Egoist okur

Çocukları maceraya davet eden 10 KİTAP

11 yaşında polis hafiyeliğine soyunan bir ufaklık… Lotarya kartlarına bakarak uydurduğu hikâyelerle ayakta kalabilen yapayalnız bir ruh… Kitapsever Bay Tilki… “İçinde resimler yoksa, kitap okumak neye yarar!” Alice’in Harikalar Diyarı’ndaki macerasının benim için anahtar cümlelerinden biri sanırım buydu. Çocuk kitaplarına merakım resimleri yüzünden olabilir. (Gerçi ben yetişkinler için yazılan kitapları da resimli oldukları zaman sanki […]

Read More

8 KİTAP: Aşkın kırmızısı, siyahı, edebiyatı

Aşkın içinde olan her şey bu romanlarda… Mutlu aşklar, ıstıraplı olanlar, ihanet içerenler, intikamdan beslenenler, sürpriz vaadedenler, hayatın yaşama değer olduğunu hatırlatanlar… Bu hafta aşk romanları okuyoruz. Gülenay Börekçi Kırmızıdan siyaha aşkın halleri Aldatanın yaşadıklarını çok okuduk ama aldatanın ne hissettiğini ise pek de bilmiyoruz. Kızıyoruz, üzülüyoruz, hayatımızdan çıkarıyoruz ama arada aldatana bir şey olmuyor, […]

Read More

Jason Goodwin: ‘Halil İnalcık, Osmanlı tarihçiliğinin Muhteşem Süleyman’ıydı’

1830’ların İstanbul’unda geçen bir polisiye, “Yeniçeri Ağacı”… Kahramanı, Sultan II. Mahmut tarafından iki cinayeti çözmekle görevlendirilen haremağası Yaşim. Tarihin ilk “hadım” dedektifi Fransız edebiyatına düşkün ve mükemmel bir aşçı. Onu, yaratıcısı anlattı. Sizi İngiliz tarihçi Jason Goodwin’le tanıştırıyorum… Gülenay Börekçi Jason Goodwin ‘Türkiye’ye ilk görüşte, 1990’da âşık olmuştum’ Osmanlı İmparatorluğu. Yıl 1836. Sultan II. Mahmut, […]

Read More

Suçun ve cezanın edebiyatı: 19+ polisiye tavsiyesi

Fransız yönetmen Jean-Luc Godard, film çekmek için bir silah ve güzel bir kızın yeterli olduğunu söylemişti. Amerikan edebiyatının ‘sert ve cool’ adamı Raymond Chandler’sa polisiye yazmak isteyenlere şu öğüdü vermiş: “Kafanız karışıksa, ne yazacağınızı bilemiyorsanız, elinde silahla kapıya dayanmış bir adamla başlayın.” Basit bir formül ama işe yaradığı kesin. Bir kere, işin içinde silah varsa […]

Read More

Egoist Okur’dan 9 güzel kitap tavsiyesi

Kim “Don Quijote”yi Vladimir Nabokov’dan öğrenmek istemez? Siyah rengin de bir tarihi, hikayesi olduğunu öğrenmek kime ilginç gelmez? Peki sanatçıların günlük çalışma, üretme ritüellerini öğrenmek ya da W.G. Sebald’ın ölümünden sonra yayınlanan başyapıtını okumak? Başka kitaplar da var listemde… Mesela Ahmet Sami’nin ödüllü tiyatro oyunundan romana dönüşen eseri… Kevin Wilson’dan dünyanın merkezine kazılan tünelde yaşananlar… […]

Read More

YENİ + GÜZEL: Bu hafta okuyacağımız birkaç kitap

Haddinden fazla güzel, melankolik: “Saka Kuşu”, Donna Tartt. (Pegasus Yayınları) Tekinsiz, huzursuz edici: “Martin Heidegger’le Aşk ve Suç Yaşamım”, Gerald Messadie. (Destek Yayınları) Kederli, hayalperest: “Kibritleri Çok Seven Küçük Kız,” Gaetan Soucy. Oyuncu, sürprizli: “Vefasız Peri”, Guillermo Cabrera Infante. (Can Yayınları) Maceracı ve düşünceli: “Hareket Halinde Bir Hayat”, Oliver Sacks. (Yapı Kredi Yayınları) Kafa karıştırıcı, […]

Read More

John Green: “Terk edilmiş romanlar bitenlerden daha vaatkâr”

John Green, “Aynı Yıldızın Altında” ve “Kâğıttan Kentler” gibi romanların yazarı. Gençler için yazıyor ve yazdığı her şey çok büyük başarı kazanıyor, sinemaya uyarlanıyor. Peki ama yazmak onun için nasıl bir şey? bu kadar popüler ve başarılı bir yazarın da kafasının karıştığı, konu bulmakta yahut hikâyesini yazmakta zorlandığı oluyor mu? Oluyormuş! Peki nasıl çıkıyormuş işin […]

Read More

İlk aşkın komik ve hüzünlü öyküsü: ELEANOR & PARK

Güzel aşk romanları başka dünyalardan gelen benzer ruhların buluşmasıdır. Satürn’den, Plüton’dan değil, zengin-yoksul, güzel-çirkin, iyi-kötü, genç-yaşlı, Doğulu-Batılı, ne bileyim, yeraltı-yer üstü gibi farklılıklardan bahsediyorum. Klişeleri arttırabilir, işin içine orijinal buluşlar da katabilirsiniz ama değişen bir şey olmaz. Romanlarda âşıklar hep “uzaklardan” bulur birbirlerini. “Çalıkuşu” Feride ile sinir kuzeni Kâmran gibi aynı evde büyümüş olsalar bile… […]

Read More

Sophie van der Strap: “Yüzleşmeye değil, kaçışa inanıyorum”

Muhteşem Oz Büyücüsü kitaplarından birinde bir masal okumuştum. Masalda anlatılan adını unuttuğum bir prensesin sayısız “kafası” vardı, hepsi de yatak odasındaki bir dolapta duruyordu. Her ruh hali için ayrı bir kafa seçebiliyordu prenses, mesela mutsuz, üzgün veya öfkeli uyandığı o berbat sabahlarda kendine yeni bir kafa seçebiliyordu. Başka biri olarak geçirdiği günün sonunda da mutsuzluktan, […]

Read More

Timur Vermes: “Canavar diye bir şey yok, biz varız!”

Bir süre önce NTV Yayınları’ndan çıkan Hatasız Düşünme Sanatı‘nda nesnelere yüklediğimiz anlamlarla ilgili enteresan bir anekdot anlatılıyordu: 1990’larda toplumsal psikolojinin önemli isimlerinden Paul Rozin, rastgele seçilmiş bir grup deneğe mecbur kalsalar bir zamanlar Hitler’e ait olduğu bilinen bir kazağı giyip giymeyeceklerini sormuş. Denekler, defalarca yıkanıp temizlenmiş de olsa böyle bir şeyi katiyen giymeyeceklerini söylemiş, dolayısıyla […]

Read More

Seçiyoruz: Cormoran Strike mı, yoksa hâlâ Harry Potter mı?

J.K. Rowling’in Robert Galbraith adıyla yazdığı ve Zeynep Heyzen Ateş çevirisiyle Pegasus Yayınları’ndan çıkan Guguk Kuşu’yla ilgili aradığınız her ayrıntı bu yazıda. Baştaki sorunun cevabını baştan vereyim. Her bir cildini kafam attıkça tekrar tekrar okuduğum Harry Potter serisine bayılıyorum, çok önemli buluyorum ama açıkçası Guguk Kuşu’nu da çok sevdim. Ordudan ayrıldıktan sonra özel dedektif olarak çalışmaya […]

Read More

Deborah Harkness: “Tarih dedikleri dedektiflik, romansa simya”

Daha önce yazmıştım, hatta keşke çevrilse demiştim. Öğrendim ki İngiliz tarihçi ve şarap aşığı Deborah Harkness’ın bayıldığı aşk romanı üçlemesinin ilki “Cadıların Keşfi” bizde de yayınlanmış. “Gecenin Gölgesi” “Hayat Kitabı”yla birlikte… Pegasus Yayınları’ndan çıkan kitabı hatırlayınca o eski yazımı da yayınlamayı uygun buldum. Şu sıralar yayıncılık dünyasındaki en popüler karakterler cadılar. Üstelik masallardan bildiğimiz cadıların […]

Read More

“Bolaño-okuyucu ilişkisinde ilk görüşte aşk yoktur!”

Roberto Bolaño’nun 2666 adlı dev romanını kusursuz bir şekilde çeviren Zeynep Heyzen Ateş’e bir çevirmen olarak en çok neden şikayet ettiğini soruyorum. Tabii Bolaño’dan yeterince bahsettiğimize kanaat getirdikten sonra… Halbuki fark ediyorum ki bu aslında bir çevirmene ilk sorulacak soru. Yaşadıkları bu kadar zorluğa rağmen inatla çeviri yapmayı sürdürmeleriyse hayranlık uyandırıcı. Şöyle cevap veriyor Ateş: […]

Read More