Egoist okur

Tatlı bir aşk hikayesi: 2 DAKİKADA 20 SENE

“The Future” ve “Me and You and Everyone We Know” gibi bizzat yazıp yönettiği ve başrolünü oynadığı filmlerden tanıdığımız Miranda July, aynı zamanda iyi bir edebiyatçı. Hatta öykü kitaplarının ardından bir de roman yazdı. “The First Bad Man” adlı bu kitap şimdi Everest Yayınları etiketiyle Türkçe yayınlandı. Anlayacağınız, şimdilerde ben, “Birinci Kötü Adam”ı okuyorum.

Siz de o arada yazarın çok sevdiğim filmi “Me and You and Everyone We Know”da verdiği küçük aşk dersini okuyun. Veya okumayın, filmi seyredin. Veya ilk fırsatta kitabını edinin.

Gülenay Börekçi

egoistokur miranda july gulenay borekci

“Talihliyiz; birlikte iyi bir hayat yaşadık, upuzun bir 20 sene geçirdik! Birçok kişi bu kadarını söyleyemez, değil mi?”

Süper yetenekli yazar, yönetmen, oyuncu, performans sanatçısı, yani her şey Miranda July’ın Sundance’tan Cannes’a birçok festivalden ödülle dönen ilk filmi “Sen, Ben ve Tanıdığımız Herkes”, olağanüstü güzellikteki aşk sahnesiyle hafızama kazınmıştı.

Bir kadınla bir erkek iki yanı ağaçlıklı bir yolda karşılaşıyor, bir süre yürüdükten sonra da ayrılıyordu. Hepsi bu kadardı ve çok güzeldi!

July, iki insanın yolları kesişmişse eğer, aralarında bir duygu alışverişi olmuşsa, birbirlerini sevmişler, birbirlerine kırılmış ya da öfkelenmişlerse, yani isteyerek ya da istemeyerek “değmişlerse” birbirlerine; artık aynı kalamayacaklarını, sonsuza dek içlerinde ötekinden bir parçayı taşıyacaklarını anlatıyordu.

Aşkın değil ilişkilerin, o da sadece “düzeyli” addedilenlerin önemsendiği, geri kalanlarınsa “yattık, kalktık, unutalım gitsin” etiketiyle süpürüldüğü bir çağda yaşıyoruz ya, belki o sahneyi bu yüzden çok sevdim ben; ilişkinin değil, etkileşimin, temasın önemini vurguladığı için…

Şöyle… Merakını, cesaretini ve gülme yeteneğini yitirmemiş olan kadın bir hediye paketi gibi sunuyor kendini yeni tanıştığı adama. Ağır abi vaziyetindeki adamsa oralı değil. Kendini mecazi olarak değil, hakikaten “yakmış”, can acısını öğrenmiş biri o, bu yüzden ikide bir karşısına çıkan bu kadının derdini anlamazlıktan geliyor, temkinli olmaya sadece kendinin hakkı var sanıyor.

Kadın diyor ki:

“Yanlış anlama, seni takip ediyor falan değilim. Arabamı az öteye, Front Sokağı’na park etmiştim. Yani köşeyi dönünce ayrılacağız.”

Adam cevap veriyor:

“Demek ki fazla uzun sürmeyecek, yolumuz ayrı… Benim arabam Tyrone Sokağı’nda.”

Kadın bu “Beni rahat bırak” uyarısını anlıyor, lakin durup beklemeyi beceremeyenlerden olduğu için, sürdürüyor:

“Eh, o halde, köşedeki dondurmacının tabelası, ilişkimizin dönüm noktası olabilir. İlişkilerde, birlikteliğin sonsuza dek sürmeyeceğini ansızın idrak ettiğin bir an gelip çatar. Dondurmacının tabelası Tyrone Sokağı’na yaklaştığımız anlamına geliyor, değil mi?”

Adam, önce kararsız kalıyor, sonra oyuna ayak uydurmayı tercih ediyor:

“Evet ama daha oraya gelmedik! Henüz iyi kısımları yaşıyoruz. Baksana, daha birbirimizi delirtmeye başlamadık.”

“Beni delirtmiyorsun, evet. Altı ay falan olmuş sanki. Endişelenmeye lüzum yok.”

“Altı ay mı? Bu durumda dondurmacının tabelası sekizinci ay oluyor. Ne dersin, bir buçuk yılı bulur muyuz?”

“Bilmiyorum, haddimi aşmak istemem. Daha senin evli olup olmadığını bile sormadığıma göre…”

“Evli değilim. Yani karımdan yeni ayrıldım… Baksana, bence Tyrone’a en az 20 sene var.”

“20 sene mi? Bu sokak ilişkimizin özetiyse eğer; dondurmacının tabelasını, yaşlanıp öleceğimiz gün geldiğinde göreceğiz demek oluyor bu… Tüm hayatımız olabilir.”

“Harika. Hadi yürüyelim…”

Ne yapacaklarını bir türlü kestiremeyen iki şaşkın, tempoyu ağırlaştırarak yürümeyi sürdürüyor. Konuşmadan, gülümseyerek. İlişkilerde böyle anlar vardır; ne tam kalmak istersin bir yerde, ne de uzaklaşıp sırra kadem basmak. Birlikte geçirilecek bir hayat böyle bir şeydir belki.

Tabelaya gelince duruyorlar. Adam ne yapacağını kestiremezken kadın gülümsüyor:

“Bundan daha fazla kaçamazdık,  herkes ölür, biliyorsun.”

“Arabana kadar geleyim mi seninle?”

“Ah, hayır. Belki sadece kendimizi talihli hissetmekle yetinmeliyiz. Birlikte iyi bir hayat yaşadık, upuzun bir 20 sene geçirdik! Birçok kişi bu kadarını söyleyemez, değil mi?”

“Haklısın, söyleyemez, tamam.”

“O halde korkmayalım, buna da tamam mı?”

“Tamam.”

“Hazır mısın, ayrılıyoruz.”

“Ayrılıyoruz.”

Dönerler. Kadın yürürken arkasına, adama bakar. Adamsa dümdüz yürür, geriye hiç bakmadan.

İşte bu! 2 dakikada 20 sene.

Gerçi kadın “ölümden sonra” da adamın karşısına çıkacak, adam tozu dumana katacak, neler neler olacak…

Ama şimdilik, ayrıldılar!

Gülenay Börekçi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment