Egoist okur

Sırlar, çekememezlikler, kavgalar ve faşizmin gölgesi

Hasan İzzettin Dinamo‘yu, Millî Mücadele’yi anlattığı on beş ciltlik “Kutsal İsyan” ve “Kutsal Barış” adlı kitaplarından tanırız; fakat bu şair ve romancının, o dönemde alanlarının zirvesinde olan, bugünse klasiklerimiz arasına giren; Yahya Kemal, Nâzım Hikmet, Nurullah Ataç, Sait Faik, Âsaf Hâlet, Orhan Veli gibi şair ve yazarlarla zenginleşmiş “İkinci Dünya Savaşı’ndan Edebiyat Anıları” kitabını bilmeyiz.

Uğur Kökden, yıllar önce bu kitaptan söz ederken; “Beş yıl bitiyor neredeyse. Birkaç ay sonra şunun şurasında, altısına basan bir çocukla yaşıt olacak. Ama, kimsenin ne sesi çıktı, ne haberi var…” diye yakınıyordu.

2014 yılındayız; tam 30 yıl oldu, o ses hâlâ çıkmadı!

Orçun Üçer

orcun ucer hasan izzettin dinamo egoistokur

Dinamo’nun anılarında sözünü ettiği şairler, yazarlar…  Yahya Kemal, Necip Fazıl, Nazım Hikmet, Orhan Veli ve Sait Faik…

30 yıldır gelmeyen o ses

Hasan İzzettin Dinamo’yu, Millî Mücadele’yi anlattığı -on beş ciltlik- “Kutsal İsyan” ve “Kutsal Barış” adlı kitaplarından tanırız; fakat bu şair ve romancının, o dönemde alanlarının zirvesinde olan, bugünse klasiklerimiz arasına giren; Yahya Kemal, Nâzım Hikmet, Nurullah Ataç, Sait Faik, Âsaf Hâlet, Orhan Veli gibi şair ve yazarlarla zenginleşmiş “İkinci Dünya Savaşı’ndan Edebiyat Anıları” (De Yayınevi, 1984) adlı hâtıra kitabını bilmeyiz.

İyi denemecilerimizden Uğur Kökden, “Güneş Damlıyor” (Adam Yayınları, 1994) kitabındaki Genç Dinamo’dan Anılar yazısında, bu kitaptan söz ederken; “… Beş yıl bitiyor neredeyse. Birkaç ay sonra şunun şurasında, altısına basan bir çocukla yaşıt olacak. Ama, kimsenin ne sesi çıktı, ne haberi var…” (s.78) diye yakınır haklı olarak. Şu an 2014 yılındayız; tam otuz yıl oldu, o ses hâlâ çıkmış değil!

Neler var bu anılarda? İkinci Dünya Savaşı’nın (faşizmin) gölgesinde sanat/edebiyat mücâdelesi var. (Mesela siz, Hitler’in Propaganda Bakanı olan Gobbels’in Türkiye’de bir edebiyat dergisine el attığını biliyor muydunuz? Bu kitabı bulup da okuyabilirseniz öğrenebileceksiniz.) Dinamo’nun tanımlamasıyla, “dönemin faşizan Türkiye iktidârının” edebiyatçıların, yazarların sırtından eksik etmediği sopası var. Hitler canavarının ecel kuşunun, Türkiye üzerindeki gölgesi ve Türkiye’deki bazı siyâsetçi ve askerlerin, o ecel kuşuna hizmetleri var. Bütün bu kötü anıların yanında, bugün severek okuduğumuz şiirlerin ilk yayımlandıkları zaman yarattıkları sevinç, heyecan ya da kızgınlık, kıskançlıklar; bunlara bağlı olarak da, çekişmeler, dedikodular var. Tadımlık birkaç örnek…

Ataç’ın kompleksi

“Ataç’ın kompleksleri vardı: Başarısız bir devrimci (Troçkist), başarısız bir şairdi. (İsviçre’de Fransızca şiirler yazıp Fransız dergilerine göndermiş, fiyaskoyla karşılaşmıştı.) Şairlerinin, ülkede başarılı birer sanatçı olmasını candan isteyen bir adamdı. (s.14)

Dinamo’nun, “Bu teoriyle insan bütün Afrika uluslarının dillerinin de Türkçe olduğunu kanıtlayabilirdi.” diye dalgasını geçtiği Güneş-Dil Teorisi‘ni, dilde arılaşma denilen öztürkçeciliğin ateşli savunucusu Nurullah Ataç da benimsemez. (s.14) Hem zaten Atatürk’ün de saçmalığını idrak ettiği bu ‘teoriye’ aklı başında hangi bilim adamı rağbet gösterir ki! Bu öyle zorlama bir ‘teori’dir ki, bu ‘kutsal dava’ uğruna, İlyada‘nın meşhur Agamemnon’unun, Türkçe bir isim olan ‘Ağa Memnun’un bozulmuş şekli olduğu bile söylenmiştir! Dianmo’nun da dediği gibi; “İnsan, Güneş-Dil Teorisi’nin kurallarını kavrayınca, en inatçı sözcüğün bile Türkçe olduğunu kanıtlayarak kolayca hakkından geliyordu. Bu yüzden bütün dünya dilleri, bizim Güneş-Dil Teorisi‘nin önünden hiçbir yana kaçamayacak duruma gelmişlerdi. Çok hoşnuttuk. Bütün dünyayı Türk yapmıştık. Yalnız, Anadolu’yu olduğu yerde bırakmıştık.” (s.15)

Edebiyat dünyasının gençleri çekememezliği

Selim İleri, gerek zaman zaman yazdığı bazı yazılarında, gerekse entelektüel camiayı konu edinen romanlarında, bir şekilde edebiyat dünyasında tutunmuş ve iyi kötü belli bir yol kat etmiş kişilerin, genç edebiyatçıları çekemediklerini, neredeyse onların önünü tıkamak için ellerinden geleni artlarına koymadıklarını belirtmiştir. Hasan İzzettin Dinamo da, kitabında, bu tutuma yer vermiş.

Dinamo, dönemin yazar ve şairlerinin mekânlarından birisi olan Viyana Kahvesi‘nde, Şevket Rado tarafından Ahmet Muhip Dıranas’la tanıştırılır. Dıranas, Hasan İzzettin Dinamo’yu uzaktan tanıdığını söyler Şevket Rado’ya. Dinamo bu söze alınır ve edebiyatçı camiasının bugün de devam eden çekememezliğini anlatırken, bunun altında yatan asıl nedene yani kıskançlığa parmak basar: “Edebiyatçılar dünyasının çok kıskanç, katlanılmaz, dostluksuz bir dünya olduğunu bilmeyen yoktur. Ancak, şu da var ki, edebiyatçılar, birbirlerini çok titizlikle izlemektedirler. Bu izleyişin bütün amacı, acaba bize yeni bir rakip çıkıyor mu, diyedir. Şundan ki; hiçbir başarılı şair ya da bir başka sanatçı, başkasının yapıtının gerçek değerine inmek çabasını göstermez. Kendisinden başka kimse iyi şiir yazamaz da ondan.” (s.24)

“Genç sanatçı düşmanı” (s.45), “edebiyat dünyasında kendisinden başka hiç kimsenin bulunmasına katlanamayan kıskanç şair” (s.58) Orhan Seyfi Orhon ve yazar Vâlâ Nurettin de genç yazarlara şans tanımayan edebiyatçılardandır. Bu durum, Dinamo’ya haklı olarak şu yorumu yaptırır: “Demek ki Türkiye’de en aklı başında yazarlar bile genç yazarlara bir şans tanımıyorlar.” (s.30)

Âsaf Halet Çelebi ve Necip Fâzıl kavgası

Kaldırımlar şairi Necip Fazıl’ın kalem kavgaları pek çoktur ama onun, İbrahim şairi Âsaf Hâlet’le olan kavgasını duymamıştım. Doğrusu, hayat tarzı “Je m’en fou” (vız gelir) (s.35) olan Çelebi’ye kavgayı yakıştıramayız… Dinamo’nun tanımlamasıyla, “Doğu mistisizmine bulayarak garip şiirler yazmakla ün yapmaya başla[yan]; ancak, kendisi doğu mistikliğini daha çok, şiirinin bir reklam üyesi olarak kullan[an]” Âsaf Hâlet’le Necip Fâzıl’ın aralarında bir tartışma cereyan eder. Âsaf Hâlet bu olayı Dinamo’ya anlatır. Dinamo tartışmanın içeriğinin ne olduğunu yazmaz ama şunu söyler: “Bana ilk gülerek anlattığı olay, Necip Fazıl Kısakürek’le arasında geçen bir tartışmaydı. Bu sırada Necip Fazıl, kendini öyle büyük görüyordu ki; ayaküstü yaptıkları, tartışmaya benzer konuşmada Necip Fazıl ona ‘Sen benimle iki ayaküstünde konuşacak adam değilsin, benim karşımda ancak tek ayaküstüne dikilerek konuşabilirsin.’ diyerek çekip gitmişti. Sonra, Âsaf Hâlet Çelebi, onun için yerici yazılar yazacaktı.” (s.34)

Otuz yıl sonra açıklanan sır

Anlaşılan, Hasan İzzettin Dinamo, fitne fücurluğa da birazcık bulaşmış. Şöyle ki: Cahit Külebi yeni yeni şiirler yazan ancak bu şiirlerini dergilerde yayımlatmayıp, eşe dosta okuyan genç bir şairdir o sıralar. Şiirlerini okuduğu arkadaşlarından birisi de gene bir şair olan Sabahattin Kudret Aksal’dır. Külebi, bir gün dergide gördüğü şiirlerle şaşkına döner. Bu şiirler kendisinin yazdıklarına benzemektedir. Şiirlerin şairiyse Sabahattin Kudret Aksal’dır. Bu duruma çok üzülür elbette fakat bunu arkadaşı Sabahattin Kudret’e söyleyemez; açılacağı kişilerden biri Dinamo’dur ve ona dert yanar. Hasan İzzettin Dinamo da, otuz üç yıl sonra bu sırrı anılarında ifşa eder: “Son görüşmelerimizde Cahit Külebi’nin dertli olduğunu öğrenmişti: Yeni şiirlerini bize okumaya her zaman nazlanıyordu. En sonra baklayı ağzından çıkardı; bu bir yakınıştı : ‘Biliyorsunuz ki ben henüz şiirlerimi dergilerde yayımlamıyorum. Ancak, bunları eşe dosta okuyorum. Ne var ki son günlerden bizim Sabahattin Kudret’in yazdığı, yayımladığı şiirleri görünce çok üzüldüm. Bunlar, doğrudan doğruya benim şiirlerim öykünülerek yazılmış. Eğer ben şiirlerimi ondan önce yayımlamış olsaydım sorun yoktu. Ancak o şiirlerimi bundan sonra yayımlarsam, okuyucular, Sabahattin Kudret’in etkisinde olduğumu sanacaklar. Ben böyle olmasını hiç istemezdim. Şiirlerimi yayımlatmakta neden o kerte nazlandığımı anladınız mı?’ (Ben de bunları otuz üç yıl sonra açıklıyorum. Her ikisi de bağışlasın.) Sabahattin Kudret’in şiirlerinin Cahit Külebi’den etkilendiğini, ben de ayırt etmiştim. Ancak, işin böyle dramatik bir vadiye dökülebileceğini hiç düşünmemiştim.” (s.38)

Yahya Kemal’in başına düşen bomba: Nâzım Hikmet

“Nâzım Hikmet’in dama kapandığı günden beri, burjuvazi davranmış, Yahya Kemal’i tahtırevanla bir kez daha şiir tahtına oturtmuştu. Genç şairler öbür yanda yırtınıp dururken meydanı boş bulan Yahya Kemal, Cumhuriyet Gazetesi’nde iri, ışıklı göktaşları gibi şiirler döktürüyor, her şiiri de bir olay oluyordu. Her yanda bunlardan söz ediliyordu.” (s.59)

“…. Böylece, hece vezniyle aruz arasında bir denge kurduğu sırada, Yahya Kemal’in başına Nâzım Hikmet’in hem dış hem de öz bakımından yıkıcı bombası düşmüştü. Hecenin karşısında şöyle böyle dayanır gibi olan aruz, özgür koşuğun (serbest nazım) karşısında büsbütün pirelenmişti. Hele bu özgür koşuğun özündeki yeni düşünüşlerle duyuşlar, Yahya Kemal’in bütün şiirini, biçimiyle de, özüyle de tehdit etmeye başlamıştı. Nâzım, hem güzel, hem sanatçı, ressam olan annesi Celile’ye aşk şiiri döşenen Yahya Kemal’i, bütün şiiriyle de, varlığıyla tehdide başlamıştı.” (s.80) “Yahya Kemal, Nâzım’ın bu kerte büyüyüp kendi hizasına gelme gerçeğine inanmıyordu. Ne var ki olan olmuştu. Onun havası, şiiri, ağırlığı altında ezilir gibi olduğunu duyuyor, bunu bir başka yetenekli sandığı şairin dostluğunda hafifletmeye çalışıyordu. Sol yazarların, şairlerin kendisini sevmesini, şiirinden hoşlanmasını bütün kalbiyle istiyordu.” (s.81)

Atatürk, Yahya Kemal’in yazılarını okuyup saklamış

Osmanlı ordularını komuta etmiş eski akıncılardan “Şehsuvaroğulları”nın torunlarından olan Yahya Kemal, şanlı tarihi şiirleriyle övmeyi sever, malûm. Buna karşılık bazı çevreler, onu, Mütareke Dönemi’nde ve “İstiklâl Savaşı” günlerinde, ses çıkarmamakla suçlarlar. Yahya Kemal savaş sırasında üniversitede hocadır. Zannederim öğretim görevlisi arkadaşlarından birinin Ali Kemal olması da, bazı çevrelerde, Yahya Kemal’in “Bağımsızlık Savaşı“nda tarafsız kaldığı sanısını uyandırır. Oysa böyle olmamıştır. Herkesin bildiği gibi, bu büyük şairin, daha sonraları “Eğil Dağlar” kitabında bir-araya getirilecek olan “Milli Mücadele” yazıları, şairin, Gazi’ye olan desteğini gösterir. Tabiî bu kitap, Hasan İzzettin Dinamo’nun anılarını yazdığı sırada ortada yoktu; bu yazılar yıllar sonra toplanacaktı… Tıpkı, bu yazıya konu olan Dinamo’nun anılarının, kitabın basım tarihi olan 1984’ten yıllar önce, “Yeni Ortam” dergisinde yayımlanması gibi… İşin ilginci, Dinamo’nun (ve belki de diğer edebiyatçıların), bu yazılardan haberleri olmamasıdır. Demek ki daha sonradan hiç konuşulmamış, diye düşünüyor insan…

Yahya Kemal’le tanışıp dostluk kuran Hasan İzzettin Dinamo da, bunu merak eder. Bir gün, Aziz İstanbul şairine, bu hususu sorar. Dinamo da kuşkuludur şairin o savaş yıllarındaki tutumunun iyi mi kötü olduğundan. Yahya Kemal, bu soruya, Gazi Mustafa Kemal’le aralarında geçen şu anekdotla cevap verir: “Bir gün, Gazi’nin treninde Ankara’dan İstanbul’a geliyordum. Birisi yanıma gelerek, Cumhurbaşkanı’nca çağrıldığımı söyledi. Kalkıp onun kompartımanına gittiğimde yalnızdı. Beni karşısına oturttu. Karşılıklı birer sigara yaktık. Baktım, elinin altında, gazete kupürlerinden bir tomar duruyordu. Ne olduğu da anlaşılacak gibi değildi. Epeyce şurdan burdan konuştuktan sonra, bu kupürleri bana vererek bakmamı söyledi. Tomarı açtım ki ne göreyim; benim, Kurtuluş Savaşı sırasında kendisini desteklemek üzere yazdığım yazılar değil mi? Benim şaşırdığımı görünce güldü: ‘Ben sizin bu yazılarınızı her gün kestirir, okur, saklardım. Son günlerde elime geçti. Size bir sürpriz yapayım.’ dedi.” (s.77)

Bu anılarda; Âsaf Hâlet’in arkadaşlarının, onun “Om Mani Padme Hum” şiirini, şairinden habersizce yayımlamalarını; Âsaf Hâlet-Necip Fazıl ve Yahya Kemal-Ahmet Hâşim çekişmelerini ve bunun gibi, edebiyatçılarımıza dair pek bilinmeyen anekdotları okuyabilirsiniz. Elbette bir yayınevi bu kitabı yeniden basmaya ‘gönül indirirse’…

Orçun Üçer

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment