Egoist okur

Yazar ajanı Nermin Mollaoğlu: “Bana lezzetli kitaplarla gelsinler”

Birleşik Krallık Yayıncılar Birliği geçen hafta Nermin Mollaoğlu’nu Yılın Edebiyat Ajanı seçti. Ama Nermin buralarda daha da önemli biri bence. Neden derseniz; kendisi, Türk edebiyatının sadece İngilizce ve Almanca değil, Malalayam ve Amharik dillerinde okunmasının yegane sorumlusu. Yayın dünyamızın gözbebeği, kara kutusu, sır tutucusu da olan Nermin’le işini konuştuk. Yazar ajanı denilen kişi kimdir, nasıl çalışır… Yayıncılıkta nerelerden nereye geldik… 2017’nin bizdeki ve dünyadaki trendleri neler olacak… Ben sordum, o da tatlı tatlı cevapladı.

Gülenay Börekçi

Size bir sır vereyim, şu ya da bu sebeple edebiyat dünyasından iki kişi biraraya geldiğinde konu mutlaka bir biçimde Nermin Mollaoğlu’na gelir. Kendisi, edebiyat dünyasında kitabı dahi olmayan en ünlü isimdir. Neden? Çünkü birçok ünlü yazarın “ajanı”, bizim kitapların şimdilik 40’ın üzerinde dünya diline çevrilmesinin de birinci dereceden müsebbibidir. Ayrıca Amerika’dan, Avrupa’dan, Hindistan, Arap ülkelerinden, Çin’den hatta adını bile bilmediğimiz uzak diyarlardan sayısız yayınevini, yazarı, kitabı temsil eder. Hem de tam 10 yıldır. Mollaoğlu ile bütün bunları ve edebiyat dünyasında olup bitenleri ve daha fazlasını konuştuk…

Enteresan bir iş yaparak “telif hakları ajansı” denen bir kurumu görünür hale getirdin. Yine de tam olarak yaptığın işi anlatır mısın?

Yeğenim Arda Eren 6 yaşındayken öğretmeni, “Teyzen ne iş yapıyor” diye sormuş. “Teyzemin mesleği e-mail yazmak” diye cevap vermiş o da. Eh, beni en çok e-mail yazarken görüyor. Gerçekten de benim işim profesyonel olarak e-mail yazmak, okumak ve anlatmak… Aramızda kalsın, bunların üçünü de yeterince iyi yapabildiğimi düşünmüyorum.

Atıyorsun, doğru cevap bu değil…

O zaman şöyle: Yazarı ve kitabı doğru yayıncıyla buluşturuyoruz. Türkiye’deki yazarları temsil edip onların daha fazla okunmalarına çalışmak, dünya dillerine çevrilmeleri için dünyanın dört bir yanından yayıncılarla temasa geçip tanıtımlarını yapmak, işimizin en şatafatlı görünen kısmı. Fakat itiraf edeyim, en az para kazandığımız kısmı da bu. Gerçi şükürler olsun, son dönemde 1700’den fazla sözleşme yapmışız, 46 ayrı dile…

Peki bu kadar sözleşmeyle nasıl oluyor da para kazanamıyorsun?

1700 sözleşmeyi sadece Almanca, Fransızca, İngilizce yapmış olsaydık, elbette kazanırdık. Fakat bir yazarın Pakistan’da, Gürcistan’da, Portekiz’de, tam bir cangıl olan Arap ülkelerinde de okunması gerekiyor. Oralara gidip yayıncılarla temasta bulunuyor, edebiyat festivalleri hatta basınla tanıtım için çalışıyorsunuz. Urducaya bir kitap satıldığı zaman avansı topu topu 200 dolar. Vergisini düş, posta masraflarını düş ama enerjimizi, çalışma azmimizi, daha fazla dile çevrilme isteğimizi düşme. Burhan Sönmez’in Malayalam dilindeki sözleşmesi 100 dolardı ama o çeviriyi instagrama eklerken çektiğim fotoğraf benim için paha biçilmezdi.

Başka?

İkinci işimiz, yabancı dilde yazılmış kitapları Türkiye’deki yayıncılarla buluşturmak. Üçüncü işimiz de, İTEF’i yani İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali’ni organize etmek. O benim gözbebeğim, gönül ağrım. Umarım yelkenimize güç verecek yeterince rüzgar bulur ve Mayıs ayında 8’incisini yapabiliriz. Malum deniz dalgalı bu aralar…

Kalem Ajans 10 yaşında. Hangi ilkler başarıldı o şemsiyenin altında?

Dünyanın en önemli yayıncılık etkinliği olan Frankfurt Kitap Fuarı’nda Türkiye’den bir kuruluşun parti düzenlemesi bir ilkti. Yanımızda sen de vardın o gece, bir kez daha teşekkürler. Şaka bir yana, uzun ve çok engebeli bir yoldan geliyoruz. Keşke bizden önce bu işi yapanların sayısı çok olsaydı, keşke ‘Türk edebiyatı dünya dillerine çevrilemez’ diyen insanlar yayıncı olmak yerine mesela ayakkabı boyası üretselerdi, keşke ‘Kültür Bakanlığı Türkçe’den yapılan çevirileri desteklemek yerine yazarlara nasıl kitap yazılacağını öğreten kurslar açmalı’ diyen yayınevi sahipleri tavuk çiftlikleri kursaydı da sektörün gelişmesinde bu kadar gecikme yaşanmasaydı! İçim kabarmış galiba, üç vakte kadar sakinleşmem lazım. Evet, böyle insanlar geçti bu sektörden, hâlâ da varlar.

Yola çıkarken neleri öngörmüştün ve ne gibi tepkilerle karşılaşmıştın?

Şahane kocam Mehmet Demirtaş hayatımda olmasaydı asla gayet güvenli olan işimden ayrılıp Kalem Ajans macerasına atılmazdım sanırım. Hadi atıldım diyelim, hayalci davranıp nalları dikerdim. Kocam gündüzleri bana yardım edip, geceleri Roxy’de çalışarak eve para getirmeseydi, belki de eski işime geri dönmüştüm. O her zaman benim en iyi pusulam oldu. Kuzeyim, güneyim nerede, bana hep gösterdi. Şanslı biriyim herhalde, çevremdekilerden de çok destek gördüm. Yüreklendirildim, hata yaptığımda anlayışla karşılandım. İlk zamanlar kitaplarının onlarca dile çevrileceğini yazarlarım bile hayal edemiyordu, şimdi çeviri kitaplarını üst üste koyduğumuzda yerden kalbime ulaşıyorlar.

Kimlerle çalışıyorsun?

150’ye yakın yazarım var, artık saymıyorum bile. Dünyadan da 300’ü aşkın ajans ve yayıncıyla çalışıyoruz. Farklı ülke edebiyatlarının Türkiye’de tanınmasına önem veriyoruz. Yalnızca Almanya, İspanyolca, Kuzey edebiyatının değil, Romanya, Gürcistan gibi ülkelerin önemli yayıncılarıyla da çalışıyoruz. Çevirmenlerle işbirliği içindeyiz. 100 küsur çevirmeni temsil ediyoruz, onlar da yurtdışında bizim kültür elçilerimiz oluyor. Türkiye’deki yayıncıların işlerini çevirmen ya da çeviri fonu bularak kolaylaştırıyoruz.

Türkiye’nin neredeyse bütün önemli yazarlarıyla çalışıyorsun, adı sanı duyulmamış bir yazara şans tanıman için ne yazmış olması gerekir?

Saygın Ersin’i pek az okur duymuştur. Kendisi 2016’nın en özel kitaplardan biri olan “Pir-i Lezzet”in yazarı ve bu roman geçen hafta Almanya’nın en büyük yayıncılarından Hoffman und Campe’ye dev bir sözleşmeyle satıldı. Bana böyle lezzetli kitaplarla gelsinler, yeter! Yeni yazar keşfetmekten mutlu oluyorum. Ama yıllardan beri çalıştığım bir yazarımın kitabını mesela Afrika’nın Amharik diline satabilmek benim için daha heyecan verici. Birlikte yürünen yol önemli, yolda birlikte olmak güzel. Yine de beni en mutlu eden işim, Kalem Ajans’ı kurmak ve şu anki ekibimi biraraya getirmek…

Bir hayalin var mı?

Emekli olacağım günü iple çekiyorum. Geçen yıllar esnasında öyle çok anı, dost biriktirdim k, üşününce burnumun direği sızlıyor. Emekli olup portakal kokulu bir adada mahsur kalsam, tabletimden okumak istediğim kitapların elektronik formatlarına ulaşabilsem, yeter bana… Güzel hayaller!

Ben işinle ilgili hayalini sormuştum…

Milli Piyango’dan büyük ikramiyeyi kazanmak ve o parayla İstanbul’da uluslararası bir yazar-çevirmen evi kurmak.

Nermin’e değil yazar ajanına net bir soru: Çok satan kitap mı, iyi kitap mı?

Net cevap: Ekibin maaşlarını ödemek ve daha çok elbise satın almak için, çok satan kitap. Ülkemin edebiyatının gelişmesi için, iyi kitap. Nermin’in egosu için ise, çok ünlü olmayan bir yazarın kitabını keşfetmek veya kitap yazma fikri kafasında açık renkli olan birini kırmızı kalemle kitap yazmaya motive etmek.

2016 Türkiye ve dünya için karanlık, acılarla dolu bir yıldı ama güzel şeyler de olmuştur gibi geliyor bana. Bu yılın senin için en özeli neydi?

30 Temmuz’da 41 yaşıma âşık, rüyalı, hülyalı girdim. Güzeldi!

Ağaçların bilinmeyen hayatı

Edebiyat söz konusu olduğunda dünyada hangi temalar, eğilimler, değerler yükselişte?

Bair ara vampirler okunuyordui, ardından orta yaş kadınlarına yönelik kitaplar geldi, “Grinin Elli Tonu” trendini hatırlıyorsundur. Bir sonraki akım, “yeniden keşfedilen kitaplar” adı altında klasiklerin yayınlanmaya başlamasıydı. Son Frankfurt Kitap Fuarı’nda ise Avrupa Edebiyatı’nda genç seslerin yükselişine tanık olduk. Türkiye’ya gelince; cinayet romanları, korku ve fantastik öne çıkıyor. Bir de umut dolu, güncel ve “kadınlar için” diye tabir edilen kitaplara ilgi var. Popüler kültür kitapları ise kendi kültlerini yaratıyor; mesela son yılların önemli teması ağaçlar. Ağaçların bilinmeyen hayatı üzerine birçok kitap yazılıyor ve çok okunuyor.

Herkesin her şeyini ilk sen öğreniyorsun. Yayın dünyamızdan bir sır istesem?

Hakan Günday’ın yeni romanının ismi yine tek kelime. Ama hangi kelime olduğunu söylemem.

Bizde henüz denenmemiş ne kaldı? Yayıncılara, yazarlara önümüzdeki dönem için tavsiye edersin?

E-kitabın yaygınlaşmasını isterdim. E-kitap okur sayısı gelişiyor ama ulaşabilecekleri Türkçe kitap az. Bu yüzden çoğu İngilizce okuyor, bundan mutlu değilim. E-kitap ve sesli kitabı gerçekten seviyor ve destekliyorum. Hiç yapılmadığını düşündüğüm bir şey de var: Kimse büyük puntolarla normal boy kitaplar basmıyor. Sırf bunun için bile bir yayınevi kurabilirim. Malum 41 yaşındayım, okuma zevkim yaşım ilerledikçe bozulsun istemiyorum. Fakat bazı yayıncılar kitapları öyle küçük puntolarla basıyorlar ki insanın canı okumak istemiyor.

Resimaltı
“Kalem Aans’ta Yabancı dillerden çeviri haklarıyla Sedef İlgiç, Nazlı Gürkaş ve Göksun Bayraktar ilgileniyor. Satışı gerçekleşen kitapların sözleşme ve ödeme kısımlarıyla, yani işin en stresli bölümünde ise Berrak, Songül ve Can var. En gençlerimiz ise Gizem Özgüven ve Hazal Baydur. Hepsi benim yaşıma geldiğinde, kim tutar Türk edebiyatını… Aslında burada galiba tüm işi şahane ekibim yapıyor, o sayede işte ben de seninle gevezelik edip kahve keyfi yapabiliyorum.”

Ajan olmanın sırları

“İyi bir yazar ajanı hani özellikleri taşımalı diye merak edenler, ekibime baksın. Çok okuyorlar, okuduklarını ajans gözüyle değerlendirip anlatabiliyorlar. Sonra çalışkanlar. Yaptıkları işi seviyor, kendilerini geliştirmek için uğraşıyorlar, saç rengim kötü olunca da rahatça bunu bana söyleyebiliyorlar… Daha ne olsun!”

Gülenay Börekçi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Comments
2 Responses to “Yazar ajanı Nermin Mollaoğlu: “Bana lezzetli kitaplarla gelsinler””
  1. Volkan says:

    Pir-i Lezzet’i bu yazıda görüp okudum. Çok güzel bir romanmış. Yeni bir yazar ve kitap tanıdığım için mutlu oldum.

  2. Can Sivri says:

    Ya bırak bu işleri. Çok satan yazarları toplamış suyunu içiyorlar. Üç beş de adı sanı duyulmamış ama eşinin dostunun tanıdığı adamları almış, pazarlamasını yapıyor. Esas kendisi gibi tipler bu sektörün önünü kapatan hatta kuyusunu kazan İstanbul burjuvaları. Hadi yeni çıkmış kaç tane Türk yazarın kitabını alıp okudunuz? Sorun bakalım kaç Türk yazar kapınızı çaldı da kitaplarına bile bakmadan suratına kapattınız kapıyı, diye, sayısını hatırlamıyordur. Lezzetli kitaplarla gelinmiş? Nereye geleceğiz peki? Kendilerini bir şey sanıyorlar, sorsan iki kelime toplayıp bir cümle kuramazlar, yazar ajanıymış. Bildiğin pazarlamacısın işte, geç bu işleri!

Leave A Comment