Egoist okur

SON BAKIŞTA AŞK: “Her şey yalnızlıktan…”

Elis Şimşon’un yayın yönetmeni olduğum Picus için Teoman’ın şarkı sözlerinden yola çıkarak yazdığı yazı, harikulâdeydi. Elis daha sonra yazıyı gözden geçirdi ve Ot’ta yayınladı; Teoman da “İnsallık Halleri” kitabına aldı.

Kitabın önümüzdeki günlerde çıkacağını öğrenince, Teoman’la bir röportaj yaptım, biliyorsunuz. Eh, bu durumda Elis’in yazısını yayınlamasam olmazdı…

Gülenay Börekçi

teoman egoistokur elis simson insanlik halleri 1

Fotoğraflar: Ece Oğultürk

Bu O’nun hikayesi; varoluşsal yalnızlığın…

Walter Benjamin’in, Baudelaire’den esinlenerek tasvir ettiği modern kent hayatının içine, Teoman’ın anlattığı modern aşk hikayelerini yerleştiririm hayalimde. Benjamin, büyük şehir insanını büyüleyen şeyin “son bakışta aşk” olduğunu söyler. Teoman da, sanki Benjamin’i yankılar gibi, son bakışta yaşanan aşkları anlatır. Bu aşk hikayeleri, varoluşsal yalnızlığın aşk karşısında kazandığı zaferleri, kaybetmenin büyülü melankolisini ve kendini tüketmenin hayata tahammül etmek için en iyi yol olduğunu anlatan hikayelerdir. Hem sıradan hem büyülüydü bu hikayeler, hem çok acıklı hem de komik. Kahramanları hem çok güçlü hem de bir o kadar kırılgan; hem tutku dolu hem de bir o kadar yorgun.

Biraz daha derinden incelendiğinde, bu insanların bir varoluş biçimini simgelediğini görmek mümkün. Hepsinin ortak noktası yalnızlıkla damgalanmış olmasıdır. Kalabalık ve hızlı kent hayatının insanı yalnızlaştırdığını ve birbirine yabancılaştırdığını hepimiz biliyoruz, görüyoruz, hissediyoruz, acısını çekiyoruz… Fakat bu yalnızlık ve yabancılık hissi daha farklıdır, daha derindir; herhangi bir insanla giderilmesi imkansızdır. Bu varoluşsal bir yalnızlıktır. Dünya fırlatılmış olmanın, seçmediği halde doğmuş olmanın, tüm seçimlerinin yükünü taşımanın, hiç kimseyle tamamlanamayacak olmanın dinmeyecek özleminin, hayatın anlamsızlığının ve dünyanın yabancılığının ifadesidir. Teoman’ın anlattığı insanları “kahraman” yapan şey, bu varoluşsal yalnızlıkla nasıl baş ettikleridir: kimi direnir, kimi yüzleşir, kimi çoktan uyuşmuş ve yabancılaşmış, kimiyse umutsuzca teslim olur…

Mesela: “insan yaşar, hayali kadar / kimi hayal eder, bir ömür yettiği kadar / kimi inanmaz, kiminin kalbinde tanrı / kimi küser hayatına, kimi yakalar yıldızları.” (Yıldızları Yakalamak) Hayal kurmak, varoluşsal yalnızlığa tahammül etmenin yollarından biridir. İnsanlığın kurduğu en büyük hayal, yani Tanrı, kendimizi bu tuhaf dünyada yalnız hissetmememiz içindir aslında. Ama herkese göre değildir hayal kurmak, kimi görmezden gelemez bu anlamsızlığı. Kimiyse yüzleşir, dosdoğru en derinine bakar yalnızlığının ve delilik ile aydınlanma arasındaki o anda yakalar yıldızları.

Bir başka hikaye ise “hayat, yaşayacağız böyle nasıl olsa / zaten ölecek cesaretimiz yok” (Kaybedenlerin En Güzeli) diye başlar. Ölümü beklerken sorularla tüketir kendini bu hikayenin ana karakeri: “yaşamalı mı, ölmeli mi? / bir ihtimali beklemeli mi?/ sevmeli mi, sevmemeli mi?” Tüm ihtimaller arasında paralize olur. Fakat içinde büyüyen bir fırtına vardır sanki, susturulamaz bir isyan, dindirilemez bir tutku. Kendi kişisel tarihinde ileri doğru savrulur, isteksizce, hayata katlanarak. Bir enkaz vardır geçmişinde, o enkazla beraber sürüklenir geleceğe: biten aşkın enkazıdır bu. Ve tutkusunu alev alev canlandıran da onunla beraber sürüklenen bu yıkıntıdır, belki kalp parçaları, belki aşk kırıntılarıdır… Hala o’nun düşüncesiyle, o’nun aşkıyla yaşar aslında ama itiraf etmez, çünkü Kaybedenlerin En Güzelidir o, şu sözleri sayıklar: “zaten saçma sapan hayatım aslında/ işte yapayalnızım bu dünyada.”

Varoluşsal yalnızlıkla, kaybetme anının büyüsüne teslim olarak baş etmeye çalışan kişinin hikayesi ise Seninim Son Kez şarkısıdır. İki yaralı kalbin yanyana gelmesi zordur çoğu zaman. Ama hangimizin yarası yok ki? Evet kimisi düşkündür yaralarına, sever hep kanatmayı kabuk tutan yarayı. Canı yandıkça hisseder yaşadığını ve yalnızlığını. Beslendikçe acısından, büyütmeye başlar yaralarını ve şöyle der: “gideceğim ardıma bakmadan / bu uzlaşmaz iki kalp bizim/ yaralarını yarıştıran.” Bir yara daha yazılır haneye, kalp yeniden kanamaya başlar. Ama son bakışta aşkın büyüsüdür içten içe arzulanan: “kör olmuştum ışığından o zaman/ yavaş yavaş görüyorum/ göze alıp sensizliği şimdi/ seni terkediyorum.” Son bakış belki de bir aydınlanma anıdır; maskelerin düşer, ışığın altında çırılçıplak kalınır… ya da bir delilik anıdır; acı verecek olmasına rağmen hayata onsuz devam etmeye karar verilir. Çünkü acı diriltir uyuşuk varoluşu.

teoman egoistokur elis simson insanlik halleri

Bir de, farkında olmayanlar var tabii bu hikayelerde, tümüyle yabancılaşmış ve hissizleşmiş olanlar, yaşadığının bile farkında olmayanlar hatta, “dünya düşmüş üstlerine, kıpırdayamıyorlar, insanlar, denemiyorlar bile!” (İnsanlar) Kalabalıklarda sürüklenen, “kimyası değişmiş” bu renksiz ve monotonlaşmış insanları şaşırtan ve büyüleyen hiçbir şey kalmamıştır artık bu ışıklı metropol hayatında bile: “külçe gibi kalpleri/ kurumuş ağızları, dilleri/ hepsi yorgun yaşamamaktan.” (Terlemeden Sevişenler) Otomatik pilotta geçen günler sıradanlığın içindeki gizemi görecek gözü körleştirmiş, kalbi de kaskatı kesmiştir. Şaşıracak, esinlenecek, tutku duyulacak bir şey kalmamıştır. Rutinin kölesidir bu insanlar, Teoman’ın sözleriyle, “acıkmadan yiyen/ uyumadan önce ayaküstü/ terlemeden sevişenler.” Varoluşsal yalnızlığın farkında olmayan tüm uyurgezerler…

Ve anlatıcısına gelelim bu hikayelerin… Varoluşsal yalnızlığın, bu şarkıları ve bu hikayeleri üretmeye vesile olan ilham perisi olduğunu bilendir anlatıcı. İster bir fahişenin ya da bir zamparanın, ister bir sarhoşun ya da küçük bir çocuğun ağzından olsun, varoluşsal yalnızlığın farklı veçhelerini aktarabilecek kadar tanışıktır bu yalnızlıkla ve aslında çok da sever onu bir yanıyla. Tüm rollerden sıyrıldığı ve mutlu olduğu o an yalnızlığın gözlerinin içine korkusuzca baktığı andır. Teoman’ın bir söyleşisinde söylediği gibi, “kafayı yemekle, aydınlanma arasında gidip gelinen, ama ikisinin de aynı olduğunun” anlaşıldığı o büyülü andır. Varoluşsal yalnızlığa son bakışta aşık olunan o an… o anın gizeminde açılan hakikat şudur belki de: “Her şey yalnızlıktan…”

Elis Şimşon

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment