Egoist okur

Tolstoy, Nabokov çevirirse…

Vladimir Nabokov 1977’de The Original of Laura adlı romanını bitiremeden ölmüş, söylenen o ki son nefesinde de oğlundan Laura’yı yakmasını istemişti. Çevirmen oğlu Dmitri Nabokov taslakları yakamadı ama 30 küsur sene yayınlamadı da. Fakat tüm dünyadaki Nabokov hayranları onu biricik yazarlarının yazınsal yok edicisi olmakla suçlamaya başlayınca nihayet pes etti. Hatta konuk olduğu bir televizyon programında, babasının ruhunun sık sık onu ziyarete geldiğini bile anlattı. “Belki de fikir değiştirmemiz lazım, oğlum” diyormuş bu ziyaretlerde hayalet, “Neden olmasın, bu iş bize biraz para bile kazandırabilir.” Dmitri’nin esprili bir şekilde anlattığı ruh ziyaretlerinin etkisi oldu mu bilinmez ama The Original of Laura nihayet yayınlandı. hatta bizde de Laura’nın Aslı adıyla çıktı.

Herkes gibi ben de Laura’yı çıkar çıkmaz karıştırdım, bi tanecik Nabokov’un el yazısıyla aldığı notları okudum, nelerin üstünü çizmiş, neleri eklemiş diye baktım, bu taslaktan nasıl bir roman çıkardı diye merak ettim ama o kadar. Laura’nın bana hakiki bir okuma hazzı verdiğini falan söyleyemem.

Ama Laura’nın Nabokov’a, daha doğrusu onun tutkulu okurlarına çok büyük bir iyiliği oldu. Laura’nın Aslı’nın elde ettiği başarı, yayınevlerini Nabokov’ları yeniden basmaya yönlendirdi. Bu da elbette her şeyden çok bize yaradı. En son Roberto Bolaño’nun 2666’sı dolayısıyla Egoist Okur’a konuk ettiğim çevirmen, editör, yazar ve bence en güzeli seyyah Zeynep Heyzen Ateş bu kez Nabokov’a yönelik bu olağanüstü ilginin ilk ürünlerinden birini, Bay Morn’un Trajedisi’ni ve yeniden çeviri sürecini anlattı. Çevirmenin Tolstoy olmasına gelince… Elbette zamanda yolculuk falan mevzubahis değil. Ama ayrıntılar her durumda çok enteresan…

Gülenay Börekçi

zeynep heyzen ates egoistokur nabokov tolstoy

Tolstoy, Nabokov çevirirse…

Laura’nın Aslı’nın elde ettiği başarı, Amerikalı yayınevlerini Nabokov’ları basmaya yönlendirdi. Kitaplardan bazıları önceden çevrilmişti ama eldeki çeviriler büyük yayınevlerini tatmin edecek kalitede değildi. (‘Editöre ver düzeltsin’ oralarda pek kullanılan bir yöntem değil.) Örneğin Bay Morn’un Trajedisi’ni İngilizceye çevirirken Zvedva dergisinde yayınlanan versiyon kullanılmıştı ama bu metin Nabokov’un sonradan Kongre Kütüphanesine bağışladığı metinden farklıydı. Böylece yeniden çevrilme süreci başladı ve Nabokov’un gençlik yıllarında yazdığı ancak Rusya’da da ilk kez 2008’de yayınlanan Bay Morn’un Trajedisi adlı oyun, temmuz ayında Penguin tarafından basıldı. (ABD’de de Knopf’un 2013 yayın programında.) Daha ilginç olansa kitabı çeviren kişinin Tolstoy’un torununun torunu, İngiltere’de yaşayan Rus Dili Edebiyatı uzmanlarından Anastasia Tolstoy olması. (Thomas Karshan ile çalışmışlar.)

Bay Morn’un Trajedisi, bir tiyatro metni. Yazılışı 1923-24. Yazan 24 yaşındaki bir Nabokov. Çok genç. İki büyük trajedi yaşamış. İlki 1917’de aileyi ülkeden kaçmaya zorlayan Bolşevik Devrimi, ikincisiyse 1922’de babasının, sürgündeki politikacılardan Pavel Milyukov’u korumaya çalışırken öldürülüşü. (Gövdesini onunkine siper etmiş.) Parasızlıktan anne, abla ve oğul Prag’a taşınmışlar. Hepsinin etkisi oyunda hissediliyor. Bay Morn’un Trajedisi yazarın kafasında biriken politik imgeleri ve edebi bagajını kustuğu yer. (Örneğin kahraman kavga sırasında rakibine şöyle sesleniyor: “Yeldeğirmenine bak!”; “Temiz dövüşsene! İşte, sana bir virgül, bir de nokta veriyorum.”)

Hikâyenin mekânı gelecekte bir Avrupa ülkesi. Kahramanı maskeli bir kral, tahta çıktığında ülkeye barış ver refah getirmiş. Derken devrimci Ganus’un eşi Midia’ya aşık oluyor. Çalışma kampından kaçan Ganus eşinin kralla ilişkisini öğrendiğinde Morn’u düelloya davet ediyor. İskambil düellosu. Morn yeniliyor ama kendini öldürmeyi reddediyor. O, Midia ile kaçınca devrimciler ülkeyi ele geçirip huzurlu krallığı iğrenç bir diktatörlüğe dönüştürüyorlar.

Politik ve edebi boşalma derken neden bahsettiğim açık sanırım. Yapıttaki Shakespeare kokusu zaten kaçırılacak gibi değil. Morn’un taçla ilişkisinde Lear esiyor satır aralarındaki boşluklardan. Yanlış anlaşılmalarda aleni olarak Othello var. Evliliklerle gelen karmaşalarsa İngiliz tiyatro ustasının komedilerini hatırlatıyor. Nabokov, aşkın hain, cinselliğin bela olduğunu düşünüyormuşçasına yazıyor duygusal sahneleri.

Devrim karşıtlığı bu oyunda açık. Ama daha yaşlı bir Nabokov’un Paris Review’a verdiği demeçte devrimin, Nabokov’un Nabokov oluşundaki etkisini kabullenişini de hatırlamalıyız: “Rusya’da devrim olmasaydı belki de hayatımı kelebekleri incelemeye adar ve hiç roman yazamazdım.”

Zeynep Heyzen Ateş

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment