Egoist okur

Kişisel arşivlerde İstanbul belleği

İstanbul Şehir Üniversitesi, “Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği” projesi çerçevesinde ünlü araştırmacı, biyografi yazarı ve vakanüvis Taha Toros‘un uzun yıllar boyunca biriktirdiği ve özenle koruduğu arşivini kütüphanesine kazandırdı. Gülenay Börekçi “Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği” projesi Ünlü araştırmacı, biyografi yazarı ve “vakanüvis” Taha Toros, 1910’da Adana’nın Tarsus ilçesinde doğdu. 2012’de öldüğünde ise ardında 37 kitap ve çok büyük […]

Read More

Turgut Uyar Sokağı neden yok?

Turgut Uyar Edirnekapı’daki günlerini anlatırken oturduğu sokaklardan biri olan Aktar Kerim Sokağı için şöyle demiş: “İnsanın inanacağı gelmiyor! Bu dünyada Kerim adlı bir aktar yaşasın ve iyiliğinden midir kötülüğünden midir, bir sokak onun olsun.” Arzu Akgün bugün başka bir şeye şaşırıyor. “Evet” diyor. “Aktar Kerim Sokağı var, Rıfat Efendi Sokağı var. Cemal Süreya Sokağı da […]

Read More

Kitap sahaftan alınsın, meyhane salaş olsun, tarih beni anlatsın!

“Hikaye seviyorum ya ben, belki biraz bu yüzden ‘eski’ye tutkunluğum. Kitap sahaftan alınsın, meyhane salaş olsun. Yıkık dökük bir evin, eski bir duvarın önünde durup düşüneyim hayatı. Sonra bir adam gelsin, her cümlesinden sonra başka bir kitabı karıştırayım merakla. Öğreneyim. Kendimi öğreneyim dünyayla beraber sonra yine kendimi unutayım öğrenirken. Bazen kendini unutmak iyidir.” Bir vapur […]

Read More

Kendinizi sevmekten başka çareniz yok, hanımefendi…

Arzu Akgün yazısına “Paket program bir kader bu” diye başlıyor. Bizans imparatoriçesi Theodora ve Deli Dumrul’la devam ediyor. Arzu’yu, Theodora’yı ve Deli Dumrul’u bir araya getiren şey kader. Lakin Arzu, dedikoducu tarihçi Prokopios’tan okuduğumuz Bizans impatoriçesinden ve Azrail’in canını aşk sayesinde bağışladığı Deli Dumrul’dan çok daha talihli bence. Zira kendi hikayesini kendi kelimeleriyle, kendi duygularıyla […]

Read More

Bir yarayı hiçbir şey aşk kadar kolay onaramaz!

Biliyorsunuz, Egoist Okur takipçisi Arzu Akgün bir süredir Egoist Okur yazarı. Bu yazısı aşk üzerine. Şöyle diyor: “Tanrı hepimize aşık olmasak bile aşk halinde günler versin, hayatla flört etmeyi eksik etmesin içimizden. Susuz kalmaktansa dalgalarla boğuşalım. Aşkın derdi bile güzeldir bazen.” Gülenay Börekçi Kaç gündür bir adamın gözlerini düşünüyorum. Duruşu, elleri, dünyaya karışması ve elbette […]

Read More

Falın tarihi: Seviyor, sevmiyor, seviyor, sevmiyor…

Arzu Akgün’ü tanıyosunuz, epeyce derin ama aynı zamanda oyun seven bir ruhu var. Bir yazı göndermeden önce şöyle diyor mesela: “Dört kelime söyleyeceğim, seç birini.”  Düşünüyorum, göz mü, ruh mu, mekan mı, aşinalık hissi mi? Veriyorum cevabı, yazı ona göre geliyor. Ama bu kez öyle olmadı. Arzu fal seviyor. Benim de fal sevdiğimi, dahası “seviyor, […]

Read More

Hayalperestler ve uykuda gezenler için: Rüya görmenin tarihi

Çok sevgili dedem hayatının önemli kararlarını almadan önce istihareye yatar, yani rüyalarının yol göstericiliğine sığınırdı. Fakat aile içinde hâlâ anlatılan bir olay vardır: Annem üniversite için gittiği İstanbul’da babamla tanımış. Bir müddet arkadaşlık etmişler, okul tatil olunca da dedemlere “bu çocukla evlenmek istediğini” anlatmış. “Peki kızım” demiş dedem, “Gelsin istesinler…” Böylece babaannemler İzmir’den Erzincan’a doğru […]

Read More

Ah İstanbul’un aşkından…

“İçli içli bir aşk benim için İstanbul, ne bakması ne okuması ne kavuşması ne de keşfetmesi bitmeyen bir aşk. Her Galata Köprüsü’nden geçtiğimde yeniden ve yeniden tazelenen bir aşk. Ellerimden kayıp gidecek bir daha hiç dönmeyecek gibi seviyorum bu şehri.” Genç arkadaşım Arzu Akgün İstanbul kitaplarını yazdı. İstanbul denince akan sulan durur. Bu yüzden sözü […]

Read More

Hürrem Sultan Hamamı’nda kimin ruhu dolaşıyor?

“Celis-i halvetim, varım, habibim mah-ı tabanım, Enisim, mahremim, varım, güzeller şahı sultanım, Hayatım hasılım,ömrüm, şarab-ı kevserim, adnim, Baharım, behçetim, rüzum, nigarım verd-i handanım, Neşatım, işretim, bezmim, çerağım, neyyirim, şem’im, Turuncu u nar u narencim, benim şem’-i şebistanım” diye anlatmış Kanuni Sultan Süleyman Hürrem’ini. Bizse onu televizyon dizilerinden öğreneceğimizi sanıyoruz. Gitseniz onun yaşadığı mekanlara, ruhunun belki […]

Read More

Ah bilmezsiniz, orada ne hikâyeler yaşanmıştı…

İstanbul Hikayeleri’nin Şehrazat’ı diyorum ben Emine Çaykara’ya. Bir farkla ki, o dinleyicisini tatlı tatlı masallar anlatarak uyutmak yerine gözlerini açıp ayıltmak için yazıyor hikayelerini. Bu yazı da öyle… Önce tarihimizi, kültürel zenginliklerimizi değil şekerleme kıvamındaki pembe televizyon dizilerimizin nerelerde, nasıl çekildiğini öğrenmek isteyen Arap turistlere feda ettiğimiz nihayetinde de bir butik otele dönüştürmeyi uygun bulduğumuz […]

Read More

Tilkiye sormuşlar: Kurnazlık mı, yoksa bilgi mi?

Öyle yorgunum ki bugün, bilemezsiniz. İstanbul kadar yorgun sanki… O yüzden lafı uzatmayacağım… Emine Çaykara’dan dinleyin: “Bazı hikâyeler canınızı acıtır, nasıl olur diye şaşırır, inanmak istemez ve öylece kalakalırsınız. Tarihte benzeri pek çok böyle hikâye olsa da her seferinde akıl tutulması yaşarsınız. Suçlusu olmadığınız bir olayı öğrenmek çoğu zaman onunla dolaştırır sizi, yanıbaşınızdadır o hikâye, […]

Read More

Hüseyin Rahmi Gürpınar için… Bir damla gözyaşı!

“Sahi, unutmak, bilmemek, merak etmemek ne büyük acımasızlık, küstahlık ve saygısızlıktı!..” diye bitiyor Emine Çaykara’nın İstanbul Hikayeleri köşesi için yazdığı yeni güzel yazı. Türk edebiyatının en büyük isimlerinden biri olan, elden ele dolaşan eserleri  bir zamanlar Emile Zola’nınkilerle kıyaslanmış Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın ömrünün son otuz bir yılını  geçirdiği evi gezdikten hatta gördüklerini Egoist Okur’lar için […]

Read More

İstanbul’da bir pazar sabahı

“Şehir uyanmaya başladı. Pazar günleri geç uyanır bu şehir. Bir kilise çanı duyuldu. Birazdan öğle ezanı başlayacak. Herkes yerli yerine geçiyor. Yine aynı şey olacak, bugün dünün yanından geçecek. Ama insanlar görmeyecek. Heyyy! Burası İstanbul! Burada her şey yaşanır.” Hiç uyumayan bir şehir, güneşli bir pazar sabahı mahmur gözlerini açan bir insana neler söyler? O […]

Read More

İsimsiz heykeller kenti İstanbul

Nihayet! Emine Çaykara, İstanbul Hikayeleri başlıklı köşesi için yazdığı yeni yazıyla Egoist Okur’da. Şehrimizin heykellerini anlatıyor bu kez, kıyıda köşede kalmış, ihmal edilmiş, saygısızca bakımsız bırakılmış güzel ve suskun heykeller de var yazısında, günün modasına uygun bir şekilde toplu imalat tezgahından çıkmış ve görgüsüzlüğün baştacı ettiği ucube enginer, lahana, muşmula benzeri meyve-sebze heykelleri de… Daldan […]

Read More

İstanbul Hikayeleri: Ruhlandırılmış, şairane varlıklar

“2003’ten beri Boğaz’da Sultan Kayıkları Limited Şirketleri’nin kopya sultan kayıkları dolaşıyor. İsterseniz ‘otantik kıyafetli şerbetçinin sunduğu soğuk vişne şerbetini’ içerek meşaleler ve konfetiler eşliğinde özel gezilere katılabilirsiniz. Bu bir tercih meselesi tabii ama ben meşrubat ve sandviç ikramıyla kopya sultan kayıklarında dolaşmak yerine dilenci vapuruna binerek Boğaz’da seyretmeyi tercih ederim” diyor İstanbul Hikayeleri’nin yazarı Emine […]

Read More