Egoist okur

THE SECRET, bir çocuk kitabından mı apartıldı?

“Dünyanın başlangıcından bu yana harika şeyler keşfedildi. Son yüzyılda öncekilerden de hayret verici keşifler yapıldı. Yeni yüzyılda daha da hayret verici yüzlerce keşif yapılacak. (…) Son yüzyılda insanların keşfettiği yeni şeylerden biri de düşüncenin, saf düşüncenin elektrik bataryaları kadar güçlü olabileceği, bir insana gün ışığı kadar iyi gelebileceği ya da zarar verebileceğidir. Üzücü ve kötü bir düşüncenin zihninize girmesine izin vermek kızamık mikrobunun bedeninize girmesine izin vermek kadar tehlikelidir. Size nüfuz ettikten sonra orada kalmasına izin verirseniz yaşadığınız sürece bir daha asla ondan kurtulamayabilirsiniz.”

Açılış resmi Rhonda Byrne’ün The Secret’ından diye bu sözlerin de o kitaptan olduğunu sakın sanmayın. Bu cümleler The Secret’tan 100 yıl önce yazılmış bir çocuk kitabından. Bu yazı da Byrne’ün yıllardır çocukların okuduğu bu kitaptan apartarak nasıl milyoner olduğunun hikayesi.

Gülenay Börekçi

İnsanın bakış açısını değiştirip olumlu düşünmeye başlamasının önemli olduğunun farkındayım. Başına gelen acılar yüzünden başkalarını suçlayıp durmadan “Ben ne kadar bahtsız bir insanım” diyenlerin yanlış yolda olduğunu, bu tavrın yaşanan acıları pekiştirmekten başka işe yaramayacağını da bunca yıldır okuduklarımdan ve yaşadıklarımdan biliyorum. İnatla sürdürdüğümüz hareketlerin bir süre sonra tüm hayatımızı etkileyecek kadar güçlü etkileri olabildiğini de zaten çok kişi yazdı. Geçmişte ve bugün, Doğu’dan ve Batı’dan tüm akıllı insanların vardığı yer burası. Sokrates de aynı şeyi söyledi, adı Mutlu Olma Bilgisi anlamına gelen kitabı Kutatgu Bilig’de Yusuf Has Hacib de… Yazar Marcel Proust okuması güç diye nitelenen dev romanında aslında bundan bahsetti, yönetmen Tarkovski sıkıcı diye etiketlenen harikulade filmlerinde bunu anlattı…

Lakin bu bilgilerin kitleler tarafından benimsenip bir mutluluk hareketine dönüşmesi için 2006’yı beklemek gerekti. Rhonda Byrne, yanına bir sürü kuantum fizikçisi ve spiritüel terapisti alarak The Secret (Sır) diye bir film çekti, ardından aynı ekiple bunu kitaba dönüştürerek “turnayı gözünden” vurdu. Artık ünlü, zengin bir kadındı. Dünyanın dört bir tarafında insanlar olumlu düşünmenin sadece huzur ve mutluluk değil, aynı zamanda sağlık, para, aşk ve ün getireceğine inanarak Byrne’ün çekim yasası tekniğini uyguluyordu. “Neyi düşünürsen başına o gelir, nasıl düşünürsen öyle yaşarsın” diye özetleyebileceğim bu tekniği hatırlatmama gerek yok, biliyorsunuzdur.

Her neyse, olumlu düşünmenin faydalarına inansam da The Secret’ın ne kitabını okuyabildim, ne filmini seyredebildim. İkisi de feci şekilde sıkıcıydı çünkü. Fakat birkaç hafta önce bu konuyla yeniden ilgilenmenin hiç de fena fikir olmadığına karar verdim. Anlatayım…

Yapacak başka hiçbir şeyim yoktu, ben de çocukluktan hatıra bir kitap aldım elime. Frances Hodgson Burnett’ın 100 yıl lıkkitabı Gizli Bahçe’nin kısaltılmamış versiyonunu basmışlardı. Hindistan’da doğup büyüyen ve annesi babası öldükten sonra İngiltere’deki zengin bir akrabasının yanında yaşamaya gelen küçük bir kızın hikayesiydi. Bencil, huysuz, kibirli ve mutsuz bir çocuktu Mary. Zengin akrabanın oğlu Colin’se ondan da beterdi. Her şeyden şikayet eden, hayatlarının çekilmez olduğunu iddia edip duran bu iki zayıf ve çirkin çocuk sayfalar ilerledikçe malikanenin yakınında gizli bir bahçe keşfediyor ve orada müthiş bir hayat bilgeliğine sahip oluyordu. 400 sayfalık bir kitap bu, hepsini anlatmayayım. Zaten bizi ilgilendiren 300. sayfadan sonrası…

“Sihir” başlıklı bölümde birdenbire sanki The Secret’tan pasajlar okumaya başladığımı hissettim. Kötürüm Colin’in insanların sihir denen şeyi o güne kadar yanlış algıladığını fark ettiği ve sihir deneyleri yapmaya karar verdiği bölümde “Sihir harika bir şey ve eski kitaplardaki birkaç kişi hariç kimse tam olarak onun ne olduğunu bilmiyor” diyordu. Sonra sürekli aynı şeyi düşünüp söylemenin önemini keşfediyordu: “Askerlerin talim yaptığı gibi bunu her gün düzenli olarak yaparsanız görürsünüz. (…) Eğer gelip yardımcı olması için sürekli onu çağırırsanız, sihir bir parçanız olur ve istediğiniz şeyleri gerçekleştirmeye başlar.”

Bıkmadan usanmadan “sihir” deneyleri yapmaya başlayan Colin nihayet gerçeği buluyordu: Sihir aslında içimizdeydi. En çok da bir konu üzerinde çalıştığın, bir de şükür dualarını ihmal etmediğin zamanlarda işe yarıyordu. Hatta romanın başında sakat olarak karşımıza çıkan yani yürüyemeyen Colin ilerleyen sayfalarda, Gizli Bahçe’yi koruyup kollayan birtakım iyi insanların yardımıyla edindiği bu hayat bilgisini kullanarak yürümeye başlıyordu. Dahası Mary gibi o da daha iyi, daha güzel, daha mutlu biri oluyor, üstelik halini tanıdığı herkese bulaştırıyordu.

Bakın Colin’in sayfalar süren konuşmalarından birkaç bölüm:

“Dünyanın başlangıcından bu yana harika şeyler keşfedildi. Son yüzyılda öncekilerden de hayret verici keşifler yapıldı. Yeni yüzyılda daha da hayret verici yüzlerce keşif yapılacak. (…) Son yüzyılda insanların keşfettiği yeni şeylerden biri de düşüncenin, saf düşüncenin elektrik bataryaları kadar güçlü olabileceği, bir insana gün ışığı kadar iyi gelebileceği ya da zarar verebileceğidir. Üzücü ve kötü bir düşüncenin zihninize girmesine izin vermek kızamık mikrobunun bedeninize girmesine izin vermek kadar tehlikelidir. Size nüfuz ettikten sonra orada kalmasına izin verirseniz yaşadığınız sürece bir daha asla ondan kurtulamayabilirsiniz.”

Ya da mesela şu…

Romanın bir sahnesinde bir kenarda çocukları izleyen bahçıvan, olumlu fikirleri her gün düzenli olarak tekrarlamanın öneminden bahseden Colin’in sözünü kesiyor:

“Bir keresinde Jem Fettleworth’ün karısının aynı şeyi binlerce kez tekrarladığını duymuştum. Ona ‘ayyaş canavar’ deyip duruyordu. İşe yaradı da… Mavi Aslan Barı’nda körkütük sarhoş olan adam eve gelip kadını bir güzel patakladı.Bunun üzerine Colin önce kaşlarını çatarak biraz düşünür ama sonra keyfi yerine gelir: “İşte bak, kadın ‘yanlış sihir’ yapmış, adam da onu dövmüş. Eğer doğru sihir yapıp güzel şeyler söyleseydi belki de adam sarhoş olmaz, hatta ona yeni bir şapka hediye ederdi.”

Benzerlikler tesadüf mü diyorsunuz? Bence değil. Neden derseniz, onu da anlatayım. Rhonda Byrne The Secret’ta “eski kitaplardaki bilge kişilere”, sanatçılara, yazarlara sayısız referans veriyor. Bir tek Gizli Bahçe yani The Secret Garden’ın ve yazarının adı hiç geçmiyor. İşin tuhaf yanı, kendisi bugünlerde The Secret’ın devam kitabını yayınladı ve bildiği sırları daha da ayrıntılı olarak açıkladığını iddia etti. Bu kitabın adı ne dersiniz? The Magic, yani Colin’in peşine düştüğü Sihir. Üstelik kitap tam da Gizli Bahçe’de anlatılan türden görkemli bir bahçe çizimiyle açılıyor. Ona milyonlar kazandıran kitaplarını aslında 100 yıl önce yani 1911’de yayımlanmış bir kitaptan aparttığını söylese ne olurdu onu da bilmiyorum. Ama size dikkatli olun diyorum, belki de bir masala inandırılmışızdır.

Gülenay Börekçi, Habertürk

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment