Egoist okur

Selda Bağcan: “İhtiras tramvayına binin ve hiç inmeyin!”

Röportajlarıyla da tanıdığımız fotoğrafçı Uygar Taylan, Selda Bağcan ile Radiohead’in aynı festivalde sahneye çıkacağını öğrenince atlayıp Barcelona’ya, Primavera Sound’a gitti ve Selda Bağcan’la bir röportaj yaptı, ona hikâyesini anlattırdı.

Çok güzel bir röportaj olmasının yanı sıra içimi ferahlatan bir yan var bunda. Selda Bağcan’ın ve Anadolu rock’ın dünyada keşfedildiğinin haberini 2008’de yapmıştım ve bu haber çıksın diye bayağı bir mücadele vermiştim. Kuşa dönen haberi üç yıl sonra, Egoist Okur’u yaptığımda siteye de aldım, lütfen aşağıdaki linkten okuyun ve dünyada müzisyenlerin, DJ’lerin neler söylediğini görün. Zaten sonra Selda ve Anadolu rock aldı başını yürüdü…

Gülenay Börekçi

New York’ta Anadolu rock istilası: “Dinleyince, aklım başımdan gitti”

selda bagcan uygar taylan egoistokur primavera 3

Selda Bağcan

“Kardeşlerim Van Gogh Bar’a nazire olarak Beethoven Bar’ı açtılar, ilk orada sahneye çıktım”

Barcelona’da düzenlenen Avrupa’nın en büyük müzik festivali Primavera Sound’un sanatçı listesinde Radiohead, Pj Harvey, Sigur Ros, Air, Lcd Soundsystem’in arasında Selda Bağcan’ın da adını  görünce heyecanla festival biletimi aldım. Ardından Selda Hanım’a ulaşıp röportaj istedim. İlk adımı atmamla macera başlamış, röportaj talebimi kabul etmesiyle heyecanım ikiye katlanmıştı. İspanyanın nefis şehri Barcelona’da 6 kişilik bir hostel odasına yerleştikten sonra hemen deniz kenarındaki festival alanı Parc del Forum’a koştum Alana girdiğimde Bağcan’ın orkestrasından Kemal Esen’in rüzgara karışan bağlama sesi bana yolu gösterdi. Bağcan prova için Ray-Ban sahnesindeydi. Gurbet ellerde duyduğum bağlamanın ve ilk defa canlı izlediğim 68 yaşındaki sanatçının çığlık gibi sesi karşısında tüylerim ürpermişti.

Selda Bağcan, konsere elinde pudra aynasıyla hazırlanırken bir yandan da “İnsan kulise bir ayna koymaz mı? Rock festivali diye herkes ille rockçı olacak değil ya canım” diye sitem ediyordu. Sesiyle herkesi kendisine hayran bıraktığı konser sonrasında bu defa röportaj için kuliste buluştuk. Bağcan Primavera’ya çıkış şarkısına gönderme yapıp “Yaz gazeteci yaz” dedi ve röportaja başladık.

1971’de başladığınız müzik yolculuğunuzda tam 45 yılı doldurdunuz. Nasıl hissettiriyor bu durum?

Zafer tabii ki… Çok memnunum. (Gülüyor.) 20’li yaşlarda ünlü oldum ben. 40 yaşında bırakırım diyordum. 40 olunca, “50’de bırakırım” dedim. 50’ye geldim, “Yaa çok iyi söylüyorum ne bırakması…” dedim. 50’yi geçtik 60’a gidiyoruz. Artık anladım ki bırakamayacağım. 45 yıl geçti böyle…

selda bagcan uygar taylan egoistokur primavera 1

“Kendimi en çok deyişlerde beğeniyorum”

Bir sanatçı olarak engellenmenin, şarkılarınızın yasaklanmasının ‘bırakamama’ durumuyla bir ilgisi var mı?

Hırs olabilir; ihtiras… Hep söylerim. Bana “Gençlere ne tavsiye edersin?” diye sorarlar. Türkiye’de 45 sene ayakta kalan sanatçı birkaç tane var çünkü. Ben de derim ki; “İhtiras tramvayına binin ve hiç inmeyin!” Benim sloganım bu.

Sizin bir sözünüz var “Ulusal olmadan uluslararası olunmaz” diye. Türkiye’den birçok sanatçı yıllardır Doğu-Batı sentezi adı altında birçok şey denedi. Fakat bugün sizi sahnede özünüzü değiştirmeden, olduğunuz gibi görüyoruz…

Eğer türküleri çok güzel söylerseniz başka hiçbir şey yapmanıza gerek kalmaz. Bir de duygularınız olsun. Gerisini zaten orkestra ve aranjörler yapıyor. Siz türküyü duygulu ve doğru söyleyin yeter. Ben bunu yapıyorum. Duygulu bir insanım. Türküleri güzel ve doğru söylüyorum. Özellikle deyişlerde iddialıyım. ‘Yürüyorum dikenlerin üstünde’, ‘Uğurlar olsun’… Kendimi en çok deyişlerde beğeniyorum.

Bugün sizi ilk defa sahnede izledim. Sesiniz çok kuvvetli, aynı zamanda temiz. Bugün burada Primavera’yı inlettiniz. Korumak için bir şey yapıyor musunuz?

Sigara içmiyorum en başta. Kola, soda ve bira gibi asitli içecekler de içmiyorum. Üçünü de severim aslında ama içemiyorum. Çünkü ses tellerinin üzerinden kezzap gibi geçer asit, mahveder. Ama insanlar bunu bilmiyor ve günde 10 tane kola içiyorlar. Benim öyle bir lüksüm yok, sesim gider. Bir de konserlerden önce nefesimi açmak için yürüyüş yapıyorum. Beni Tarabya sahilde yürüyüş yaparken görürseniz bilin ki mutlaka konserim vardır.

selda bagcan uygar taylan egoistokur primavera 4

“Gitarıma sesimle eşlik ediyorum”

Bugün 68 yaşında sahnedesiniz. Hiç tökezlemiyorsunuz. Sahnede inanılmaz kontrollüsünüz. Hangi enstrümandan ne ses çıktı, hangi amfi kısık, nereden duman çıktı…

O duman ne biliyor musun? O duman sabotaj benim için. Çünkü ses tellerinin üzerine oturuyor… Ne diyorlar, sis makinesi… Pürüz yapar, gıcık yapar, mahveder ses tellerini. Ben gitar ve bağlama çalarak şarkı söylüyorum, besteler yapıyorum. Düşünebiliyor musun Jose Feliciano gibi gitar çalan biriydim ben. Jose Feliciano demiş ki, “Ben gitarıma sesimle eşlik ediyorum.” Ne güzel bir söz!

Sivaslı olduğunuz zannediliyor ama Muğla doğumlusunuz. Biraz geçmişe gidebilir miyiz? Müzikle aşkınız nasıl başladı?

Köken olarak Makedonyalıyız. Babam 1914 Manastır doğumlu, o 1 yaşındayken, yani Balkan Savaşı sırasında ailesi Türkiye’ye gelmiş, Manisa’nın Turgutlu ilçesine yerleşmiş, yanında getirebildikleriyle de bağ bahçe almış. Rençber bir aile. Tütün, pamuk ve üzüm bağlarımız vardı. Bunlarla geçinirdik. Anne tarafı da Kafkaslardan, Kırım’dan göç etmiş. Erzurum ve Sivas’a uğramışlar ve Bolu’nun Madakbaş köyüne yerleşmişler. Madakbaş ‘baş şair’ demekmiş Azeri dilinde. Nereden nereye! Babam veteriner hekimdi, annem de öğretmen. Memur çocuklarının her biri ayrı şehirde doğar ya tayin nedeniyle, bize de öyle olmuş. Ben de Muğla’da doğmuşum.

Aslen kendinizi nereli görüyorsunuz?

Kendimi önce Türkiyeli görüyorum, sonra da Dünyalı! Muğla’da doğdum, çocukluğum Van’da geçti. Babam Van’a tayin oldu veteriner hekim olarak. Hastanenin başhekimiydi. Orada öldü. 9 yaşındaydım. Tahsil için Ankara’ya geldik. Annem öğretmen maaşıyla 4 çocuğu büyüttü, okuttu. Hepsine yüksek tahsil yaptırdı.

İlk mandolinle başladınız değil mi müziğe?

Evet, Van’da mandoline babam sayesinde başladım. Ankara’ya taşınınca da gitarla tanıştım. Teyzemin çocuklarının gitarı vardı, biz de aldık. O zaman okullarda mandolin çalınırdı ama ben okula gitmeden başlamıştım mandoline zaten. Türkiye’nin batı hayranlığının neticesinde okullarda öğretiliyordu. Saz çaldırsana kardeşim! Niye mandolin öğretiyorsun okullarda enstrüman olarak! Bunlar Cumhuriyet’in yanlışları. Bak şimdi Teknik Üniversite’ye bağlı Türk Halk Müziği Konservatuvarı açıldığından beri halk müziğinde müthiş bir sıçrama var. Ben bilmediğim türküleri onlardan öğreniyorum. Çok başarılı türkücüler çıktı. Zara çok iyi bir örnek. Bir de gurbetçi çocukları var, Kubat mesela. Kardeşim sen Belçika’da oturuyorsun, türküleri ne zaman tanıdın? Yani ne kadar iyi bir ailesi varmış ki türkü öğretmişler. Çünkü oralarda pop müziğin baskısı altındasın. Sen nasıl o türküleri bu kadar güzel yorumladın? Nasıl öğrendin? Çünkü bambaşka bir dünya orası… Hayranım ben bu çocuklara…

selda bagcan uygar taylan egoistokur primavera 4

“Selda Bağcan’ın sesini duyunca aklımı kaçıracak gibi oluyorum!”

İlk sahne deneyiminizi anlatır mısınız?

Van Gogh Bar vardı Ankara’da. Kardeşlerimin kurduğu orkestra orada sahne alıyordu. Adı da Tayf, yani Gökkuşağı… Ertesi sene böbürlenip “Biz de böyle bir kulüp açabiliriz” dediler ve Van Gogh’a nazire olarak Beethoven’ı açtılar. Ben orada kırk yılda bir Cem Karaca ve Barış Manço’nun üstüne çıkardım. Yani onlar sahneden indikten sonra patronların kız kardeşi olarak sahneye çıkıp gitar çalar, şarkı söylerdim. Biliyorsun Türkiye’de gazinolarda assolistin üstüne çıkılmaz ama patronun kardeşi olursan, çıkarsın.

Sonra Cem Karaca ve Barış Manço sizin şarkılarınızı söylemiş…

Benden duydular… Cem Karaca ‘Tatlı Dillim’i, Barış Manço ‘Katip Arzuhalim’i benden duydu. Her ikisi de İstanbul’a döner dönmez plak yaptılar. Onlarınkinden 3 ay sonra çıktı ama benim plağım sattı.

Yüzüklerin Efendisi filminden tanıdığımız ‘Frodo’ yani Elijah Wood’la nasıl tanıştınız?

İlk olarak o Türkiye’ye gelmeden önce dünya basınına “Selda Bağcan’ın sesini duyunca aklımı kaçıracak gibi oluyorum!” diye açıklama yaptı. Sonra Türkiye’ye geldi. Burada da söyledi aynı şeyleri. Herkes çok şaşırdı. Malumunuz medyanın pek yüz verdiği birisi değilim. Hep itildim kakıldım, hapislere girdim. Yani solcu oldun mu… Türkiye’de her şey ol, solcu olma! Sonra Ekşifest’de birlikte çıktık. Resimler o gün çekildi. Bana gerçekten hayranmış. Nasıl güzel sarıldı. Bir ana-oğul sarılması gibi oldu. Bir de bir bakışları var… Çok da mütevazı. Bir sanatçı bir sanatçıya hayranlığını ancak bu kadar güzel gösterebilir.

selda bagcan uygar taylan egoistokur primavera 2

“1986’da Peter Gabriel’in WOMAD Festivali’nden davet aldım ama pasaportuma 7 sene el konuldu, gidemedim”

Yeni jenerasyon size hayran ama geçmişte şarkılarınızın başına gelenleri anlamıyor. Şarkıların yasaklanması nasıl bir durumdur? 

Tabii sizin tevellüt yetmiyor bütün bunlara. Ben 80’lerde şarkı sözlerimden dolayı üç defa hapse girdim. Albümlerim toplatıldı. Yani bu işin faturasını bir başıma ödedim. 12 Eylül’ün kurbanı oldum. Sanatçıların bir kısmı yurtdışındaydı, bir kısmı da burada sus pus olmuşlardı. Beni ellerine geçirince ha bire yargıladılar. Dokuz ayrı mahkemede yargılandım. 80’le 87 yılları arasında konser izinlerim verilmedi. Mesela 1986’da WOMAD Festivali’nden davet aldım ama gidemedim. Pasaportuma 7 sene el konuldu. O dönem Peter Gabriel’in desteklediği bir festivaldi WOMAD Festivali. O yıl gidemeyince bunlar jest olarak benim bir şarkıma festival plağında yer verdiler. ‘Türk Köylüsü’ diye Nazım Hikmet’in şiirini yazdığı, bestesini benim yaptığım bir şarkı. O festival plağı bütün dünyayı dolaştı. Dünya radyolarında çalındı. O zaman internet falan yok! 1987’de yasaklı olduğumu bildikleri halde inadına tekrar çağırdılar. Bu defa pasaportum verildi ve gittim Glastonburry’ye… Glastonburry’de şarkı söyleyen tek Türk benim. 4-5 konser yaptım orada. İşte o festival plağıyla dünyada meşhur olduk yani. Sonra o plak sayesinde İsrail’e, AKKO Festivali’ne gittim 1991’de. Khan el-Umdan diye bir Osmanlı kalesinde konser yaptık. Üstünde taşa oyulmuş Osmanlı bayrağı var. Herkes Osmanlı torunlarıyız diye övünüyor. Ben Osmanlı bayrağı altında konser yapıyorum ama siz beni içeri tıkıyorsunuz. Ayıp! (Gülüyor.)

Sesinizdeki çığlık nelere isyan ediyor?

Dünyadaki haksızlıklara ve insanların aç olarak yatağa girmesine. Her gece yatağına aç giren milyonlar var. İnsansan buna isyan edersin.

Sizin arçalarınızda ki saykedelik elektro gitarlar ve synth sololar artık bugün birçok parçada kullanılıyor. Bunlardan telif alıyor musunuz?

Maalesef… Bugüne kadar sadece Dr. Dre’den aldım. Öyle güzel bir para verdiler ki bir araba aldım o sayede. Düşünebiliyor musun? Tek parçamı, o da birkaç saniye kullandı. Mesela Mos Def’in plak şirketinden hiçbir şekilde alamadık.

Türkiye’de yeteri kadar kıymetiniz biliniyor mu?

Maalesef bilinmiyor… Bilselerdi böyle olur muydu? Şarkı sözlerinden bir insan hapse girer mi ya! Girdik ama . Neyse hepsi beraatla sonuçlandı. Aynı şarkıları satıyorum şimdi.

Pek çok ilke de imza atmışsınız sanat yolculuğunuzda…

Türkiye’de bütün yenilikleri ilk ben yaparım. Mesela İlk Kürtçe türküyü ben söyledim. Cesaret isterdi o dönem.

selda bagcan uygar taylan egoistokur primavera

“Seni neden Janis Joplin’e benzetiyorlar?”

Time’da dünyanın efsane kadın sesleri sıralamasında adınız var. Burada Primavera kitapçığında da Joan Baez ve Janis Joplin gibi isimlerle birarada anılıyorsunuz. 

“Seni neden Janis Joplin’e benzetiyorlar?” diye sorduklarında “Kıvırcık saçlarımdan” dedim. O da kıvırcıktı. (Gülüyor.) ‘Joan Baez ve Janis Joplin’e yol gösteren şarkıcı’ demişler benim için. İkisi de yaş olarak benden büyük. Ben onlara yol gösteremem, onlar bana yol gösterebilir. O listede aman Allah’ım kimler var kimler… Amaro Rodriguez, Mariah Callas, Safiye Ayla…

Bugün burada, Primavera’da yabancılara türkü söylettiniz…

Bu çok güzel bir duygu tabii… Bugün burada mendillerle halay çektiler. Bir de tabii şarkılarımı bilerek geldiler. 4 şarkım hit olmuş dünyada. ‘İnce İnce Bir Kar Yağar’, ‘Yaz Gazeteci Yaz’, ‘Yaylalar’, ‘Mehmet Efendi’… 2006 yılında İngiltere kaynaklı bir firma yayınlamıştı.

Pişmanlık duyduğunuz bir şey var mı?

Var tabii… Mesleki hayatımla ilgili pek yok ama özel hayatımla ilgili pişmanlıklarım var. Mesela piyano çalmak isterdim. Başladım başladım, bıraktım; fırsatım olmadı. Çok iyi İngilizce bilmek isterdim. Ona da başladım, olmuyor. 6 ay Londra’da oturmam lazım. Konuşuyorum çat pat fakat Londra’da bir 6 ay kalsam bülbül gibi olurum. Vakit yok… Majör Müzik diye plak şirketimiz var bütün vaktimizi alıyor. Bir de 20 kedim var, hepsi Van kedisi. Bakıcıları var ama benim gibi bakamazlar. Ben aşkla bakıyorum onlara.

Hayranlarınıza söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Beni izlemeye devam edin…

Uygar Taylan

 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Comments
2 Responses to “Selda Bağcan: “İhtiras tramvayına binin ve hiç inmeyin!””
  1. Cengiz Altan says:

    Baglamanin “rüzgara karisan” sesini duyan birinin daha oldugunu farketmek cok keyifliydi. Yaz aksamlarinda yapilan alemlerden, dügünlerden hafif esintilerle dalgalanarak, agrinarak uzaklara tasinan elektro-sazin bu sesini, cocuklugumun garip bir ruh haliyle ve daha birsürü yasanmisliklarla beraber animsarim.
    Hayranlik en iyi bakislarla gösterilebilir; dogru söylemis. Hatta hayranligi bakislardan daha iyi gösterecek baska bir sey varmi ki..?! Bilemedim. Yine güzel, keyifli bir röportaj; Uygar a da sana da tesekkürler.

Leave A Comment