Egoist okur

VİKİNG DÜNYASI: Bir kitap niçin alınır?

Rüya Görme Sanatı köşesini epeydir ihmal eden Arzu Akgün geri döndü. Arzu, kitapla, edebiyatla ilgili yazıp çizen insanlar içinde en nevi şahsına münhasır olanlardan biri, benim de arkadaşım. Ama bir süredir kendini felsefeye ve çeviri çalışmalarına vakfetmişti. Bu yazıda, Alfa Yayınları’ndan çıkan “Viking Dünyası” adlı kitabı anlatıyor. Şahsen önce “Ne işi olur bu kızın o kitapla?” diye düşünmedim değil, ama okurken anladım: Sadece Vikinglerin tarihi, kültürü, ticari faaliyetleri, yayılma politikaları yoktu kitapta; kader, akıbet, tılsımlar, koruyucu ruhlar, bereket için yapılan ritüeller, elfler hatta fal ve büyü de vardı… Ve kendisi de uzaklardan gelen bir büyücüye benzeyen Arzu’nun dünyasında bütün yollar Tarot‘a çıkıyordu.

Arzu’ya hoşgeldin diyor, sizi kuzeye bir yolculuğa davet ediyorum.

Gülenay Börekçi

viking dunyasi egoistokur arzu akgun alfa 1

“Bu kitapları alıyorsun da sonra hepsini okuyor musun?” sorusu her ne kadar dalgasını geçsek de hâlâ pek çok kitap tutkununun maruz kaldığı bir durumdur. Bir kitap sadece okunmak için alınmaz oysa. Öyle olsa en başta evimdeki Osmanlıca, Rumca, İtalyanca kitapları açıklayamam. Belki de bir gün onların bana kendi dillerini öğretmelerini bekliyorumdur kimbilir.

Bir kitap niçin alınır? Resimlerine bakmak için, ara ara bakmak için, kapağı güzel olduğu için, arkadaşım yazdığı için, yayınevini çok sevdiğim için, çok emek verildiği için, kaynak kitap olduğu için, ilham almak için, masamda bile durması iyi geldiği için, ilk baskısı olduğu için, başka çevirisi olduğu için. Kitap almak için güzel bir sebep her zaman vardır.

Viking Dünyası kitabını gördüğümde ilk tepkim “Çok güzel!” oldu. Peki nesi mi güzel? Vikinglerle ilgili her şeyi yazmışlar, bundan daha güzel ne olabilir? Asteriks’in çizgi romanları ve Vikingler’in çizgi filmi çocukluğuma dair en güzel şeylerden ikisi ve maalesef Galyalılar da Vikingler de tarihsel gerçekliklerden ziyade çizgi film ve çizgi romanlardaki halleriyle zihnimde yer ediyor. Yine yakın zamanda okuduğum Kitap Yayınevi’nden çıkan Asteriks ve Roma Dünyası adlı kitap çizgi romandaki bilgilerle tarihi kaynaklara dair bilgileri tek tek karşılaştırıp şahane bir iş çıkarmış. Viking Dünyası’nda ise Vikinglerle ilgili her şey var. Her şey derken abartmıyorum. Hukuk ve toplum, kadınlar ve cinsel siyaset, kent kültürü, maddi kültürü, ticaret, tekstil ürünleri, savaşlar, yayılmaları, dinleri, mitolojileri, Tanrıları, dil, şiir, Hıristiyan olmaları, her şey. Makale makale, tane tane sıkmadan yormadan anlatmışlar.

Çizgi filminden sonra Vikinglere ikinci kez yolumun düşmesi Tarot kartlarının anlamlarını öğrenmeye çalışırken oldu. En çok sevdiğim kartlardan biri olan ve zihinsel aydınlanma, ödenen bedellerin karşılığını alma, kendini kurban etme gibi anlamları olan Asılı Adam, Tanrı Odin’in hikâyesinden geliyor. Runların [Rün şeklinde de geçiyor.] sırlarını öğrenmek isteyen Odin, dokuz gün dokuz gece baş aşağı olarak Bilgelik Kuyusu’na sallandırılmayı kabul eder. Runların sırrı kendisine verildiği anda ölür ancak yine Runların sihriyle yeniden dirilir. Hemen aklıma Babil’in iki düşmüş meleği Harut ile Marut geliyor. Onlar da sihri öğrendikleri için kıyamete kadar baş aşağı kuyuya sallandırırlar ve geleneğe göre hâlâ yaşamaktadırlar, büyü yapmak isteyen insanlar da hâlâ onlara başvurmaktadır.

Bizim Göktürk alfabesine de benzeyen Run alfabesi 24 harften oluşuyor ve hem fal bakmak hem de büyü yapmak için kullanılıyor ve bazı varsayımlara göre Tarot’un Major Arkana’sındaki kartlar Run alfabesinden geliyor. Run alfabesinin kehanet içeren anlamlarına baktığımızda ise gerçekten temel anlamlar düzeyinde ilginç benzerlikler var. Mesela güç, egemenlik, kontrol gibi anlamları olan Thurisaz, İmparator kartını, denge, çatışma, karşılıklı olma hali gibi anlamlarının yanı sıra ikili ilişkileri de temsil eden Gebo, Aşıklar kartını çağrıştırdı bana hemen.

Tabii bunlar biraz işin dedikodu kısmı. Kitapta Run alfabesiyle ilgili bölümlere baktığımda ise ilk gözüme çarpan Viking Çağında Şiir bölümü oldu. İsveç’te Uppland’a bağlı Ballsta’da toplanma yerinde hâlâ dikili duran iki taş, anıt yapımını sipariş etmiş üç kişinin ismi ve rünleri yontan dördüncü bir kişinin ismiyle çerçevelenmiş halde şu dizeleri içeriyormuş:

Daha heybetli bir anıt
Daha bulunamaz
Ulv’un oğullarının
Onun için yaptığından
Çalışkan çocuklar,
Babalarının ardından,
Taşları diktiler ve
Asayı da hallettiler,
Heybetli olanı
Şeref nişanesi olsun diye.
Gyrid de sevmişti kocasını.
Onun da yası anılacak burada.

Vikinglerdeki sözlü şiir geleneği, anıtlara yazılanlar, kahramanlık hikâyeleri, hagiografik biyografiler, hepsi anlatılmış. Hatta bir makalenin sonunda Ortaçağ müziğini 13. yüzyılda seslendirilmiş olabileceği haliyle icra etmeye çalışan bir müzik grubunu dinlememizi tavsiye etmiş yazar. Youtube’a Sequentia Edda yazarsanız çok hoş şeyler çıkacak karşınıza.

Kitap bütünlüklü olarak bir tarihi ve kültürü sunmakla birlikte benim gibi atlaya atlaya canınızın istediği, merak ettiğiniz bölümleri okuyan biriyseniz de sizi üzmüyor. Runlardan sonra kendimi bulduğum bölüm ise Cüceler ve Elfler oluyor. Bakalım neymiş onların aslı astarı.

Eski Kuzey mitolojisinde cüceler doğaüstü varlıklar arasında açıkça belirlenmiş bir sınıfı temsil etmezler, anlatılarda da özellikle etkin bir topluluk olarak değerlendirilmezlermiş. Bilge yaratıklar olarak değerlendirilmeleri Eski Kuzey mitolojisindeki rollerinden bağımsız olarak Kuzey Avrupa’daki sonraki yıllara ait Hıristiyan folkloruna aitmiş, oradan da peri masallarına ve çocuk edebiyatına geçmiş. Şiirsel Edda’da din dışı bir metin olan Kâhin Kadının Kehaneti’nin sekizinci kıtasında ise cücelerin lordunun, ilk devin kanı ve kemiklerinden yaratıldığı söyleniyormuş. Ayrıca Odin’in kol halkasının, Thor’un çekicinin ve Freyja’nın kolyesinin zanaatkârları olarak cüceler kabul ediliyormuş.

Snorri’nin Gylfaginning’ine göre, elflerde, “siyah elfler” ve “ışık elfleri” olarak mitolojik bir ayrım varmış. “Işık elflerine bakmak Güneş’e bakmaktan daha hoştur ama siyah elfler ziftten karanlıktır” demiş Snorri.

Kitaba şöyle bir bakmak için oturmuşken akşamı ettim. Kader, akıbet, tılsımlar, koruyucu ruhlar, bereket için yapılan ritüeller derken bambaşka bir dünyanın içine girdim.

Tabii dediğim gibi bunlar daha çok benim ilgimi çeken konular, Vikinglerin ticari faaliyetleri, yayılma politikaları, Hıristiyanlaşmalarının üzerlerindeki etkileri, Arapça kaynaklarda Vikingler, Danimarka’nın ortaya çıkışı gibi pek çok ilginç konuda metinler de var.

Bugün beni dünyanın karanlığından Viking şiirleri okumak kurtardı. Kitaplara sığınmak, yeniden başlamaya hep yeter. Gökten üç elma düşmüş, biri bu kitabın çevirmenine, biri editörüne, biri de bu kitabı kaç kişi alır ki diye düşünmeden basan yayın yönetmenine gitsin.

Arzu Akgün

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Comments
One Response to “VİKİNG DÜNYASI: Bir kitap niçin alınır?”
  1. Sir says:

    Kitap bazen sessiz dost olur insana ve ona konusmadan derdini dökersin :) yazınız gayet hoş olmus kalemine sağlık..

Leave A Comment