Egoist okur

Münir Üstün’le 7 dile çevrilen 64 Türk klasiğini konuştuk

Kültür hayatımızda yeri olan birçok önemli klasik bu yıl, İngilizce, Fransızca, İspanyolca, Rusça, Almanca, Boşnakça, Korece’ye çevrildi ve Frankfurt Kitap Fuarı’nda yabancı okurlara armağan edildi. 64 kitaplık bu müthiş projeyi, yaratıcısı Münir Üstün’e sordum. İşte, “Yayıncılık dünyamızın kaderinin değiştiği yer, Frankfurt’tur” diyen Üstün’ün anlattıkları… Çevrilen bu kitaplardan üç tanesi de röportajın sonunda.

Gülenay Börekçi

munir-ustun-egoistokur-gulenay-borekci-profil-kitap

“TV programımız Bibliyofil şimdilik bitti ama yeniden ekranlarda olması için elimden geleni yapıyorum. Güzel bir kanalda yola devam edeceğiz. Çünkü biz kitaba inanıyoruz…”

Münir Üstün: “Çünkü biz kitaba inanıyoruz”

Geçen hafta dünyanın en kapsamlı yayıncılık etkinliği olan Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı’ndaydım. Kültür Bakanlığı’nın temsilcilerinin yanı sıra yayıncılar, yazarlar, akademisyenler, çevirmenler, dünya yayıncık sektörüyle aramızda köprü oluşturmak gayretiyle standdan standa koşarak arı gibi çalışan ajanslar oradaydı. Onların anlattıklarını, gördüklerimi daha sonra yazacağım… Bugün Türk edebiyatının en kıdemli temsilcisi Doğan Hızlan’ın sohbetimizde söylediklerini aktaracağım sadece: “Eskiden Frankfurt Kitap Fuarı’nda küçük bir masa, üstünde de birkaç kitabımız dururdu. Ve yanına sembolik bir testi, nazar boncuğu falan koyarlardı. Türk yayıncılığını uluslararası düzlemde bu küçük masa temsil ederdi, bugünse sergileri, söyleşileri, imza günlerini, imzalanan anlaşmaları konuşuyoruz.”

Bilmiyorum, açıklayıcı oldu mu? Fuarda takip ettiğim etkinliklerin en ilgi çekici olanıysa, Türkçe Klasikler Projesi’ydi. Başbakanlık Tanıtma Fonu’nun desteğiyle gerçekleştirilen proje için Mavi Ağaç Yayınları önce kültür hayatımızda yeri olan 64 kitap seçmiş. İngilizce, Fransızca, İspanyolca, Rusça, Almanca, Boşnakça ve Korece’ye çevrildikten sonra da bu kitapların yabancı okurlara ücretsiz ulaştırılmasına karar verilmiş. Frankfurt bunun ayağı olmuş, anladığım kadarıyla sonraki fuarlarda da sürecek…

Hangi kitaplar yayınlanmış diye soracak olursanız; gözüme ilk çarpan Yunus Emre oldu. Ardından “Seyahatname”siyle Evliya Çelebi’yi, “Mesnevi’siyle Mevlana Celaleddin Rumi’yi gördüm. Mehmet Akif Ersoy’un “Safahat”i, Yusuf Has Hacib’in “Kutadgu Bilig”i de oradaydı. Hatta Mustafa Kemal Atatürk’ün “Nutuk”u bile…

Dünyaya Frankfurt Kitap Fuarı’nda tanıtılan bu uzun soluklu projenin ayrıntılarını, Mavi Ağaç Genel Yayın Yönetmeni ve Basın Yayın Birliği Başkanı Münir Üstün’e sordum.

“Türkçe Klasikler Projesi” nasıl doğdu?

Hem yurt içinde hem de yurtdışında yayıncılığın her kademesinde bulundum, bu projenin bir ihtiyaç olduğu da ortadaydı aslında. Belki yıllar önce denesek bu etkiyi yapmazdı. Fakat Türkiye yayıncılığı bugün her katmanıyla dünyada önemli bir yer edindi. Dolayısıyla çıkış noktalarımızı, kültürel kökenlerimizi, kadim ve klasik eserlerimizi öne çıkarma vaktinin geldiğini anladık ve ne geç ne erken, bence tam zamanında hayata geçirdik projemizi.

Yazarları ve eserleri seçerken amacınız, ana hatlarıyla bir Türk edebiyatı resmi oluşturmak mıydı, yoksa yabancı okurların çoğu zaman adını bile duymadığı eserleri onlara tanıtmak mı?

Nutuk da var Safahat da. Yunus Emre ve Kutatgu Bilig de var, Havicat Karagöz ve Nasreddin Hoca da… Bunlar, bu topraklarda doğup edebiyata gönül vermiş herkesin çıkış noktası aslında, birbirimizle ve ülkemizle en kuvvetli bağımız. Bizi biz yapan eserler. hepsi bu kadar değil elbette ama dediğim gibi, bir yerden başlanması gerekiyordu. Mihenk taşı saydıklarımızı seçtik. Şöyle söyleyeyim: Shakespeare İngilizler için ne ifade ediyorsa, bizim için aynı değeri taşıyan isimleri sunmaya gayret ettik.

