödülü”ne layık görülen “Üç Maymun” filmiyle ilgili tüm detayları içeren kitap çıktı. Kitapta filmin sinopsisi ve özgün senaryosunun yanı sıra, Cannes’daki serüvenine dair iç ve dış basında çıkan yorum ve haberler, söyleşiler ve Nuri Bilge Ceylan’ın güncesi yer alıyor. Ceylan’ın “görsel gücü”nü derinlemesine yansıtan “Üç Maymun”, “insanın altından kalkamayacağı acılara ya da sorumluluklara maruz kalmamak için gerçeği bilmek istememesi; onu görmemek, duymamak, hakkında konuşmamak için üç maymunu oynaması” üzerine kurulu bir film. Küçük zaafların büyük yalanlara dönüşerek parçaladığı bir ailenin gerçeği örtbas ederek her şeye rağmen bir arada kalma çabası anlatılıyor.

Nuri Bilge Ceylan’ın imzalayarak gönderdiği kitabın benim için bir başka güzel, sürprizli yanıysa, içinde Altın Palmiye zaferi sırasında yazdığım bir yazımın bulunması. Gündemden epey uzak gibi durmasına rağmen 2008 tarihli o yazıyı yeniden yayınlıyorum. Zira hâlâ değişmeyen, aynı kalan bir şey var: ‘Üç maymunlar ülkesi’ olmayı sürdürüyoruz…

Gülenay Börekçi

nuri bilge ceylan gulenay borekci egoistokur 1

Üç maymunlar cehennemi

Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes’da söyledikleri konuşuldu bütün hafta: “Ödülümü, tutkuyla sevdiğim yalnız ve güzel ülkeme adıyorum.”

Bir türlü uzlaşılamayan ülkemizde genç, yaşlı, kadın, erkek, sistem içi, sistem dışı, muhalif, ılımlı, radikal herkes bu sözlerin değeri üzerinde uzlaştı. Ekşi Sözlük’te Nuri Bilge Ceylan’ın konuşmasını yorumlayan Jokond’la aynı fikirdeyiz hepimiz: “Yüzlerce sayfa yazsan, sağından girip solundan çıksan, tepeden tırnağa resmetsen; bir ülkenin içinde bulunduğu durumu bundan güzel anlatamazsın.”

Nuri Bilge Ceylan’ın  filmi de sözleri kadar benimsense; acayip şeyler yaşanır, gişelerde kuyruklar olur, yer gök inler ‘Üç Maymun’, ‘Üç Maymun’ diye… Lakin farkındayız; bu ülkede bir film rekor kıracaksa eğer, o rekor kayıtsız şartsız ‘Recep İvedik’indir.

Yalın, güzel, şiirli ve samimi konuşmasında ‘yalnız’ sözcüğünü geçirmeseydi, sadece tutkuyla sevilen güzel ülkeden söz etseydi Nuri Bilge Ceylan, yine bu kadar hayranlık duyulur muydu? Birkaç kelimeyle hislerimize tercüman olabilmesinin sebebi, bu ülkenin ‘yalnızlığını’ vurgulaması… Dertlendiğimiz, yüreğimizi burkan konu bu bizim. Kırgınız çünkü, bizi Avrupa Birliği sevdasıyla oyalayıp kapılarda süründüren ikiyüzlü Batı’ya… Çocukluğumuzdan itibaren zihnimize kazınmış bir hakikati yeniden kavrıyoruz; Türk’ün Türk’ten başka dostu yok!

İyi de sormak lazım; herhangi bir işi tek başına yapmayı bir türlü beceremeyen, sağlıklı bir yalnızlık kültürüne sahip olamayan insanların ülkesi değil miydi burası? Orhan Pamuk o kadar mı yanlıştı? Derin yalnızlığımızda bizim hiç mi suçumuz olmadı? Görmemeyi, duymamayı, konuşmamayı tercih ederek, ‘kol kırılır, yen içinde kalır’ diyerek oluşturmadık mı biz bu omuz omuza ama kimsesiz insanlar topluluğunu, ‘üç maymun’lar cehennemini?

Nuri Bilge Ceylan’ın başarısına içtenlikle sevinmekle birlikte, bunu Orhan Pamuk’un Nobel başarısını küçültme sebebi olarak kullananlara kızıyorum. Ve bir röportajında Pamuk’a dört koldan yöneltilen saldırgan tutumu yorumlayan Nurdan Gürbilek’in sözlerine katılıyorum: “Orhan Pamuk’a karşı girişilen harekatta, onu sonunda kendi toprağından, kendi dilinden etmeye varan hoyratlıkta kişisel hüsranların ve ulusal gurur yaralarının rolü vardı. Bu memleketin esas sahibi olduklarına inananlar, muhalif bir yazarın Batı’nın takdirini kazanmasına kızdılar. Batı Türkiye’yi takdir etmiyor, ama Orhan Pamuk’u takdir ediyor; bunu hazmedemediler.”

Özetle, sadece sinemasına değil, bir salyangoz misali kendi kabuğunu oluşturup ulaşılmazlığını korumak için o kabuğun duvarlarını sabırla sağlamlaştırmasına da hayranlık duyduğum Nuri Bilge Ceylan Cannes’da, hasetten doğacak saldırı ihtimallerini de stratejik bir cümleyle ortadan kaldırdı bir bakıma.

Şimdiki halde Sezen Aksu’ya ‘Aşk için ölmeli, aşk o zaman aşk’ sözünü armağan ederek Türk popüler kültürünün en yaralayıcı şarkılarından birinin yaratılmasına vesile olan ve kalbinin kırıklığı yüzünden saldırganlaştıkça içimi sızlatan yönetmen Metin Erksan dışında herkes Ceylan’a hayran. Yeraltı gururuna eşlik eden incinmişliğini artık gizleyemeyen Erksan sınırsız ama anlaşılır bir kıskançlıkla ‘Ben kapıyı açmasaydım, NBC oralara adım bile atamazdı’ diye sayıklıyor, ‘Fatih Akın’ın anası babası bile borçlu bana’ diyor, 45 yıllık yalnızlığının hesabını soruyor…

Ne gam! Bize yalnızlığımızı hatırlatarak yaralarımıza merhem olan Nuri Bilge Ceylan’a sahip çıkmaya karar verdik aniden. Hakikaten yalnız olanlarsa hiç umurumuzda değil.

Gülenay Börekçi, 2008

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Comments
2 Responses to “Üç Maymunlar Cehennemi”
  1. tolgasahbaz says:

    Yanlış hatırlamıyorsam İtalyanın Republica Gazetesi ki bizim yazarlarla sıkca ilgilenir Nobel ödülünü Orhan Pamuk’un aldığını öğrenince şunu yazmıştı : Eserin hiçbir edebi yanı yoktur karar tamamen siyasal sebeplere dayanmaktadır . Bilmiyorum bizde kaç kişi edebi yanına baktı ama konuşulan hep siyasi yanı oldu

  2. mkeskin says:

    Yüzyıllardır bu toplum kul psikolojisi, cin masalları ve yasaklarla yaşamaya mahkum edildi. Hayal güçleri, gerçeklik algıları iğdiş edildi. Bu yüzden de iki yüzlü insanlar yığını oldular, inanmadıklarına bile inanıyormuş gibi göründüler. Birden bire değişmesini bekleyemeyiz.
    Ama sizlerin bu adımları umarım insanlarca görülür.
    Nuri Bilge Ceylan, toplumda dönüşüm yaratacak filmler yaptığın için teşekkürler.

Leave A Comment