Egoist okur

“Görüp artırıyorum; şiir o mucizenin ta kendisidir”

Ne maceralı söyleşi oldu! Anlatsam sanattan, şiirden, güzellikten, iyilikten esirgediğimiz özenin, ilginin de hikayesi olurdu ama boşverin anlatmayayım. İşin macera kısmını şimdilik unutup şiire bakalım. Ve şaire. Şiirin, şairin kıymetini bilen ruha… Kaan Koç‘un Çok Tanrılı Sular‘ın ardından 6:45 Yayınları’ndan çıkan ikinci kitabı Biraz Konuşmasak çıktı ya, onunla bir röportaj ne kadar güzel olur diye düşünerek arkadaşım Onur […]

Read More

Tanrı çocuklardan konuşur…

“Tanrı rüyalarda seslenir, vicdandan konuşur biliyorum. Ne zaman gün ortasında çarmıha çekilsem anımsatıyorum bunu kendime. Kızlarınıza ve oğullarınıza bakın… Ne zaman çarmıha çekilirseniz ve babanız ders niyetine de olsa gelmezse yardımınıza, dünyanın bütün kızlarına ve oğullarına bakın, onları görün, dinleyin, onların küçük adımlarını izleyin. Babanız gelmese bile çocuklar gelecektir…” Tanrı hiç beklemediğiniz yerde ve anda […]

Read More

Okumasam deli olacaktım!

“Yazmasaydım deli olacaktım, diyor ya Sait Faik. Ben, bilmiyorum, diyorum kendi kendime, bilmiyorum, yazmasam deli olur muydum? Ancak ‘Okumasaydım deli divane olacaktım’ diyorum yüksek sesle. Çünkü biliyorum, okumasam değişmeyecekti derim, değişmeyecekti fikrim ve okumasaydım, dünyaya giden yollar tıkanacak, tanıdığım tanıyacağım binlerce değil, sadece birkaç bahçe olacaktı, biliyorum okumasaydım, ruhum bir mengenede sıkışacak, kafamın kafa olması son […]

Read More

Peyami Safa ve bir tereddüdün sanatı: ROMAN

“Bilim kesinliğin peşine büyük bir tutkuyla düşmüş olabilir ama sanatın böyle bir iddiası ve gündemi olduğunu söyleyemeyiz. Hatta kesinsizliklerin sivrileştiği, bir bıçak gibi keskinleştiği yerde boy verir çoğu büyük sanat yapıtı. Elbette roman için de geçerlidir bu. Hatta roman mükemmellikten oldukça uzak ve sadece içerik olarak değil, biçim olarak da ele avuca sığmaz yapısıyla dünyanın […]

Read More

“Kelimeler merhemdir ruh kesiklerine…”

“Bir yaranın peşine düştük. Öyle koyulduk bu yolculuğa. Okuduk ve biraz olsun bir şeyler öğrendik, hadi yalancı tevazuyu bırakalım bir yana, birazdan da fazlasını öğrendik. Öğrendik ve bilgilendik, kelimelerimiz arttı, arttı, çoğaldı. Öyle bir noktaya geldik ki sonunda, birçok konuda birçok şey söyleyebilir olduk. Güzel söz söyleyebilir olduk, iyi kalem tutabilir olduk. İyi. Güzel. Tamam […]

Read More

Latife Tekin, Baudrillard ve o gün yanlarında olmayanlar

“Ormanları biçip imitasyon siteler kuracaksak, kol gücüyle sökemeyiz ağaçları,” deyince o gür üslubu ve kanlı canlı ironisiyle Latife Tekin, “Bu,” diyor Baudrillard “türün boşluğa salınımı.” Ellerini masanın üzerinde kenetliyor ve belki de bir tür toplu intihara yöneldiğimizi söylüyor Fransız. “İnsandışı” olan her şeyi yok etmeye yöneldiğimizi ama bunun paradoksal olarak kendimizi de yok etmek olacağını […]

Read More

Erkeğin penis kıskançlığı yahut birkaç küçük kesik

“Ne kadar sakınsak da kendimizi, gündemin bizi hunharca savurmasından kurtulamıyoruz. Büyük sayılar egemenliğini kuruyor zihnimizde. Savaş korkusu. Ölüm korkusu. Ölümler korkusu. Ölümler, ölümler ve ölümler korkusu. Ölüm, kahrolası bir matematik işkencesiyle beynimize, tüm sinir hücrelerimize biniyor ve vicdanımızdan bir tartı vazifesi görmesini istiyor; daha çok insan nerede ölecekse oraya ver dikkatini ve savaşa karşı siper […]

Read More

KAMU SPOTLARI: Yeni nesil bir hazzı öldürme biçimi

“Şu sevimsiz, antipatik kamu spotlarının bir özellikleri daha var: Hayatın güzelliğini mi anlatacaklar ölümden başlıyorlar. Sağlıktan mı söz edecekler, önce bir hasta ediyorlar bizi. Tasarruf mu diyecekler, fakirlikten alıyorlar hikâyeyi. Neden? Çünkü iktidar korku üzerinden kuruyor kamuyla ilişkisini. Üstelik eski bir alışkanlık bu, asla yeni değil. Ölümü gösterip sıtmaya ikna etmek istiyor bizi sanki. Çünkü bildiği […]

Read More