Egoist okur

Taner Edis: “İnsanlığın büyük sorunlarının çözümü bilimsel gelişmeden çok siyasal olgunluk gerektiriyor.

Bilimle İslam çelişen şeyler mi? İslam’ın bilime olan katkısı nedir? Kuran’da bugün yaşanan tüm bilimsel gelişmelerin ve doğal afetlerin zaten yazılı olduğunu belirtenler doğruyu mu söylüyor?

ABD’de yaşayan Türk fizikçi Taner Edis bize geleneksel inanç biçimleriyle bilimin uzlaşmaz doğasından, bilim, siyaset ve din ilişkisinden, uyum yanılsamasından ve gitgide yaygınlaşan popüler yaradılış teorilerinden söz etti.

Kedilerin bu söyleşiye bir biçimde dahil olmasının müsebbibiyse kesinlikle benim.

 Gülenay Börekçi

taner edis gulenay borekci egoistokur 1

Bilim adamları arasında radikal İslam’ın içinde olanların, hatta terör olaylarında kilit rol üstlenenlerin arttığını düşünüyorsunuz. Buna ‘uyum yanılsaması’ diyorsunuz.

Sayılarının arttığını değil, dikkat çekmeye başladıklarını düşünüyorum. Bilimle İslam’ın çelişmesi ne açıdan baktığınıza bağlı. Günümüzün doğa bilimleri evreni doğaüstüne pek yer vermeden açıklıyor ve geleneksel dini yaklaşımlarla aralarında bir görüş ayrılığı ortaya çıkıyor. Bu elbette din kurumlarıyla bilimsel kurumların ille de çatıştığı anlamına gelmiyor. İslam dünyasında dinin daha liberal, mecazi yorumlarına rağbet artarsa, açık çatışmalar azalacaktır. Benim ‘uyum yanılsaması’ dediğim duruma şu yol açıyor; birçok kişi tutucu İslam biçimlerinin bilimle uyumlu olduğunu sanıyor ama çoğu zaman bu yol bilimsel çarpıtmalardan ve yanlış anlamalardan geçiyor.

NY Times’da çıkan bir makalede İslam ülkelerinde bilimin inançları sorgulamak yerine onları kuvvetlendirmek için çalıştığı öne sürülüyor…

Yüzyıllardır İslam dünyası bilimsel ve teknolojik olarak geri kalmışlığının farkında, en koyu Müslümanlardan Batılılaşma yanlısı laiklere kadar herkes bilimde çağı yakalamak gerektiğini söylüyor. Yani neredeyse herkes bilimden yana. Ama özellikle dinsel kültüre daha bağlı kesimlerde eğilim, Batının teknolojisini benimsemek ama kültüründen uzak durmaya çalışmak. Dolayısıyla bilime yaklaşımlarında dinsel kültür savunması öne çıkıyor. Böyle bir ortamda, geleneksel inançlarla bilimi bağdaştırmakla kalmayıp, bilimin dine arka çıktığını gösterdiklerini iddia eden akımlar çok çekici olabiliyor.

Uzaya ilk kez bir Müslüman astronotun gideceği konuşulduğunda, uzay gemisinde doğru bir şekilde namaz kılabilecek mi, uzay boşluğunda kıbleye nasıl dönülecek, ezan saatleri nasıl hesaplanacak araştırması başlamıştı. Bunlar bilimle çelişiyor mu?

Burada açık bir çelişki yok ama akla bazı sorular da getirmiyor değil. Malezyalılar para verip bir Rus aracında uzaya çıkacak. Kullandıkları teknoloji tümüyle Rusların. Bilimsel çalışmalara da herhangi bir özel İslami katkı söz konusu değil. Müslüman astronotla ilgili olarak tek olup biten dinsel kuralların ayrıntıları üzerine bir odaklanma. Yani uzaya insan göndermede de Müslümanlar tümüyle başkalarının bilim ve teknolojisine bağımlı ve her şeyden önce gelen şey, yine din savunması oluyor. Bu durumda uzaya çıkmak bile gelişmekten çok geri kalmışlığı mı sergiliyor diye sormak gerek.

İslam dünyasının 1200’lerde bilimin merkezi olduğunu söyleyenlerin abarttığını, o dönemde ilgi çekici çalışmalar yapılsa da aslında çığır açan buluşlardan söz edilemeyeceğini yazdınız. Oysa İbni Sina’nın tıptaki başarıları biliniyor. Newton Doğulu bilim adamlarının simya çalışmalarıyla ilgilenmiş, Kopernik İranlıların matematik hesaplamalarından yararlanmış…

Bilim, tek tek buluşlar toplamı değildir. ‘Altın Çağ’ da denen o dönemde İslam dünyasındaki bazı düşünürlerin antik çağdan miras kalan bilimleri daha da ileri götürdükleri doğrudur ama bizim şimdi övündüğümüz şeyleri, o zamanın bilgi anlayışı çerçevesinde görmek gerek. Hepsi ortaçağ bilgi anlayışının küçük bir parçası ve bu ortaçağ anlayışı, çağımız biliminden çok farklı… Nasıl bakarsanız bakın, İslam dünyası, Batı Avrupa’nın yaptığı bilimsel devrimi gerçekleştirmedi. Bence ortaçağ İslam düşüncesine takılıp, bir zamanlar Müslümanlar bilimde ve felsefede önde geliyordu diyerek İslam dünyasının bugünkü bilimsel geriliğine çare aramak yanlış. Sorun, ortaçağ düşüncesinde kaliteyi tutturamamak değil, çağdaş, dinden bağımsız bilimsel düşünceyi yerleştirememek…

İslam’a yönelttiğiniz eleştiriler Hıristiyanlık için de geçerli mi? Bağnazlık Hristiyanlık’ta da varlığını sürüyor. Aradaki fark ne?

Tabii ki eleştirilerim Hıristiyanlık için de geçerli. Tutucu Hıristiyanlık biçimlerinin de bilim dünyasıyla arası bozuk. Amerika’da çalıştığım için, köktenci Hıristiyanlığın bilimle kavgasını yakından izliyorum. Ama Amerikan bilim dünyası hiç değilse Bush’a kadar, dinsel ve siyasal müdahalelerden çok etkilenmemişti. Şu anda bile bilim burada herhangi bir İslam ülkesiyle karşılaştırılamayacak kadar dinden bağımsız ve toplumsal olarak güçlü. Bilim insanları dinsel bir muhalefetle karşılaşma kaygısı duymuyorlar pek.

Batı dünyasının, özellikle de medyanın İslam’a önyargılı bakması konusunda ne söyleyeceksiniz?

Önyargıdan da öte! Batıdaki medyanın İslam’a olan ilgisi çok dar alanlara sıkışmış: terörizm, Müslüman göçmenlerin uyum zorlukları, petrol ve İsrail’le ilgili politik sorunlar. Batı medyasında Müslüman toplulukların tümüyle din çemberi içinde yaşadıklarına ilişkin bir önyargı da var. Tabii koyu Müslümanların davranışları da böyle önyargılara destek çıkıyor.

İslam’ın bilimde hakikaten başarılı olduğu alanlar neleri?

Temel bilimlerde, yani fizik ve biyoloji gibi alanlarda durum oldukça kötü. Müslüman ülkeler uygulamalı bilimler ya da teknoloji uyarlaması alanında daha başarılılar. Batı ülkelerinde de birçok Müslüman doktor ve mühendis var.

Türkiye’ye sık geliyorsunuz. Burada olup bitenlere dair gözlem yapabilme şansınız yüksek. Türkiye’nin bu dönemde inançla ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çocukluğum 70’ler Türkiyesi’nde geçti, ABD’ye 1987’de, üniversiteyi bitirdikten sonra yerleştim. Son 30-40 yılda fark ettiğim şey, dinin kamu alanında çok daha görünür konuma yerleşmesi. Ben ufakken de Türklerin büyük çoğunluğu dinlerine bağlıydı; inanç düzeyinde bir artış olduğunu sanmıyorum. Ama dinsel kimlikler kamuda ve siyaset alanında bugünkü kadar öne çıkmıyordu. Kültürel olarak Batıya yönelen laik elitler Türkiye’de dinin kişisel vicdanla sınırlanıp devlet işlerinden elini çekişe doğru yöneldiğini düşünebiliyorlardı hâlâ. Tabii bugün geriye baktığımda bu görece laik ortamın devlet baskısına dayandığını görebiliyorum; Türkiye demokratikleştikçe taşradakiler ve alt sınıflar seslerini daha çok duyurma olanağı buldular ve eski katı laik anlayış doğal olarak yürümemeye başladı. Yalnızca bilimsel topluluğun çıkarları açısından bakarsam, Türkiye’de muhafazakar din anlayışının öne çıkması hiç olumlu bir gelişme değil. Ama gayet tabii niye böyle bir bakış açısı topluma egemen oldu diye de sorulmalı…

Harun Yahya’nın, yani Adnan Oktar’ın evrim ve Darwinizm kitaplarıyla ilgili ilginç bir yorumunuz da var…

Harun Yahya adıyla yayınlananların düzeyi çok düşük. Eleştiri yaparken yeni şeyler öğrenmek olasılığı her zaman vardır ama Yahya’nın kitapları böyle değil, bilimsel açıdan eleştiriye bile değmez. Yahya tipi yaratılışçılığın benim için ilginç yönü, Türkiye’de ve İslam dünyasının genelinde etkili olmuş böyle bir yaratılışçılığın İslam-bilim ilişkisi üzerine düşündürdükleri. Belli ki birçok kişi en azından yüzeysel olarak bilime değer veriyor ve geleneksel dinsel inançlarla bilimi bağdaştırmayı önemsiyor. Yahya tipli basit bir bilim çarpıtıcısı bile çok sayıda insanın din-bilim uyumu isteğine yanıt verebiliyor. Bu aynı zamanda Müslüman ülkelerdeki bilimsel çevrelerin kültürel zayıflığını da sergiliyor. Türk bilim çevreleri ne Milli Eğitim Bakanlığı’ndaki yaratılışçılığa ne de Harun Yahya’nın medyatik yaratılışçılığına karşı bir ses geliştirebilmiş değil.

Türkiye’de yaşasaydınız da aynı şeyleri yazar mıydınız?

Sanmıyorum. Kimse başıma silah dayayacak ya da başka türlü büyük baskı uygulayacak diye değil; Türkiye’de beni ilgilendiren konularda araştırmayı destekleyecek ortam yok. İslam-bilim ilişkisi üzerine soru sormak, düşünmek Amerika’da daha kolay.

Sizin hayatınızda inancın yeri nedir?

Bir dinsel inancım yok. Günümüz biliminin doğaüstü güçlere pek yer bırakmadığını düşünüyorum. Tabii bu yüzde 100 bir garanti değil; herkes yanılabilir. Ama herhangi bir doğaüstü gücün varlık olasılığı çok düşük gözüküyor.

Spiritüel akımların yükselişini neye bağlıyorsunuz? İnsanlar niçin bilimin dünyanın meselelerini çözemeyeceğine dair bir inanç geliştirdiler?

Öteden beri her toplumda insanların çoğunluğu sizin ‘spiritüel’ dediğiniz şeylere inanır. Daha açık gözüken, din bağlantılı toplumsal ve siyasi akımların dünyanın birçok yerinde güç kazandığı… Bilimin her şeyi çözemeyeceği inancına gelince, bir yerde bu doğru. 100 yıl önce dünyanın sorunlarının bilim aracılığıyla çözülebileceğine daha yaygın bir biçimde inanılıyordu. Bugün böyle bir iyimserlik zor. Örneğin size fizik konusunda çok ilginç şeyler söyleyebilirim ve bu bilgiyle yıkıcı bir bomba yapabilirsiniz ama çıkar çatışmalarını savaşa girmeden sonuca bağlamak istiyorsanız işinize yaramaz. İnsanlık olarak en büyük sorunlarımızdan birçoğunun çözümü, bilimsel gelişmeden çok siyasal olgunluk gerektiriyor.

Özgeçmişinizi ve bazı makalerinizi okurken gördüm; ‘paranormal’ ve ‘weird’ adı verilen şeyler niçin ilginizi çekiyor.

Bilimde ilgimi çeken yalnızca dar bir uzmanlık alanında ilerleme sağlamak değil, aynı zamanda öğrendiklerimizin hepsini bir araya getirip olabildiğince kapsamlı bir şekilde nasıl bir evrende yaşadığımızı kavramaya çalışmak. Bu durumda, bildiğimizi sandıklarımızı sınamanın yolu, şu anda kabul gören bilimsel çerçeveye uymayan iddialara da ciddi olarak bakmaktır gibi geliyor bana. Eğer bir tarikat şeyhi gerçekten mucizevi işler yapabiliyorsa, bazıları ölü ruhlarla konuşabiliyorsa ya da canlıların evrim değil tasarım sonucu gerçekleştiğini gösteren ciddi deliller varsa, benim bir fizikçi olarak evreni kavrayış biçimimde bir eksiklik var demektir. Bu tip iddialardan hiçbiri bana inandırıcı gelmiyor ancak bunları yine de ilginç ve incelemeye değer buluyorum.

Bu söyleşide yeri olur mu bilmiyorum ama ben de iflah olmaz bir kedi sever olduğum için soruyorum: Kedilerle ilişkinizi anlatır mısınız?

Çok derin bir yanı yok. Kedi seviyorum, yanımda kedi olsun istiyorum. Sabahları beni erken uyandırdıkları zaman bağırıyorum ama sonuçta itiraz etmeden yemeklerini de veriyorum. Kedi sahibi değilim, kedilerim insan sahibi.

Gülenay Börekçi, 2008

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment