Egoist okur

CEYL’AN ERTEM: “Gecenin sonunda kendimi hep Müzeyyen Abla’yla baş başa buluyordum” 

İsminin bir kesme işaretiyle yazılmasını istiyor. Ânın içinde olmak ve tadını çıkarmaya ithafen… Ayrıca sanıyorum ismini bu şekilde yazarak, taa 2000 yılında kurduğu ilk grubu Anima’ya bir selam gönderiyor. Ceyl’an Ertem’le daha önce tanışmamıştık. Fakat Anima’dan beri sesini, şarkılarını, “deneme cesaretini” seviyordum. Bu röportaj vesilesiyle tanıştık ve ben onun tavrını, titizliğini, işine saygısını, açık sözlülüğünü, […]

Read More

Çiğdem Erken’in yeni albümü Kontrol Kulesi’nde

“Yeni albümünde bambaşka bir müzik sunuyor Çiğdem Erken bize. Çok hızlı dinlenerek tüketilecek, bir kenarda unutulacak melodiler içeren bir çalışma değil bu. Yıllarca dinlenecek uzun soluklu, başucu şarkıları söylüyor Erken. Üstelik bize zaman ve mekan algısını da hissettirerek. Cihangir’i, sokakları, barları, kafeleri, geceyi ve gündüzü…” Albüme adını veren şarkıya gelince… “Bir yanıyla İstanbul’u dişileştiren de […]

Read More

UMAY UMAY: “Bir gün yolda yürüyordum, bir şarkı duydum, kalbim acıdı…”

Çıkıp arayın sokaklarda bir benzerini, bulamazsınız. Umay Umay benzersizdir. Şarkıları gibi, şiirleri gibi, kitapları gibi… Yeni keşfettiğim ama ikide bir açıp bakmadan duramadığım, her seferinde bana kendime dair hep görmezden geldiğim sırları keşfettiren alelacayip fotoğrafları gibi… Egoist Okur için hazırladığı “Efkâr Karması” gibi… Bakın şöyle… Mabel Matiz Umay Umay’ın kelimelerine tutkun olduğunu söylemiş. Naim Dilmener […]

Read More

UMAY UMAY: “Tanrı’yla kavga etmesem kiminle edeceğim?”

“Çok güzel seviştim. Her şeyle seviştim. Hayatla, müzikle, her şeyle. O seks yaptıklarını sananların ulaşmak istedikleri yerde o kadar çok vakit harcadım ki. Bazı insanların tenine bak Deniz. Doyup doymadıklarını tenine bakarak anlarsın. Bu ekmek ve suyla açıklanacak bir şey değil. Meslekle açıklanacak bir şey de değil. Şöyle tenine bakarsın ve aşık olunduğunu görürsün. Ben […]

Read More

Tam zamanıdır başımızı doğru yere eğmenin…

“Sanırım hayat, AZ bir yere gitti. Her şeyin azı makbul gibi. Az düşün, az sev, azla yarat, az bil, az, az, az… Bu azlığa direnenler, ‘işe yaramayan insanlar’ durumuna düştü. Şizofren, duygusal, romantik, manik, bırakın kendi haline… durumuna düşürüldü. Azlıkları fazla olanla baş edilemezdi. Her şey sıradanlaştırıldığı gibi, zorlaştı da böylece. Sevinçlerin, gülüşlerin bile kontrol […]

Read More