Bu küçük kitaplar Frankfurt Kitap Fuarı’nda hatırı sayılır bir okura ulaştı, bundan sonra nasıl olacak?

Gönül dünyamızın, dolayısıyla kültürümüzün zenginliklerine ufak bir kapı aralamış olduk. Devamı gelecektir. Zaten projeyi dünyanın önde gelen fuarlarını dolaşmak üzere hazırladık. Frankfurt’tan sonra, Meksika ve Bosna Hersek olacak. Çok uzun yıllar sürecek bir kültür seferinin ilk adımı diyebilirim. büyük bir iş yaptık, çok çalıştık. Bu kapsamlı kitaplar için özetleri hazırlayanlar, çevirmenler, redaksiyon yapanlar, teknik işlemleri üstlenenler ve özellikle Başbakanlık Tanıtma Fonu’nun desteği olmasaydı, projeyi hayata geçirmemiz mümkün değildi.

Bu projenin bir dijital ayağı da olacak mı?

Dediğim gibi, hem içerdiği eserler, hem hitap ettiği okurlar açısından bu projeyi bir ilk adım olarak görmekte fayda var. Türkiye’deki okuma oranları henüz düşük olsa da dijial konusunda çok ilerlemiş birçok ülke var; onları, özellikle de genç nesilleri edebiyatımızla tanıştırabilmek adına böyle bir hazırlığımız da var.

Daha yeni tarihli eserlere, klasikleşmeye aday modern edebiyat örneklerine de el atacak mısınız?

Bu konuda bütün yayın dünyamız tam bir seferberlik halinde zaten. Ajanslarımız, derneklerimiz, Kültür Bakanlığı… TEDA mesela sadece bu bahsettiğiniz hizmeti sağlamak ve sürekli kılmak üzere kurulmuş ve Türk Edebiyatı’nın dünyaya açılımı için gece gündüz çalışan bir birim. Bizim projemizde ise amaç doğrudan eserlerin çevrilmesinden ziyade tadımlık ve vurucu parçalar aracılığıyla eserin bütününe dair bir merak uyandırmak, bir de elbette Türk edebiyatına ilgiyi artırmak. Geçmişte öyle kıymetli eserler yazılmış ki her birinin tek satırı bize yüzlerce yeni çeviri olarak geri dönecektir, tek temennimiz bu.

“Kaderimizin değiştiği yer Frankfurt’tur aslında”

Frankfurt’a dönelim, geçmiş yılların fuarlarını düşündüğünde bir yayıncı olarak ne söylersin, son birkaç yılda neler değişti?

Kaderimizin değiştiği yer yine Frankfurt’tur aslında. Organizasyon komitesinde yer aldığım için ayrıntısıyla biliyorum, 2008’de ülke olarak Frankfurt Kitap Fuarı’nda onur konuğu olmamız, yayıncılığımız açısından ciddi bir zihinsel sıçramaydı. Şöyle bir geçmişe bakınca, nereden nereye diyor insan! Bugün Türkiye’de her ülkeden sayısız kültür insanını ağırladığımız festivallerimiz, sadece İstanbul’da iki büyük uluslararası fuarımız ve tercüme edilmiş binlerce eserimiz var. Ama durmak yok, daha gidecek çok yolumuz olduğunun bilincindeyiz.

Bu yılın olumlu ve olumsuz yanları nelerdi? Yayıncılar açısından verimli geçtiğini söyleyebilir miyiz?

Bulunduğumuz noktadan geçmişe baktığımızda, ‘Ne kadar eksik şey varmış, ne kadar gerisindeymişiz dünyanın’ dediğimiz zamanlar için bile iyimser bakıyor ve iyi taraflarını görmeye çalışıyorum ben her zaman. Eşyanın tabiatı bu; her şey kendi içinde bir gelişime ve değişime tâbi. Bu yıla da aynı perspektiften bakıyorum. Geçen yıla göre daha fazla eser çevirdik, daha fazla kitap yayınladık, daha büyük bir kültür ekonomisi oluşturduk… Yıllardır düşlediğimiz şeyi gerçekleştirerek, Türk Klasikleri’ni dünyadaki okurlarla buluşturduk. “Okuyanların Ülkesi Türkiye” başlıklı sergiyi düzenledik, kültür ve edebiyat dünyamızı geçmişten bugüne tüm unsurlarıyla üstelik çok şık bir tasarımla sunduk.

Bazı yayıncıların katılmamasının sebebi ve sonucu ne olur?

Toplumsal olarak geçirdiğimiz zor dönemin doğal olarak hepimiz üzerinde travmatik etkileri oldu, oluyor. Fakat yayıncılık özelinde verimli bir yıl geçirdiğimizi söyleyebilirim. Ayrıca Ulusal Stand her yıl olduğu gibi bu yıl da büün yayınevlerine, her renge ve her çeşit yayına sonuna kadar açıktı. Katılanlar, eşit şartlarda yayınlarını sergiledi. Özellikle katılmayan yayınevlerine de önümüzdeki yıllarda bu büyük fuarda özel standlarıyla yerlerini almalarını tavsiye etmekten başka ne diyebilirim.

Son sorum: Bir yayıncı olarak olumlu olumsuz yayıncılığımızı değerlendirir misin? Neyin eksikliğini çekiyorsun ve hangi konuda “içim rahat” diyebiliyorsun?

Sarf edilen emek ve katedilen mesafe konusunda içim çok rahat. Ne teknik altyapı ne de Türk Klasikleri Projesi’yle gösterdiğimiz gibi muhteva konusunda hiçbir ülkenin gerisinde değiliz. Şahsen eksikliğini duyduğum tek şey var; bütün bunlarındoğru şekilde sunabilmeliyiz. Ciddi bir mesafe aldık, yine de aslında yetersiz olduğumuz başlığın bu olduğuna inanıyorum. Pazarlamanın ülkemizin genel sorunu olduğu bile söylenebilir. Çok iyi çalışan ajanslarımız var, eksiği kapatmaya çalışsalar da, mevcut eserlerimizin doğru pazarlanması çok önemli. Yine de genele baktığımızda görüyorum; doğru yoldayız ve iyi durumdayız.

Gülenay Börekçi

FELSEFE: Kutadgu Bilig, Yusuf Has Hacib

“Mutluluk bilgisi” anlamına gelen “Kutadgu Bilig”, Yusuf Has Hacib’in 11’inci yüzyılda mesnevi tarzında yazdığı bir eser. Buket Uzuner, ünlü dörtlemesinin ilk romanı “Su”da ondan çokça söz etmiş, “okuyanın elinden tutsun, ona hayatta yol göstersin” diye yazılmış bu mutluluk kitabını, dünyanın modern anlamda ilk kişisel gelişim kitabı saydığını anlatmıştı. İşte Yusuf Has Hacib’den bir alıntı: “Sözlerimi söyledim, düşüncelerimi yazdım. Bu kitap her iki dünya için doğruyu gösteren bir rehber, yardımcı bir eldir. Dosdoğru bir söz söyleyeyim size: Her iki dünyayı da devletle elinde tutabilen kişiden daha mutlu kimse yoktur. Ben kitabımı dört değer, doğru yasa, mutluluk, akıl, akıbet üzerine kurdum. Okuduğunda anlayacaksın, dikkat et!”

GEZİ: Seyahatname, Evliya Çelebi

Evliya Çelebi’nin 17’inci yüzyılda yazdığı 10 ciltlik muhteşem gezi kitabı. kimi zaman gerçekçi ve yalın, kimi zaman abartılı ve fantastiğe varan bir dille yazılmış kitapta kullanılan dil de muhteşem. Çelebi, 17’inci yüzyıl Osmanlı coğrafyasında yer alan her yere gitmiş, yazmış. İçinde tarih, coğrafya da var, halkın dili, dini, giyimi, kuşamı da… Aslında özetlemek zor, yazarın hayal gücünün de işe yarıştığı bu kitapta hakikaten yok yok. Hem bilgilendirici, hem de çok eğlenceli… Küçücük bir örnek: Osmanlı mutfağı araştırmacısı Marianna Yerasimos’a göre “Seyahatname”de, 44 pilav, 40 çorba, 23 baharat, 90 balık, 80 üzüm, 27 armut, 50’ye yakın ekmek çeşidinden bahsediliyor. Kalanını siz düşünün.

ŞİİR: Safahat, Mehmet Âkif Ersoy

“İstiklâl Marşı”mızın yaratıcısı Mehmed Âkif Ersoy, Doğu’yu ve Batı’yı dili, edebiyatı ve müziğiyle bilen bir aydın olmasının yanı sıra, milletiyle birlikte savaşı, acıyı, yenilgiyi ve zaferi görmüş bir şair. başka özellikleri de var: Veterinerlik Fakültesi’nin birincilikle mezun olan ilk öğrencisi. İstanbul Boğazı’nı yüzerek geçen bir yüzücü. At binen, gülle atan ve güreşen bir sporcu. İstanbul’u da biliyor, Anadolu’yu da. “Safahat” ise onun 1911-1933 arasında yayımladığı 7 kitaptaki şiirleri biraraya getirdiği eserinin adı. “Hayatın değişik yüzleri, görünümleri” anlamına geliyor. Anlatılanlara gelince; Âkif’in Osmanlı İmparatorluğu’nun hızla çökmeye başlaması karşısında duyduğu kaygıyla başlıyor, yüzyıllar boyu sürüp gelen dertler, buhranlar, insanların yaşadığı sosyal ve ekonomik sıkıntıları dile getirmişti.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment