Egoist okur

Süleymaniye’yi gezerken ŞÜŞÜTOWN’da kaybolmak

“Bu şehirde ‘bir tatlı huzur almak için’ çok yere gidebilirsiniz, hiç şüpheniz olmasın Behçet Kemal Çağlar’ın şiirine konu olan Kalamış’dan mülhem bu tabir bir başka şairin ‘bir semtini sevmek bile bir ömre değer’ini de haklı çıkarır. İstanbul’da yaşanan öyle herhangi bir sevgi ve huzur değildir. İçinde seçim yapma şansınızın olduğu ve size sıralanamayacak kadar çok seçenekler sunan, yüzyılların ruhunu damga bastığı kaç şehir vardır ki…”

Emine Çaykara, yani artık çok iyi tanıdığınız İstanbul hikayeciniz, bir Pazar günü seçimini yaptı ve iş nedeniyle buluşma yeri olarak Süleymaniye’yi tercih etti. Çoktandır görmediğine kavuşup bir tatlı huzur almak ve özlem gidermek  isteğiyle… Ama “anlatılmaz yaşanır” tadında zamanların ortasında buldu kendini restorasyon diye rezil edilen sokaklardan, kemerlerden, binalar ve  evlerden geçerken… En sonunda da karşısına Şüşütown çıktı. Masal anlatmıyorum, Şüşütown’ın adı gerçek. Neresi orası diyorsanız, ben anlatmayayım. Hem bir tek o da yok sonuçta. Okuyun…

Gülenay Börekçi

suleymaniye susutown egoistokur 1

Bu şehirde “bir tatlı huzur almak için” çok yere gidebilirsiniz, hiç şüpheniz olmasın Behçet Kemal Çağlar’ın şiirine konu olan Kalamış’dan mülhem bu tabir bir başka şairin “bir semtini sevmek bile bir ömre değer’’ini de haklı çıkarır. İstanbul’da yaşanan öyle herhangi bir sevgi ve huzur değildir. İçinde seçim yapma şansınızın olduğu ve size sıralanamayacak kadar çok seçenekler sunan, yüzyılların ruhunu damga bastığı kaç şehir vardır ki…

Semtlerin duyguları vardır burada. Öyle mistik, öyle taşlarına, havasına nüfuz etmiş duygulardır ki bunlar en vahşi eller bile onlara zarar veremez. Buluşmak isteyeni alır ve derin bir yolculuğa çıkarır. Süleymaniye, Yahya Efendi, Üsküdar, Balat, Aksaray, Anadolu Hisarı, Samatya, Yedikule deyince başka hislerle dolarsınız; Rumeli Hisarı, Kadıköy, Emirgan, Bebek, Sarıyer deyince de başka hislerle… Dünyada tarihi mekânlarıyla duygusal bağ kurulan şehirler vardır da semtleri için aynı şey söylenir mi emin değilim. Ya da bu kadar çok seçenek ve karakter sunan kaç şehir vardır dünyada? Geçmişin huzurunu, yüzyıllara sinmiş enerjisini kaç şehir, kaç şehrin kaç semti hissettirir insana?

Aşkın da sevginin de tadı kaçtı günümüzde biliyorum; sanal dünyanın bombardımanı altında ruh dünyamız da insani ilişkiler de biçim değiştirdi; sahicisinin tadını almayanların sahtesinin ayırdına varmasının gittikçe daha da güçleşeceği, vakit alacağı kesin. Hız, sahte dünyalar, hayaller her şeyin önüne geçti, aynı anda birkaç işi yapan ilişkiler yumağına dur diyebilen azaldı.. Ama insan, bıraktığı tüm güzelliklerle, varlığıyla, ruhuyla orada. Sanki tüm bu şehirden geçmişler sihirli elleriyle baharatlı, her bir tadın zevkine varacağınız enfes Halil İbrahim Sofraları kurmuşlar.

Bir Pazar günü seçim yaptım ve iş nedeniyle buluşma yeri olarak Süleymaniye’yi tercih ettim; bir tatlı huzur, özlem ve çoktandır görmediğine kavuşma isteğiyle. Restorasyon diye rezil edilen sokaklar, kemerler, binalar, evlerden geçtim. Mahsustan yolumu uzatarak. Sinan’ın da elinin değdiği su kemerlerini çoktandır takip ediyordum, ediyorsun da ne oluyor diyeceksiniz, evet o sokakların o hallerini, onarım diye yapılan yanlışlıkları, kültürün ehil olmayan ellerde yağmalanmasını, paraya tevil edilmesine tanık olmak canımı yakıyor, gördüklerimin çoğuna üzülüyorum, sevindirecekler her geçen gün azalıyor, daha doğrusu iyi işler o kadar az ki bütünlüksüz gayretler kötüyü yok etmiyor. Bilmek can yakıcıdır, sevdiğinin zarar görmesine tanık olmak da ama en azından sevdiğime kendimce sahip çıkmış, onu ziyaret etmiş ve yalnız bırakmamış oluyorum. Sadakat böyle bir şey. O her zaman gülümsüyor zaten, bekliyor. Ben de konuşuyor, dertleşip kaydediyorum.

KUDEB’in restore ettiği ve yenileyerek yaşatmaya çalıştığı evler –ne yazık ki çoğu giydirilerek, dönüştürülerek zorla yeni ruh kazandırılmışlar–, garip binalar, tabelalar, çöpler, ve elbette çoktan kurumuş, susuz kalmış çeşmeler, iğreti kondurulmuş ve sözünü etmeye değmeyecek pek çok şey… Sözünü saklayanlarsa mahzun.

Herşeyin ucuzladığı ve kültürsüzlüğün yüceltildiği, içi boşaltılarak pazarlandığı günümüzde bir kapıda İstanbul Fikir ve Sanat Merkezi yazıyor, sevindirici. Ama Şüşütown ile Moda Okulu diyen bir ibare de asılı; eşarp tasarlanıyormuş. Town’a mı Şüşü’ye mi, içeriğin boşluğuna mı, o canım eve mi yanayım şaşırıyorum. Gülümseyip geçemeyeceğiniz manzaralar. Anlatamayacak kadar çok boş çaba.

Aralardan Süleymaniye’ye ulaşıyorum, işte minareler, işte kubbeler, işte karşımda. Huzur. İstanbullular da koşmuş, görüntü almak istemiyor insan, o anı yaşamanın cazibesiyle. Süleymaniye beni kucaklıyor; sabahın erken saatinde buraya gelip buraya ruhunu bırakmış Sinan’a uğramadan olmaz. Bahçeden çıkıp külliyenin sağına kıvrılıyor ve Sinan’ı ziyaret ediyorum. Kavuşma, dertleşme ve hüzünle utanç. Utanç. Ama o sarıp sarmalıyor.

Günün diğer ayrıntılarına hep huzur eşlik ediyor, ele geçirilmiş ama gönülden bir esaret. Kayıt çalışıyor. Anlatacak, haykıracak çok şey var ama nafile.

Gitme vakti, Vezneciler çıkışındayım. İstanbul Üniversitesi ile Kuyucu Murad Paşa Medresesi arası, iki güzel binanın ortasında bir pazara düşüyorum. Adeta Eminönü Küçük Pazar; bir Cumartesi gecesi yolumun düşüp hangi ülkenin hangi kurtarılmış bölgesinde hissettiğimi bilemediğim, bir başka ‘anlatılmaz yaşanır anı’. Veznecilerdeyim. Beş adım ötesi cadde, yanı Kapalıçarşı, yani Beyazıd, iki yanda estetiğini sıralamış, inşa etmiş Osmanlı ortada kalmış, hiçbir şekilde tanımlanmazlığın ortasında.

Cicero, kültürü tanımlarken “ruhu besler” der. Ruh ve onun beslenmesi mühim konudur. Keşmekeşle, cehaletle ruh beslenmez, bunu bilen atalarımız, devraldıkları yüzlerce yıllık mirası kültüre saygıyla geliştirmiş, üzerine kendi sanatını, ruhunu katmış ve herkesi kendine hayran bırakan o İstanbul’u inşa etmişlerdir. Ezcümle bir şehri ruhuyla besleyen, gözü gibi bakan, ondan zevk alanlar ona zarar veremezler, çünkü ona emek vermiş ve onun büyüsünü içselleştirmişlerdir. Aşk gibi, sevda gibi.

Ne demişti şair: “İstanbul’u sevmezse gönül, aşkı ne anlar.”

Emine Çaykara

ecaykara@gmail.com

twitter.com/eminecaykara

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment